Volkan Karsan [email protected] Volkan Karsan

Çevre için sıkıyönetim!

28 Ağustos 2026, 08:12 ---


Sıkıyönetim kelimesini duyunca akla tanklar, yasaklar, özgürlüklerin askıya alınması geliyor. Üstelik Türkiye'nin yakın siyasi tarihinde sert yönetim dönemlerinin emeği ve özgürlükleri çoğu zaman mağdur ettiğini; buna karşılık sermayenin önünü açan, doğayı ve çevreyi hoyratça kullanabilen anlayışları ise pek de mağdur etmediğini düşünüyorum.

Benim önerdiğim sıkıyönetim ise biraz başka.

Bu kez sıkıyönetimi çevreyi kirletme özgürlüğümüze uygulayalım.

Çünkü çevre konusunda yıllardır aynı yöntemi deniyoruz. Kampanyalar yapılıyor, kamu spotları yayınlanıyor, vatandaş “duyarlı olmaya” çağrılıyor. Sonuç ise ortada: Denizlerimiz, yollarımız, piknik alanlarımız, hatta çöp konteynerlerinin çevresi plastik ve cam şişelerden geçilmiyor.

Belki de sorun, insanları yeterince ikna edemememiz değil; yanlış davranışın bedelini yeterince hissettiremememizdir.

Depozito sistemi bunun en güzel örneği. 1 Temmuz 2026 itibarıyla ülke genelinde zorunlu hale gelen Depozitosu Olan Ambalajlar sistemi, teoride son derece doğru bir fikir. Şişeyi çöpe atmak yerine geri getiriyor ve karşılığında para alıyorsunuz.

Ama burada küçük bir problem var: Bir lira artık insanların davranışını değiştirecek kadar büyük bir para değil.

Üstelik sistem henüz yeni. Makinelerdeki arızalar, doluluk, ambalajların kabul edilmemesi ve uygulamadaki haritayla sahadaki durumun zaman zaman örtüşmemesi vatandaşın hevesini kırabiliyor.

Oysa depozitonun gerçekten işe yaradığı ülkelerde mesele yalnızca çevre bilinci değil, ekonomik disiplin. İnsan şişeyi çöpe attığında kayda değer bir parayı da çöpe attığını biliyor; geri götürdüğünde ise parasını alıyor. Çevrecilik böylece bir temenniden çıkıp günlük hayatın hesabına dönüşüyor.

Bizde de aynı mantık işletilebilir. Üstelik sistemin en fazla ihtiyaç duyduğu yerlerden biri yaz aylarında nüfusu katlanan tatil bölgeleri. Bodrum, Marmaris, Datça, Çeşme gibi yerlerde milyonlarca içecek ambalajı dolaşıma girerken, iade noktalarının da buna göre planlanması gerekmez mi?

Sistemin doğmuş olması, çocuğun sağlıklı doğduğu anlamına gelmiyor.

Asıl hedef, makine sayısını artırmak değil; vatandaşın elindeki şişeyi çöpe atmayı aklından bile geçirmeyeceği bir düzen kurmak olmalı.

Buradan çöp ayrıştırmaya geliyoruz.

Plastik, cam, kâğıt, metal ve organik atığın birbirinden ayrılması neden hâlâ büyük ölçüde gönüllülüğe bırakılıyor? Bunun çevre için özendirilecek bir davranıştan ziyade, normalleştirilecek ve gerektiğinde zorunlu tutulacak bir vatandaşlık kuralı olması gerekmiyor mu?

Çünkü bazı toplumlarda insanların her defasında ikna edilmesi gerekmiyor. Kural var, uygulanıyor ve herkes bir süre sonra ona göre yaşamayı öğreniyor.

Üstelik mesele yalnızca plastik değil. Evlerde ortaya çıkan sebze ve meyve artıkları, özellikle yaz aylarında karpuz kabukları gibi ciddi miktarda organik atık, hâlâ büyük ölçüde evsel çöpe gidiyor. Bunları tarım, hayvancılık ve kompost sistemlerine kazandıracak bir döngü kurulabilse hem çöp miktarı hem de depolama maliyeti azalır.

Bir başka basit ama önemli ayrıntı da çöp konteynerleri.

Rüzgâra açık, kapağı olmayan veya çevresine saçılmayı engellemeyen konteynerlerden çıkan plastik ve kartonlar birkaç saat içinde yeniden sokağa, tarlaya, dereye hatta denize ulaşabiliyor. Sonra bütün sorumluluğu çöp atan vatandaşa yüklüyoruz.

Oysa sistemin de sorumluluğu var.

Çöpü ayrıştırarak geçinen insanların konteynerlerden çıkardıkları malzemeleri çevrede bırakması da ayrıca düzenlenmeli. İşine yarayanı alıp geri kalanını yerde bırakmak, temizleme sorumluluğunu başkasına yüklemek olmamalı.

Gelelim plastik poşete…

Poşetleri ücretli hale getirmek doğru bir adımdı. Fakat 1 lira bugün ciddi bir caydırıcılık yaratmıyor. Amaç poşetten para kazanmak değil, insanı poşet taşımaktan vazgeçirmek olmalı.

