BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 71,35 -10,36 371.020.000.000,00
ALBRK 8,18 -2,50 20.450.000.000,00
GARAN 130,70 -3,54 548.940.000.000,00
HALKB 43,42 0,05 311.963.062.583,64
ICBCT 13,01 -3,49 11.188.600.000,00
ISCTR 13,67 -8,74 341.749.589.900,00
SKBNK 10,34 -4,70 25.850.000.000,00
TSKB 11,62 -4,52 32.536.000.000,00
VAKBN 33,50 -2,50 332.183.371.020,50
YKBNK 34,02 -3,79 287.368.684.681,68

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaKazandıran SohbetlerGülser Corat: Kadınlar ve erkekler arasındaki dijital beceri uçurumu çok önemli----

Gülser Corat: Kadınlar ve erkekler arasındaki dijital beceri uçurumu çok önemli

Gülser Corat: Kadınlar ve erkekler arasındaki dijital beceri uçurumu çok önemli
09 Mart 2026 - 08:25 www.finansingundemi.com

Hayat akışı 16’sında planladığı gibi gitmedi ama öyle bir gitti ki adını UNESCO tarihine, kadın erkek cinsiyet eşitliği mücadelesine altın harflerle yazdırdı. Şimdi de kadınları ‘yapay zeka’dan korumak için kolları sıvadı. İşte Gülser Corat.


Volkan Karsan - Finansingundemi.com / Kazandıran Sohbetler

8 Mart Dünya Kadınlar Günü’nü geride bıraktık. Kadının tek sorunu şiddet mi, iş hayatında fırsat eşitliği mi yoksa annelik ve ev kadınlığı ile sınırlı biçilen rol mü? Hepsi hatta daha bir çoğu… Dijitalleşen dünyada ve özellikle de yapay zekanın hayatımızda artan rolü ile kadın sorunları artıyor denilebilir. Bu konuda yıllarca UNESCO’da Cinsiyet Eşitliği Direktörü olan ve 2025 Galatasaray Ödülü’ne layık görülen Gülser Corat’la bu konuyu masaya yatırdık…

“HAYATIM 16 YAŞINDA HAYAL ETTİĞİM VEYA PLANLADIĞIM HİÇ BİR YERE GİTMEDİ”

- Sayın Corat, son olarak Galatasaray Ödülü ile taçlanan müthiş bir kariyer. Kadın için önyargılar ve yapay zeka konularına geleceğiz ama öncesinde nasıl bir eğitim ve çalışma hayatınız oldu sizi bugünlere getiren?

- GS Ödülü kabul konuşmamda belirtiğim gibi, belki herkes için geçerlidir ama hayatım 16 yaşında hayal ettiğim veya planladığım hiç bir yere gitmedi.

Lise ve üniversite yıllarında hayalimde akademik kariyer düşüncesi vardı, o yolda ilerlemek için oldukça çaba sarfettim 20’li yaşlarımda.

Lise hayatım olağan dışı bir eğitim sağladı bana. İki hatta üç değişik dilde çeşitli dersler alarak hem değişik dillerde nasıl muhakeme yürütüldüğünü farkında olmadan öğrendim, hem de ezbere değil, anlamaya, yorum yapmaya ve uygulamaya önem veren bir pedagojik yaklaşımdan faydalandım.

Ben üniversiyete’ye girdiğim zaman iki yıl hazırlık okuduğum için 18-19 yasındaydım. Hocalarımız, Suna Kili, Çiğdem Kağıtçıbaşı, Ayşe Öncü, Binnaz Toprak, Taha Parla, Sabri Sayarı, Üstün Ergüder, Faruk Birtek, Demir Demirgil ve tabii Şerif Mardin. Birkaç tanesi hariç, bizden az biraz daha yaşlı, genç mentorlardı.

Yedi sekiz kişilik seminerler yapar, üç saatlik ders süresi bitince, sınıfa başkaları gelecek diye aşağı iner, iki saat de bahçede “ders” yapmaya devam ederdik. O yılları size anlatmam mümkün değil. Siz deyin Aristo’nun Lyceum’u, ben diyeyim Plato’nun Academy’si. Şimdi abartma gibi gelebilir, inanılmaz bir deneyimdi.

