BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 69,55 -4,14 361.660.000.000,00
ALBRK 8,40 -3,45 21.000.000.000,00
GARAN 127,80 -4,56 536.760.000.000,00
HALKB 46,08 -2,12 331.074.572.175,36
ICBCT 18,20 -3,24 15.652.000.000,00
ISCTR 13,36 -3,47 334.000.000.000,00
SKBNK 6,32 -2,47 15.800.000.000,00
TSKB 11,23 -2,26 31.444.000.000,00
VAKBN 33,88 -5,20 335.951.421.199,24
YKBNK 34,68 -5,35 292.943.738.529,12

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaKazandıran SohbetlerİTO Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken'den İstanbul'un hafızasına yolculuk----

İTO Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken'den İstanbul'un hafızasına yolculuk

İTO Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken'den İstanbul'un hafızasına yolculuk
28 Temmuz 2026 - 08:40 www.finansingundemi.com

Dr. Erhan Erken, ahilik kültüründen ticaret ahlakına, Kapalıçarşı'dan İstanbul'un büyüme hikâyesine uzanan söyleşide, "İstanbul sadece sarayların değil; çarşıların, hanların ve insan hikâyelerinin de şehridir" diyerek kentin gerçek kimliğini anlattı.


Volkan Karsan - Finansingundemi.net / Kazandıran Sohbetler

Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) bünyesindeki en büyük ve en etkili meslek kuruluşu olan İstanbul Ticaret Odası'nın (İTO) Meclis Başkanı Dr. Erhan Erken ile ikinci kez bir araya gelmemizin sebebi, bu kez ekonomi gündemi değildi. Sosyal medyada karşıma çıkan "Semt Hikâyeleri" başlıklı paylaşımları, İstanbul'un sokaklarına, çarşılarına ve hafızasına açılan zarif birer pencere gibiydi. Her biri, şehrin çoğu zaman fark etmeden yanından geçip gittiğimiz mekânlarını; tarihi, ticareti ve insan hikâyeleriyle yeniden okumaya davet ediyordu.

Bu merak, bizi yalnızca "Semt Hikâyeleri"ne değil, Kapalıçarşı'dan Mısır Çarşısı'na, İstanbul'un büyüme serüveninden şehir hafızasına, ticaret kültüründen liyakat anlayışına uzanan geniş bir sohbete taşıdı. Bir yanda Türkiye'nin en büyük ekonomi örgütlerinden birinin karar mekanizmasını yöneten bir isim, diğer yanda doktora çalışmasını İstanbul'un gelişimi üzerine yapan ve kenti adım adım okumaya çalışan bir şehir meraklısı vardı. Sohbet boyunca ben yeni şeyler öğrendim; ortaya da okurlarımızın da ilgiyle takip edeceğini düşündüğüm, sadece ekonomiyi değil İstanbul'u ve onu var eden ticaret kültürünü de anlatan bir söyleşi çıktı.

“BİZİM İÇİN İTO’NUN YÖNETİM ORGANLARINDA GÖREV ALMAK, AYNI ZAMANDA ÇOK CİDDİ BİR SORUMLULUĞU GÖNÜLLÜ OLARAK YÜKLENMEK DEMEKTİ, BİR BAKIMA ATEŞTEN GÖMLEK GİYMEK GİBİYDİ”

- İTO Meclis Başkanlığı’na uzanan oda çalışmalarınızın temel motivasyonu neydi? İTO Meclis Başkanı olarak en çok üzerinde durduğunuz konu ne?

- Biz, çeşitli sektörlerden arkadaşlarımızla oda yönetimine talip olduğumuz dönemde —ki yaklaşık 30 yıl öncesinden söz ediyorum— bazı temel ilkelere özellikle önem veriyorduk.

Türkiye’deki oda ve borsaların tarihî arka planında loncaların ve ahilik sisteminin bulunduğunu; dolayısıyla ahilik ve onun dayandığı fütüvvet prensiplerinin odalarda ve iş âleminde daha fazla karşılık bulması gerektiğini savunuyorduk. Gerçi Dersaadet Ticaret Odası 1882’de Fransız sistemi örnek alınarak kurulmuştu. Fakat biz, bu toprakların asıl hamurunda ahilik ve fütüvvet ruhunun bulunduğunu düşünüyorduk.