Ninelerimizin pazar filelerini hatırlayanlar bilir. File, alışverişin doğal bir parçasıydı. Bugün yeniden kullanılabilir çantalar ve bez torbalar hayatımıza zaten yavaş yavaş giriyor. İnsan davranışı bir kez değiştiğinde plastik poşete olan ihtiyaç da azalıyor.

Bunun için bazen biraz daha sert olmak gerekiyor.

Çünkü çevre politikası yalnızca “lütfen doğayı koruyun” cümlesinden ibaret olamaz. Ekonomik teşvik, caydırıcılık, zorunluluk ve denetim de çevre politikasının araçlarıdır.

Hatta çevre konusunda liberal, özgürlükçü ve demokrat olmakla devletin kural koyması arasında düşündüğümüz kadar büyük bir çelişki de yoktur. Başkasının yaşama alanını kirletme özgürlüğünü sınırlamak, ortak yaşamın gereğidir.

Benim “çevre sıkıyönetimi” dediğim şey tam da bu.

Şişeyi çöpe atma.

Çöpünü ayrıştır.

Poşetini kendin getir.

Organik atığını ayrı tut.

Çöpünü konteynerin dışına bırakma.

Ve bunların hiçbirini yalnızca vatandaşın vicdanına bırakma.

Çünkü Türkiye’de çevre konusunda belki de en büyük eksiğimiz çevre bilinci değil, kural bilinci.

Bazen insanlara doğru şeyi yapmalarını söylemek yetmez.

Doğru şeyi yapmayı mecbur bırakmak gerekir.

Çevre için sıkıyönetim ilan edelim mi?

En azından çöp konusunda biraz olsun.

UNUTMAYIN… Bu dünyayı torunlarımızdan ödünç aldık. BUGÜN DÜNYA BARIŞI, ÇEVRE, HAK VE ADALET İÇİN BİR ŞEYLER YAPMIŞ OLMANIZI DİLİYORUM.

ETİKETLER :
YORUMLAR (3)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
  • Özerg28 Ağustos 2026 22:20

    Havuz problemi, tren problemi, gibi bir sürü şeyden önce ÇEVREYE SAYGI PROBLEMİ dersleri konmalı müfredata. Piknik ülkemizde eşittir Pislik. Değerli bölgelerde piknik yapılması çok kısıtlı olmalı, çevre görevlisi kontrol etmeli, herkes çerini çöpünü kontrollü giriş noktasında efendice ayrışmış şekilde konteynerlere bırakmalı, cezalar caydırıcı olmalı. Halk cahilse ve çok nüfus varsa başka yöntemler işe yaramaz. Evet dibine kadar sıkıyönetim ve ceza!

  • Av. Çiler Nazife Koşar28 Ağustos 2026 16:51

    Sayın Karsan, çevre meselesinin artık yalnızca bilinç değil, aynı zamanda hukuk ve yönetim meselesi olduğunu çok isabetli ortaya koymuşsunuz. “Kirletme özgürlüğü” diye bir özgürlük olamaz; hiç kimse ortak yaşam alanını tahrip etmeyi bireysel tercih sayamaz. Ancak gerekli olan keyfî bir sıkıyönetim değil; açık, ölçülü, uygulanabilir ve herkese eşit uygulanan kurallardır. Vatandaşa çöpünü ayırma yükümlülüğü getiriliyorsa yeterli konteyner, düzenli toplama ve erişilebilir iade sistemi kurulmalı. Sorumluluk yalnızca yere şişe atan kişiye yüklenemez; ambalajı piyasaya sürenden altyapıyı kurmayan ve denetlemeyen idareye kadar bütün zincir sorumlu. Çünkü caydırıcılığı sağlayan, cezanın ağırlığından önce denetimin sürekliliği ve yaptırımın kaçınılmazlığı. Yazınızdaki en güçlü tespit bu: Sorunumuz yalnız çevre bilinci değil, kural bilinci de. Çevre için olağanüstü bir rejimden ziyade, olağan hukukun kararlılıkla uygulanmasına ihtiyacımız var. Kaleminize sağlık.

  • Ertan Türkoğlu 28 Ağustos 2026 15:05

    Çok güzel yazmışsınız. Ancak belediyeler bu konuda çok zayıf. Şehrin göbeğinde, Ortaköyde, ayrıştırılmış çöp toplama kutuları yok.

BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 68,35 0,74 355.420.000.000,00
ALBRK 8,89 -0,11 22.225.000.000,00
GARAN 129,60 0,23 544.320.000.000,00
HALKB 43,96 0,18 315.842.842.726,32
ICBCT 15,18 -0,65 13.054.800.000,00
ISCTR 12,70 0,24 317.500.000.000,00
SKBNK 5,20 1,17 13.000.000.000,00
TSKB 9,91 -0,20 27.748.000.000,00
VAKBN 34,44 1,59 341.504.337.252,12
YKBNK 35,70 0,73 301.559.730.838,80