Örnek vereyim, Şerif Mardin 3. Sınıf Siyasal Sosyoloji dersinin ders kitabı olarak Frank Herbert’in Dune romanını koymuştu. Her sene bir kere Nur Yalman’ı konuşmaya çağırırdı. Nur Yalman kim derse okurlarınız, Google yapsınlar.

Üniversite sınavlarında o dönemin kurallarına göre Çapa Tıp Fakültesi’ni kazandım -ki en yüksek puanı isteyen üniversite ve fakülte idi-. O yıllarda Tıp okumak istemiyordum. Robert Kolej’in edebiyat bölümünű birinci olarak bitirdiğim için  Boğaziçi Üniversitesinin “lise birincileri kontenjanından” girme hakkını kullandım.  Ben Boğaziçi’ne girdiğimde İdari Bilimler, Temel Bilimler ve Mühendislik vardı. Ben İdari Bilimler’e girince İşletme veya Ekonomi yaparım sonrasına bakarız diye düşünmüştüm. Benim girdiğim sene, Siyasal Bilimler, Sosyoloji ve Psikoloji bölümleri ilave oldu. İlk iki sene herkes bir arada, sonra dağılıyorsunuz. Siyasal açılınca ben ve okulun ilk  günü tanışıp ondan beri beraberliğimizi sürdürdüğümüz eşim, “bunu bitirelim sonra Amerika ve doktora yaparız” demiştik.

Son altı ay, Amerika üniversite başvuruları yapıyoruz, Belçika, Bruges’den bir rektör geldi ve Üstün Ergüder’in önerisi ile bana ve eşime College of Europe’a burs ve acceptance verdi. O yıllar Türkiye Avupa Birliğine girdi, girecek söylemi var. Hocalar gidin, dediler. Gittik.

Bruges ilginçti. İlk defa kimlik savunmasını öğrendim. O zamana kadar Gülser’dim, başka bir şey gerekmiyordu. Orada ilk defa Gülser, Gülser olarak değil de Türk Gülser olarak sorulara cevap vermek durumunda kaldı.

İlk defa o zaman kimlik denklemini anladım. Ben ben miyim, yoksa bir ulusun, bir ailenin, bir toplumsal cinsiyet kimliğinin veya bir etnik veya dini grubun uzantısı mıyım?

Bruges’de, yine Amerika, Avrupa doktora başvuruları yapıyoruz. Princeton ve LSE bize acceptance verdi. Ama burs konusu belli değil. Tam o sırada bizim College of Europe’ta bir İngiliz profesör, “oralara gitmeyin, Türk’sűnűz diye size çok dar bir alanda tez yazdırırlar, bir şey öğrenmezsiniz, Kanada’da az bilinen bir üniversite var, oraya başvururun, ben yazacağım, ikinize de burs verirler, çok şey öğrenirsiniz,” dedi.

Gerçekten burslar geldi, hocalar Amerika’da Ivy League okullardan mezun ve yine Boğaziçi’nde olduğu gibi bizden çok daha yaşlı değiller. Carleton University, ilginç bir okul, hocaların çoğu Vietnam’a gitmemek için Kanada’ya iltica etmiş düzgün akademisyenler.

Doktora sürecinde devam ederken, değişik kuruluşların projeleri beni Afrika ve daha sonra başka kıtalara götürdü. Arada üniversitede dersler veriyordum. Ama bir kaç on yıl sonra birden farkettim ki, 40’a yakın ülkede projeler yapmışım, Pol Pot sonrası Kamboçya’sında aylar geçirmişim, Endonezya’da rejim değişikliğine tanıklık etmişim (ve son dakikada oradan kaçabilmişim), Bengaldes’i karış, karış gezmişim, ve Afrika’da ayak basmadığım yer bırakmamışım.

En son projemden hasta dönüp sedye ile uçaktan inince hayatımı yeniden gözden geçirdim. Bir yanda gördüğüm sefalet ve eşitsizlik tabloları beni hasta ediyordu, öte yandan benim yaptığım projelere iki yıl sonra ziyaret edince pek bir yol kat edilmediğini görüyordum. Bu zor ikilem beni uzunca bir süre etkiledi.

