| Hisse | Fiyat | Değişim(%) | Piyasa Değeri |
|---|---|---|---|
| AKBNK | 66,60 | -0,45 | 346.320.000.000,00 |
| ALBRK | 8,08 | -0,49 | 20.200.000.000,00 |
| GARAN | 126,70 | 0,16 | 532.140.000.000,00 |
| HALKB | 36,58 | -0,22 | 262.819.180.776,36 |
| ICBCT | 14,21 | 0,07 | 12.220.600.000,00 |
| ISCTR | 13,15 | -0,23 | 328.749.605.500,00 |
| SKBNK | 9,98 | -1,58 | 24.950.000.000,00 |
| TSKB | 11,11 | -0,09 | 31.108.000.000,00 |
| VAKBN | 30,70 | -1,92 | 304.418.790.756,10 |
| YKBNK | 33,06 | -0,36 | 279.259.515.449,04 |
E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Volkan Karsan – Finansingundemi.com / Kazandıran Sohbetler
Savaş Orta Doğu’da ama tüm dünyayı etkiliyor. Ekonomi, turizm, Hindistan’dan Tayland’a herkesi bir şekilde alışık olduğu hayatın dışına savuruyor. Bir deli bir kuyuya taş atıyor, bin akıllı çıkartamıyor. Peki, bir delinin yaptıkları kaç milyon insanın psikolojisini bozuyor?
GATA Askeri Psikoloji ve Harp Psikiyatrisi Bilim Dalı’nın kuruluşunda görev alan uzman psikiyatr Dr. Zekeriya Yelboğa’ya sorduk. Savaştan psikolojik olarak kim nasıl etkilenecek diye… Oldukça uzun bir söyleşi oldu ama çok yeni bilgiler edindik…

“BİR UYARAN BOMBARDIMANI İÇİNDEYİZ, ZİHNİMİZ SÜREKLİ BÖLÜNÜYOR, DERİNLEŞME YETENEĞİMİZİ KAYBEDİYORUZ, BU DA YAŞAMDA ANLAM BULMAYI ZORLAŞTIRIYOR”
- Sayın Yelboğa, burnumuzun dibinde bir savaş yaşıyoruz. Dünya diken üstünde… Eğitim ve kariyerinizi de bizimle paylaşarak bugün dünyadaki psikolojik durumu özetleyebilir misiniz?
- GATA mezunu bir hekim olarak 2010 yılında yine Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde psikiyatri uzmanı oldum. GATA Askeri Psikoloji ve Harp Psikiyatrisi Bilim Dalı’nın kuruluşunda görev aldım. Burada travma ve stresörlerle ilgili çeşitli çalışmalar yaptım.
Meslek hayatının büyük kısmında travma ve stresörlerle ilişkilibozukluklar, panik bozukluk, dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu,bipolar bozuklukta EMDR terapisi, gebelikte kaygı bozuklukları vedepresyon, kayıp, yas ve ölüm, kanser psikolojisi ve psikiyatrikbozukluklar ve terapileri, şizofreni ve obsesif kompulsif bozuklukalanlarında araştırmalar yaptım.
Günümüz dünyasını bir "klinik tablo" olarak ele alırsak, kolektif ruh halimizi "kronik hiper-uyarılmışlık" ve "adaptasyon yorgunluğu" olarak tanımlayabilirim.
Bir kere kolektif kaygı yaşamakta olduğumuzu düşünüyorum. Belirsizlik artık bir istisna değil, kural haline geldi. Ekonomik dalgalanmalar, iklim krizi ve jeopolitik gerginlikler, bireylerde sürekli bir "tetikte olma" haline yol açıyor. Bu da sinir sistemimizin dinlenmesine izin vermiyor. Diğer taraftan dijital dünya o kadar içimize girdi ki yorgunluk ve yalnızlık içinde olduğumuzu düşünüyorum. Paradoksal bir durumdayız; tarihin en bağlı ama en yalnız dönemini yaşıyoruz. Sosyal medya aracılığıyla sürekli başkalarının "vitrin hayatlarıyla" kendimizi kıyaslamak, yetersizlik hissini ve depresif eğilimleri tetikliyor. Haliyle bir uyaran bombardımanı içindeyiz. Zihnimiz sürekli bölünüyor. Derinleşme yeteneğimizi kaybediyoruz; bu da yaşamda anlam bulmayı zorlaştırıyor. Anlam kaybı ise varoluşsal bir boşluğa neden oluyor. Tabii bunlara ilaveten sadece iş hayatında değil, "mükemmel ebeveyn", "mükemmel partner" veya "en verimli birey" olma baskısı altında kolektif bir tükenmişlik yaşıyoruz.