Bunun iş hayatındaki karşılığı bizim için oldukça açıktı:

Üretimde kalite, meslek mensupları arasında dayanışma, ticaret ahlakına mutlak riayet, mesleki eğitimde ahlaki unsurlara özel önem verilmesi, kamu malına karşı ciddi hassasiyet, yönetici konumundakilerin kendilerini seçenlerin haklarını titizlikle korumaları, üyelerin menfaatlerinin kamu yönetimi nezdinde ciddiyetle takip edilmesi ve üyelerin yurt dışına daha fazla açılmalarının sağlanması…

Bilirsiniz, ahilikte mesleğinin gereklerine ve ahlakına aykırı davrananların “pabucu dama atılır”, gerektiğinde ticaretten men edilirmiş. Yani ahlak, ticaretin yanında duran ayrı bir unsur değil, bizzat ticaretin temel şartlarından biri olarak görülürmüş.

Bizim için İTO’nun yönetim organlarında görev almak, aynı zamanda çok ciddi bir sorumluluğu gönüllü olarak yüklenmek demekti. Bir bakıma ateşten gömlek giymek gibiydi.

2005’ten sonra İTO’nun farklı birimlerinde görev aldım. Yönetim Kurulu üyeliği, üniversitede Mütevelli Heyet Başkanlığı ve son olarak Meclis Başkanlığı yaptım. Bütün bu görevlerde temel yaklaşımım aynı oldu. Beraber yola çıktığımız arkadaşlarımızın da büyük ölçüde aynı hassasiyet ve motivasyonla çalıştıklarına inanıyorum.

Elbette bir yerde görev alıyor, sorumluluk üstleniyor ve iş yapmaya çalışıyorsanız zaman zaman hatalar da olabilir. Burada önemli olan bilerek yanlış yapmamak, samimiyetten uzaklaşmamak ve başlangıçta ortaya koyduğunuz temel ilkelerden sapmamaktır. Hata, iş yapmanın tabii bir sonucu olabilir; fakat ilkelerden vazgeçmek başka bir şeydir.

Meclis Başkanlığı ise İTO’da daha ziyade temsili ve kurumsal bir görevdir. İcracı arkadaşlarımızın çalışmalarını denetleyen, stratejik kararlarını müzakere eden ve temel konularda karar alan bir Meclisimiz var. Biz de bu Meclisin çalışmalarını yönetiyoruz. Bu görevde de yukarıda ifade ettiğim temel ilkeler çerçevesinde, arkadaşlarımızla istişare ederek sistemin sağlıklı biçimde işlemesine gayret ediyoruz.

“İSTANBUL SADECE SARAYLARIN, CAMİLERİN VE SURLARIN ŞEHRİ DEĞİLDİR, AYNI ZAMANDA ÇARŞILARIN, HANLARIN, LONCALARIN VE ÜRETİM MERKEZLERİNİN ŞEHRİDİR”

- Doktora çalışmanız İstanbul'un mekânsal gelişimi üzerine. Bir yandan da Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı üzerine uzun yıllardır çalışıyor, yazıyor ve anlatıyorsunuz. Sizce İstanbul'u anlamanın yolu önce ticaret tarihini anlamaktan mı geçiyor? 

- İstanbul’u anlamanın tek yolunun ticaretin tarihinden geçtiğini söylemek biraz yetersiz kalabilir. Ama ticaret tarihini anlamadan da İstanbul’u tam anlamıyla kavrayamayacağımızı düşünüyorum.

Çünkü İstanbul sadece sarayların, camilerin ve surların şehri değildir. Aynı zamanda çarşıların, hanların, loncaların ve üretim merkezlerinin şehridir. Bu şehir yüzyıllar boyunca ticaret sayesinde büyümüş, zenginleşmiş ve farklı kültürleri bir araya getirmiştir.

Doktora çalışmamda da aslında bunu incelemeye çalıştım. İstanbul’un son kırk yıldaki dönüşümünü gıda, tekstil ve kuyumculuk sektörleri üzerinden takip ettim. Şunu gördüm ki ekonomik hayat değiştikçe şehrin mekânları ve oralarda yaşanan hayat da  değişiyor.

İş merkezleri yer değiştiriyor, üretim biçimleri dönüşüyor, semtlerin kimliği farklılaşıyor. Yani ekonomi sadece rakamlardan ibaret değil; sokağı, mahalleyi ve hatta insanların gündelik hayatını şekillendiriyor. 