Özetle: İnsanlık, biyolojik hızının çok ötesinde akan bir dünyaya uyum sağlamaya çalışırken duygusal bir nefes darlığı çekiyor. Şu an en çok ihtiyaç duyduğumuz şey; yavaşlamak, gerçek bağlar kurmak ve "belirsizlikle barışma" becerisini geliştirmek.

“ÇAĞDAŞ SAVAŞ, GELENEKSEL SAVAŞ ALANI ÇATIŞMALARINDAN, SİVİL ALTYAPI VE NÜFUSUN KASITLI OLARAK HEDEF ALINMASIYLA KARAKTERİZE EDİLEN ASİMETRİK ÇATIŞMALARA EVRİLMİŞTİR”
- Önce savaşı bizzat sıcak yaşayan ülkelerin insanlarına dönük psikolojik travmalara bir ışık tutabilir miyiz?
- Modern savaş, hem savaşçılar hem de siviller üzerinde derin psikolojik zararlar vermektedir. Araştırmalar, Akut Stres Bozukluğu (ASB) ve Travma Sonrası Stres Bozukluğu(TSSB), depresyon, anksiyete ve madde bağımlılığı da dahil olmak üzere savaşla ilgili ruh sağlığı bozukluklarının hayatta kalanlar arasında yaygın olduğunu göstermektedir. Siviller, özellikle kadınlar ve çocuklar, çatışma sırasında artan kırılganlıkları ve sosyal destek sistemlerinin bozulması nedeniyle orantısız bir şekilde etkilenmektedir. Travma şiddeti, kişisel kayıplarla (örneğin, sevdiklerinin ölümü, evlerinin, okullarının yıkılması, sosyal alanların yok olması) ilişkilidir.
Etkilenme bakımından değerlendirildiğinde ise, cinsiyet farklılıkları ortaya çıkmıştır; kadınların sıkıntıyı içselleştirme olasılığı daha yüksekken (daha yüksek depresyon/anksiyete), erkekler kırılganlık etrafındaki sosyal damgalanma nedeniyle semptomları daha az ifade edebilirler. Ek olarak, yaşlı yetişkinler, bozulan sosyal ağlar, ekonomik istikrarsızlık ve fiziksel sağlıkta gerileme nedeniyle daha da ağır travma yaşayabilirler. Ev ve topluma olan bağlılıkları, yer değiştirmeyi özellikle sıkıntılı hale getirmiş, bu da somatik semptomların artmasına ve kronik TSSB'ye yol açmaya neden olabilir. Savaşın psikolojik bedeli küresel literatürde iyi belgelenmiştir; Önceki yıllarda yapılan çalışmalara bakıldığında yüksek oranlarda travma sonrası stres bozukluğu (yüzde 25-60) ve depresyonun (yüzde 16-68) ortaya çıktığı gösterilmiştir.
Ancak halen dünyada İran da dahil olmak üzere birçok çatışma sonrası ortam kritik derecede yetersiz ele alınmaktadır. Çağdaş savaş, geleneksel savaş alanı çatışmalarından, sivil altyapı ve nüfusun kasıtlı olarak hedef alınmasıyla karakterize edilen asimetrik çatışmalara evrilmiştir. Bu değişim, akıl sağlığı ihtiyaçlarının mevcut kaynakları çok aşan karmaşık insani acil durumlar yaratabilir. Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ), travma ile ilgili bozukluklardaki bu artışı "sessiz bir salgın" olarak nitelendirmiş ve kadınların, çocukların ve marjinal grupların orantısız bir şekilde etkilendiğini belirtmiştir. Ayrıca, ekonomik yaptırımlar ve kaynak kısıtlamaları, özellikle çatışmadan etkilenen bölgelerde ruh sağlığı altyapısını zorlamıştır.

“HER AN BİR PATLAMA VEYA SALDIRI OLMA İHTİMALİYLE YAŞAMAK, SİNİR SİSTEMİNİ AŞIRI YÜKLER, BU DURUM PSİKOLOJİK HASARLARA YOL AÇABİLİR”
- Savaş bölgesinin yakınında olan ve farklı endişeler taşıyan toplum bireylerini bir de mercek altına alabilir miyiz?