Kapalıçarşı ve Mısır Çarşısı üzerine uzun yıllardır çalışmamın sebebi de bu. Buralar yalnızca alışveriş yapılan yerler değildir. Aslında İstanbul’un hafızasının en canlı mekânlarıdır. Bir çarşıyı incelerken sadece dükkânlara bakmıyorsunuz; esnaf kültürünü, vakıf sistemini, loncaları, insan ilişkilerini ve medeniyet anlayışını da okuyorsunuz.

Bir Hayat Birkaç Semt adlı kitabımızı hazırlarken de aynı düşünceyle hareket ettim. Şehri sadece binalar üzerinden değil, insanların yaşadığı semtler üzerinden anlatmaya çalıştım. Çünkü bir semt, aslında o şehir medeniyetinin küçük bir özetidir. Bir semtin sokakları, komşulukları, çarşısı, camisi, kahvesi ve esnafı birlikte okununca İstanbul kendini anlatmaya başlıyor. 

Üniversitede verdiğim derslerde de öğrencilerime hep şunu söylemeye çalışıyorum: Bir şehri haritadan okuyabilirsiniz; ama onu gerçekten anlamak için sokaklarında yürümek, çarşılarında vakit geçirmek ve insanlarını dinlemek gerekir. İstanbul’u anlamak biraz da mekânla insan arasındaki ilişkiyi okuyabilmektir. İstanbul fetihten sonra yeniden kurgulanırken şehrin farklı tepelerine kondurulan külliyeleri anlamadan bu şehrin yapısını anlayabilmek zordur.

Dolayısıyla bana göre İstanbul’u anlamanın yolu; tarihini, ticaretini, mimarisini ve insan hikâyelerini birlikte okuyabilmekten geçiyor. Bunlardan biri eksik kaldığında şehir de eksik anlaşılmış oluyor.

“İSTANBUL’UN GERÇEK TARİHİ ÇARŞILARINDA, SEMTLERİNDE VE O SEMTLERDE YAŞAYAN İNSANLARIN HATIRALARINDA DA YAZILIDIR. ŞEHRİ ANLAMAK İÇİN BU ÜÇ KİTABI BİRLİKTE OKUMAK GEREKİR.”

- İstanbul son yıllarda finans merkezi olmayı konuşuyor. Sizce İstanbul'un gerçek kimliği finans mı, ticaret mi, üretim mi?

- Son dönemlerde İstanbul’un bir finans merkezi olması ve turizm yönünün daha fazla öne çıkarılması gibi hedefler daha sık telaffuz ediliyor. Gerek merkezi yönetim gerekse yerel yönetimler bu doğrultuda çeşitli kararlar alıyor ve uygulamalar gerçekleştiriyor.

İstanbul gibi kıtaların birleştiği, tarih boyunca ticaret yollarının merkezinde bulunmuş bir şehrin hem bölgesinde hem de daha geniş bir coğrafyada güçlü bir finans merkezi olması elbette önemlidir. 2025 verilerine göre ülke ihracatının yaklaşık yüzde 35’i İstanbul’dan yapılıyor. Gümrük beyannameleri üzerinden bakıldığında bu oran zaman zaman daha da yukarı çıkabiliyor. Türkiye’nin millî gelirinin de yaklaşık yüzde 30’u İstanbul’da üretiliyor. Dolayısıyla böylesine büyük bir ekonomik hacme sahip şehrin finans merkezi olması son derece tabii.

Turizm açısından da İstanbul çok önemli bir yere sahip. Türkiye’ye gelen turistlerin önemli bir bölümünü ağırlıyor ve yıllık ziyaretçi sayısı 20 milyona yaklaşıyor.

Fakat bütün bunları konuşurken gözden kaçırmamamız gereken daha temel bir mesele var: İstanbul her şeyden önce bir kültür ve medeniyet şehridir. Yüzyıllardır medeniyetimizin en önemli şehirlerinden biri, hatta belki de en başta gelen şehridir.

Bu nedenle İstanbul’a yalnızca finans, turizm veya ekonomik büyüklük üzerinden bakamayız. İstanbul yaşayan bir organizmadır. Özellikle turizm yatırımları yapılırken bu gerçek hiçbir zaman ihmal edilmemeli; turizm uğruna şehrin tabii hayatına gereksiz müdahalelerde bulunulmamalıdır.