- Savaş bölgelerine yakın yaşayan toplumlarda bireyler, sadece fiziksel güvenlik değil, derin psikolojik ve sosyo-ekonomik belirsizliklerle dolu "gri bir bölgede" hayatlarını sürdürürler. Bu bireylerin taşıdığı temel endişelere baktığımızda;
* Sürekli Teyakkuz Hali: Her an bir patlama veya saldırı olma ihtimaliyle yaşamak, sinir sistemini aşırı yükler. Bu durum, kaygı bozuklukları, uyku bozuklukları, somatik semptomlar ve kronik stres gibi kalıcı psikolojik hasarlara yol açabilir.
* Belirsiz Gelecek ve Yatırım Kaygısı: "Yarın burada olacak mıyım?" sorusu, bireylerin uzun vadeli plan yapmasını engeller. Ev almak, iş kurmak veya çocukların eğitimi gibi konularda büyük bir kararsızlık hakimdir.
* İkincil Travma: Sınırdan gelen yaralıları görmek veya acı haberleri takip etmek, doğrudan hedef olmasalar bile bireylerde derin bir çaresizlik ve suçluluk duygusu (hayatta kalma suçluluğu) yaratabilir.
* Ekonomik Kırılganlık: Savaş bölgelerine yakın yerlerde ticaret durma noktasına gelir, mülk değerleri düşer ve lojistik hatlar kesilir. Bu da temel gıdaya erişim zorluğu ve geçim derdini en büyük endişe haline getirir.
* Sosyal Dokunun Bozulması: Göç dalgaları nedeniyle komşuların gitmesi veya bölgeye yeni gelenlerin yarattığı demografik değişim, bireylerde aidiyet kaybı ve güvenlik şüphesi uyandırabilir.
Bu kitle genellikle ne "tam güvende" ne de "tam çatışmanın içinde" hissettiği için, arada kalmışlığın verdiği yoğun bir tükenmişlik hisseder.

“SAVAŞ GİBİ KÜRESEL VE MÜDAHALE EDİLEMEZ BİR GÜCÜN KİŞİSEL BÜTÇEYİ VE YAŞAM STANDARTLARINI ALTÜST ETMESİ, KONTROLÜ YİTİRME DUYGUSU YARATIR”
- Çatışmaların uzağında ama dolaylı, en azından ekonomik olarak çok etkilenecek insanlar da var. Bunlar ne durumda olabilir?
- Savaşın fiziksel yıkımından uzakta olup ekonomik sonuçlarını doğrudan hisseden insanlar, genellikle "ikincil travma" ve yoğun bir belirsizlik süreci yaşarlar. Bu durumun psikolojik yansımaları başında sürekli kaygı hali gelir. Temel ihtiyaçlara (gıda, barınma) erişememe korkusu, kişiyi sürekli bir tetikte olma haline sokar. "Gelecekte beni ne bekliyor?" sorusu kronik stresin ana kaynağı olur. Diğer bir belirti kontrol kaybı hissidir. Savaş gibi küresel ve müdahale edilemez bir gücün kişisel bütçeyi ve yaşam standartlarını altüst etmesi, bireyde çaresizlik ve kontrolü yitirme duygusu yaratır. Bir yanda bombalar altında can veren insanlar varken, diğer yanda "faturamı nasıl ödeyeceğim?" diye düşünmek kişide "sağ kalan suçluluğu" yaratabilir. Zamanla bu ağır duygulardan kaçmak için duygusal küntleşme (duyarsızlaşma) görülebilir. Ekonomik daralma, en basit harcamaları bile devasa riskler gibi gösterir. Bu durum "analiz felci" denilen, adım atamaz hale gelme durumunu tetikleyebilir. Maddi yetersizlikler sadece alım gücünü değil, sosyalleşme imkanlarını da kısıtlar. Bu da yalnızlık hissini ve depresif eğilimleri artırır. Özetle; mermiler ulaşmasa da geçim derdi, zihinsel sağlığı aşındıran sessiz bir cephe haline gelir.

“OKULLARIN YIKILMASI VEYA EĞİTİMİN KESİLMESİ, ‘KAYIP NESİLLER’ OLUŞMASINA NEDEN OLUR, BİR ÜLKENİN ENTELEKTÜEL SERMAYESİ DAHA BAŞLAMADAN TÜKENİR”
- Savaşın çocuklar üzerindeki etkileri için ne söylemek istersiniz? Bir ülkenin geleceğini bu travmadan korumak ne kadar mümkün?
- Çocuklar, savaş bölgelerindeki en savunmasız nüfus gruplarından biridir. Savaş, çocukların sadece bugününü değil, bir toplumun hafızasını ve yarınını da derinden yaralar. Savaşa maruz kalan çocuklarda bilişsel gelişim gecikmeleri, duygusal düzensizlik (örneğin, saldırganlık, ilgisizlik) ve sosyal geri çekilme gibi ciddi psikolojik sonuçlar görülmüştür. Çocuklar güven duygusunu kaybeder. Sürekli korku, kaygı ve TSSB (Travma Sonrası Stres Bozukluğu)gelişebilir. Bu durum, yetişkinlikte şiddet eğilimi ya da derin bir içe kapanıklık olarak karşımıza çıkar. Okulların yıkılması veya eğitimin kesilmesi, "kayıp nesiller" oluşmasına neden olur. Bir ülkenin entelektüel sermayesi daha başlamadan tükenir. Yetersiz beslenme ve sağlık hizmetlerine erişememe kalıcı fiziksel hasarlara yol açarken; refakatsiz kalma, istismar ve sömürü riskini artırır. Gelişmekte olan beyinleri ve bakıcılara olan bağımlılıkları onları travmaya karşı özellikle duyarlı hale getirmektedir.

“EĞİTİMİN SÜREKLİLİĞİ ÖNEMLİDİR, ÇATIŞMA BÖLGELERİNDE BİLE GÜVENLİ ÖĞRENME ALANLARI OLUŞTURMAK, ÇOCUĞA BİR NORMALLİK HİSSİ VERİR”
- Geleceği korumak ne kadar mümkün?
- Bir ülkenin geleceğini bu travmadan tamamen koruması imkansız olsa da, etkileri hafifletmek mümkündür.
Savaştan etkilenen çocuklarda direnç gelişimini sağlamak bir nebze de olsa etkilenimi azaltabilir. Özellikle çocukların bilişsel yetenekleri, mizaç ve başa çıkma becerileri, çocukların kaygı, stres ve travmayı nasıl işlediğini etkiler. Diğer taraftan bakıcılarla kurulan güvenli bağlanma ilişkileri, travmanın etkilerini hafifletir. Örneğin, savaşa maruz kalan çocuklar, duygusal olarak istikrarlı bakıcılar eşliğinde daha iyi durumda oldukları gösterilmiştir. Sosyal destek ağları ve kültürel uygulamalar istikrar ve anlam sağlar. Eğitimin sürekliliği önemlidir. Çatışma bölgelerinde bile güvenli öğrenme alanları oluşturmak, çocuğa bir "normallik" hissi verir. Yapılması en zor olan ise adalet ve güven inşasıdır. Çocuğun adaletin sağlandığını ve güvende olduğunu hissetmesi, haliyle bu toplumsal barışın temelidir.
Travma ne kadar derinse, iyileşme süreci o kadar fazla sabır ve kolektif dayanışma gerektirir.

“GERÇEKTEN KURŞUN SIKMASA DA, ATTIĞI BİR TWEET VEYA YAPTIĞI BİR YORUMLA O TARAFA ‘DARBE VURDUĞUNU’ DÜŞÜNMEK, BİREYE YAPAY BİR GÜÇ VE ADRENALİN SAĞLIYOR OLABİLİR”
- Saddam’ın devrildiği Irak savaşı CNN’den dünyaya naklen yayınlanmıştı. Bir ilkti. Ama teknoloji o kadar gelişti ki artık sadece TV’lerden değil, sıcak olayları anlık internetten, sosyal medya üzerinden öğrenmek, videolardan izlemek mümkün. Hatta X gibi bir mecrada şiddete yorum getirmek, taraf tutan mesajlar atmak, kafa tutmak, karşılıklı çatışmak, içinde olmadığınız bir savaşı sanal alemde yaşamak... Bu nasıl bir duygu? Bu fanatikliği körükleyen nedir? İnsanda ruhsal anlamda bir yaralanma bırakır mı?
- Savaşın bir "medya şovuna" dönüşmesi ve sosyal medya üzerinden anlık takip edilmesi, insan psikolojisi üzerinde derin ve karmaşık etkiler bırakıyor. Bahsettiğiniz bu sanal savaş hali, aslında modern insanın "dijital röntgenciliği" ile "ait olma ihtiyacının" tehlikeli bir birleşimidir.