Mesela bir dönem Sultanahmet ve Cağaloğlu çevresinde maksadı aşan bazı müdahaleler yapıldı. İstanbul’un en önemli kültür ve yayıncılık muhitlerinden biri olan Cağaloğlu, tarihî kimliğini büyük ölçüde kaybetti ve bölge neredeyse tamamen turizmin ihtiyaçlarına göre şekillendirilmeye çalışıldı.

Benzer şekilde tarihî İstanbul’un, yani bugünkü Fatih’in, kendi sakinlerinin artık rahatlıkla yaşayamadığı bir bölge hâline gelme tehlikesi ortaya çıktı. Fatih’in eski sakinleri zaman içerisinde buralardan uzaklaştı; onların yerine şehrin tarihî ve kültürel dokusuyla her zaman uyumlu olmayan yeni bir demografik yapı oluşmaya başladı.

Neyse ki son dönemlerde bu hatalı politikalardan nispeten dönülmeye başlandığını görüyoruz.

Burada bana göre en önemli mesele, tarihî şehrin yaşayan bir müzeye dönüşmemesidir. Bir şehri sadece binalarıyla koruyamazsınız; insanıyla, ticaretiyle, mahalle hayatıyla ve gündelik yaşantısıyla birlikte korumanız gerekir. Bu nedenle demografik yapıya da dikkat edilmelidir. Kendi sakinlerinin içinde yaşayamadığı veya tarihî ve kültürel kimliğiyle bağları zayıflayan bir şehir, zamanla gerçek kimliğini kaybeder.

Tarihî İstanbul’da ticaret devam etmeli, insan sirkülasyonu canlı tutulmalıdır. Trafik buna göre düzenlenmeli, otopark imkânları artırılmalı ve bölgenin sakinleri günlük hayatlarını rahatlıkla sürdürebilmelidir. Çünkü şehri korumak, yalnızca tarihî eserleri korumak değildir; o eserlerin çevresinde devam eden hayatı da korumaktır.

Üretim konusunda ise farklı bir denge kurulması gerektiğini düşünüyorum. Şehrin merkezî ve tarihî bölgelerinde sanayi üretimi daha sınırlı tutulmalı; bu fonksiyonlar İstanbul’un dış çeperlerine ve daha geniş ölçekte Marmara Bölgesi’ne doğru planlı biçimde kaydırılmalıdır.

Bu yönde özellikle son 30 yılda ciddi çalışmalar yapıldığını görüyoruz. Ancak meseleye yalnızca İstanbul’un sınırları içerisinden değil, bütün Marmara Bölgesi’ni kapsayan daha geniş bir planlama anlayışıyla yaklaşılması gerektiğine inanıyorum.

Dolayısıyla İstanbul’un gerçek kimliğini finans mı, ticaret mi, üretim mi diye tek bir başlık altında tarif etmek bana çok doğru gelmiyor. İstanbul ticaret yapan, üreten, finans merkezi olan ve dünyadan milyonlarca insanı ağırlayan; fakat bütün bunları tarihî, kültürel ve insani kimliğini muhafaza ederek yapmak zorunda olan bir medeniyet şehridir.

YARIN: ESNAF KÜLTÜRÜ VE SEMT HİKAYELERİ

Hikmet Baydar: En önemli sorun ekonomide serbest piyasadan uzaklaşılması, oligopol ortama girilmesiHikmet Baydar: En önemli sorun ekonomide serbest piyasadan uzaklaşılması, oligopol ortama girilmesi

Kadınlarda kalp krizi neden artıyor? Prof. Dr. Avcı'dan hayat kurtaran uyarılarKadınlarda kalp krizi neden artıyor? Prof. Dr. Avcı'dan hayat kurtaran uyarılar

Bağımsız, tarafsız İstanbul Tahkim Merkezi adım adım 'küresel adaletBağımsız, tarafsız İstanbul Tahkim Merkezi adım adım 'küresel adalet" olma yolunda

Doç. Dr. Efe Tokdemir’den terörün perde arkasına dair çarpıcı analizDoç. Dr. Efe Tokdemir’den terörün perde arkasına dair çarpıcı analiz

Yavuz Altun’dan gıda hilecilerine uyarı, marketlere israfı bitirecek bomba öneriYavuz Altun’dan gıda hilecilerine uyarı, marketlere israfı bitirecek bomba öneri

Giyimde kütürel mirasa yeni bir ruh verildi, Pür Atölye ile kadın emeği sanata dönüştüGiyimde kütürel mirasa yeni bir ruh verildi, Pür Atölye ile kadın emeği sanata dönüştü

YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)