İnsanlar ekran başında kendilerini güvende hissederken, aynı zamanda dünyanın kaderini belirleyen olayların bir parçasıymış gibi hissederler. Bu bir tür "sahte hakimiyet" duygusudur. Gerçekten kurşun sıkmasa da, attığı bir tweet veya yaptığı bir yorumla o tarafa "darbe vurduğunu" düşünmek, bireye yapay bir güç ve adrenalin sağlıyor olabilir. Fanatikliği körükleyen faktörlere baktığımızda; Algoritmalar size sadece duymak istediklerinizi gösterir. Bu da karşı tarafı tamamen "canavarlaştırmanıza" ve kendi haklılığınıza sarsılmaz bir inançla bağlanmanıza neden olabilir. Ekran arkasında olmanın verdiği koruma kalkanı, normalde sergilemeyeceğimiz saldırganlığı (dijital saldırganlık) açığa çıkarır. Aslında bir savunma mekanizması olarak da düşünülebilir. Bir tarafı tutmak, kişiye bir gruba ait olma ve kimlik kazanma fırsatı sunar. "Biz ve Onlar" ayrımı, en temel ve en ilkel dürtülerden biridir.
Ruhsal yaralanma bırakabilir. Buna literatürde "İkincil Travma" veya "Dolaylı Travmatizasyon" denir. Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalmak, beynin empati merkezini köreltebilir. Gerçek acıya karşı bir süre sonra tepkisiz kalabilirsiniz. Bu da harekete geçme, yardım etme veya acıyı paylaşma dürtüsü kaybolabilir. Şiddet artık "olağan bir olay" haline geldiğinde, toplumsal tepki eşiği yükselir. Daha büyük vahşetler yaşanmadan insanlar sesini çıkarmaz olur; bu da zorbalığın ve adaletsizliğin önünü açar. Kişi, başkalarının acısını hissedemediği gibi kendi yakınlarına karşı da soğuklaşabilir. Bu durum ikili ilişkilerde kopukluğa ve duygusal yalnızlığa yol açar. Duygusal derinliğini yitiren birey, olaylara sadece "istatistik" veya "strateji" gözüyle bakmaya başlar. Bu da insan hayatının değerini düşürür ve bireyi fanatik fikirlerin maşası haline getirebilir. Dünyayı olduğundan çok daha tehlikeli görmeye başlama (Kirli Dünya Sendromu), uyku bozuklukları ve sürekli tetikte olma hali gelişebilir.
Özetle; televizyondan izlenen savaş bir "haber" iken, sosyal medyadaki savaş bir "katılım" biçimidir ve bu katılım, fiziksel yara almasak da ruhsal bütünlüğümüzde kalıcı izler bırakma potansiyeline sahiptir.
Sürekli şiddet görüntülerine maruz kalmak, beynin empati merkezini köreltebilir. Gerçek acıya karşı bir süre sonra tepkisiz kalabilirsiniz. Bu da harekete geçme, yardım etme veya acıyı paylaşma dürtüsü kaybolabilir. Şiddet artık "olağan bir olay" haline geldiğinde, toplumsal tepki eşiği yükselir. Daha büyük vahşetler yaşanmadan insanlar sesini çıkarmaz olur; bu da zorbalığın ve adaletsizliğin önünü açar
“MUTLULUK ÇOĞU ZAMAN GERÇEKLİK İLKESİNİN YETERSİZLİĞİ İLE MUTSUZLUĞA DÖNÜŞÜR. SÜREKLİ DAHA FAZLASINI İSTEMEK, MEVCUT OLANDAN KEYİF ALMAYI ZORLAŞTIRIR”
- Günümüzde mutlu ve mutsuz topluluklar çok konuşuluyor. Bunu etkileyen sosyolojik ve psikolojik etkenler nelerdir? Dijitalleşme bunun neresinde?
- Toplumların mutluluk seviyelerini belirleyen unsurlar aslında bireysel histen ziyade kolektif bir yapının sonucudur. Bu durumu hem dış dünyamız (sosyoloji) hem de iç dünyamız (psikoloji) şekillendirir. Tabi en başta güven ve adalet. Bir toplumda insanlar birbirine ve kurumlara ne kadar güveniyorsa, mutluluk o kadar artar. Vazgeçilemez sosyal destek ağlarının olması. Güçlü aile bağları, mahalle kültürü veya topluluk aidiyeti, zor zamanlarda "sosyal bir tampon" görevi görür. Temel ihtiyaçlara (sağlık, eğitim) erişim ve kişisel seçimlerini yapabilme özgürlüğü, kuzey ülkeleri gibi "mutlu" örneklemlerin temel taşıdır.
Mutluluk çoğu zaman gerçeklik ilkesinin yetersizliği ile mutsuzluğa dönüşür. Sürekli daha fazlasını istemek (hedonik adaptasyon), mevcut olandan keyif almayı zorlaştırır. Önemli diğer bir faktörde psikolojik dayanıklılık dediğimiz Resilience kavramıdır. Toplumun travmalarla veya stresle başa çıkma becerisi, genel huzur seviyesini belirler.

“SOSYAL MEDYA, BAŞKALARININ "EN İYİ ANLARINI" BİZİM "SIRADAN HAYATIMIZLA" KIYASLAMAMIZA NEDEN OLUR”
- Peki dijitalleşme bunun neresinde?
- Dijitalleşme bu denklemde "iki ucu keskin bir bıçak" rolü oynuyor: Sosyal medya, başkalarının "en iyi anlarını" bizim "sıradan hayatımızla" kıyaslamamıza neden olur. Bu da yetersizlik hissini ve mutsuzluğu tetikleyebilir. Dijital dünya bizi fiziksel olarak izole ederken, sadece bizim gibi düşünenlerle etkileşime girmemize yol açarak kutuplaşmaya eğilimi artırabilir. Toplumsal huzuru zayıflatabilir. Sürekli bildirim ve kısa süreli içerikler, sabrı azaltır ve beyni anlık hazlara alıştırır. Bu da uzun vadeli tatmin duygusunu köreltebilir.
Özetle; mutluluk, güvenli bir toplumda kurulan anlamlı bağlarla ve dijital dünyanın getirdiği kıyaslama kültüründen ne kadar uzak durabildiğimizle ilgilidir.
Dr. ZekeriyeYelboğa kimdir?
1973 yılında Ankara’da doğdum. Gülhane Askeri Tıp Akademisi’ndeki 2000 yılında tıp eğitimimi bitirdim ve 2010 yılında Gülhane Askeri Tıp Akademisi’nde psikiyatri uzmanlık eğitimini tamamlayarak psikiyatri uzmanı oldum. 2010-2014 yılları arasında Sivas Askeri Hastanesi Psikiyatri Kliniğinde, 2014-2021 yılları arasında Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri kliniğinde Doktor Öğretim üyesi olarak çalıştım. GATA Askeri Psikoloji ve Harp Psikiyatrisi BD'denin kuruluşunda görev aldım. Burada travma ve stresörlerle ilgili çeşitli çalışmalar yaptım.
Prof. Dr. Ülkü Gürışık FRCPsych (Fellow of RoyalPsychiatrists, Londra) Psikanaltik psikoterapi süpervizyonu, kurumsal psikanaliz eğitimi ve psikanalitik grup psikoterapisi eğitimleri, EMDR, Destekleyici psikoterapi, Bilişsel Davranışçı Terapi, NATO AdvencedStudyİnstitue tarafından düzenlenen eğitimi ve Akılcı Duygulanım Bilişsel Davranışçı Terapi alanlarında terapi eğitimleri aldım.
Gülser Corat: Kadınlar ve erkekler arasındaki dijital beceri uçurumu çok önemli
Japon mutfağının temsilcisi Itsumi’den ‘sürdürülebilir beslenme’nin sırları
Doç. Dr. Efsun Dindar: Türkiye su fakiri olma yolunda ilerleyen ülke konumunda
Dünyanın neresinde olursanız olun garsondan bir Türk kahvesi isteyin, çünkü...
Kadınlar 'kadim tohum'a sahip çıkıyor: İşte "nadir tarım elementi" keten mucizesi
Yıldızlardan şirketlere 2026 mesajı: Değişime direnme, ayak uydur, kurtul
Finansingundemi.com’da yer alan bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Burada yer alan bilgiler, güvenilir olduğuna inanılan halka açık kaynaklardan elde edilmiş olup bu kaynaklardaki bilgilerin hata ve eksikliğinden ve ticari amaçlı işlemlerde kullanılmasından doğabilecek zararlardan www.finansingundemi.com ve yöneticileri hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Burada yer alan görüş ve düşüncelerin www.finansingundemi.com ve yönetimi için hiçbir bağlayıcılığı yoktur. BİST isim ve logosu “koruma marka belgesi” altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BİST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BİST’e ait olup, tekrar yayınlanamaz.