“DAHA ÖNCE SESSİZ DURAN ERKEK YÖNETİCİLER, ‘BİZ AZINLIĞA DÜŞTÜK, EŞİTLİK İSTERİZ’ DİYE BAĞIRMAYA BAŞLADILAR”

- Bize UNESCO yıllarından biraz bahsetmeniz mümkün mü? Orada da dünya çapında başarılar söz konusu…

- UNESCO ilginç. Toplumsal cinsiyet eşitliği müdürlügü pozisyonu açıldı, başvursana dediler. BM kuruluşlarına ya en aşağıdan ya da en yukarıdan girilir genelde, ortadan girmek pek olmaz. Yaklaşık 2000 kişi başvurmuş, beni aldılar.

Avrupa’ya geri dönmek bana Bruges yıllarını hatırlattı. Sizi bireyden kategoriye indirmeye çalışıyorlar. Gülser’i “isimsiz Tűrk kadını” yapma çabası. Kanada’nın ve dünyayı gezmenin faydası, bunu kabul etmeyecek kadar bilinçlenmiştim. Biraz da o sayede epey gözüpek davranıp önemli değişikliklere imza atabildim.

Üst düzey kadın yönetici oranını, yaklaşık 10 yılda, yüzde 9’dan 51’e çıkardık. Tabii, daha önce sessiz duran erkek yöneticiler, “biz azınlığa düştük, eşitlik isteriz” diye bağırmaya başladılar hemen.

Toplumsal Cinsiyet Eşitliği’ni kuruluşun iki küresel önceliğinden birisi yaptık.Bu sayede, her proje, her yayın, her karar bunun süzgecinden geçer oldu. Başka hiç bir uluslararası kuruluşta bu yapılamadı.

Eğitim’de kızlara STEM ögrenimi ve lise ve üniversite eğitim programlarına öncelik verdik.

Ve tabii en çok ses getiren Yapay Zeka’da sapma ve önyargı projesi var.

“DİJİTAL DÜNYADAKİ KADIN, GERÇEK DÜNYADAKİ KADINDAN PEK FARKLI DEĞİL, AYNI AYIRIMCILIKLAR VE SORUNLAR ORADA DA VAR”

- Dijital dünyadaki kadını da biraz anlatır mısınız?

- Dijital dünyadaki kadın, gerçek dünyadaki kadından pek farklı değil, aynı ayırımcılıklar ve sorunlar orada da var. Aradaki fark bizim dünyada bunlara karşı, her zaman uygulanmasalar da, belli kanunlar, kurallar var. Sanal dünya kuralsız. Kural koyan veya kaldıran bir kaç dev şirket. Eğer Elon Musk isterse X veya Grok platformlarında olumlu kural koyabiliyor veya canı istemezse hepsini kaldırabiliyor.

Keza Mark Zuckerberg, Satya Nadella veya Sundar Pinchai.

Bir başka sorun ki bizim sapma olgusunu bulan UNESCO araştırması başında bununla ilgiliydi, kadınlar ve erkekler arasındaki dijital beceri uçurumu. Şu anda temel bilgisayar becerileri olmayan insanların tek istihdam şansı, inşaat, temizlik vs gibi fiziksel emek odaklı sektörler. 10 yil sonra her iş ve işlev için temel üstü dijital beceri gerekecek.

Bu konuda kadınlar geride ve COVID sonrası bu uçurum hızla genişledi. Bu konuda çalışan ve bunu vurgulayan pek bir kuruluş yok maalesef. UNESCO’dam ayrılmadan önce benim odak noktam buydu.

“MANTIK MAKİNELERİ DENİLEN SİSTEMLERLE, SÖYLEDİĞİNİZİ ANLAYAN VE ONA GÖRE DÜŞÜNÜP CEVAP VEREBİLEN ALGORİTMALAR OLUŞTURULMASINI ÖNERİYORUZ”

- Yapay zekâ teknolojilerindeki cinsiyet önyargılarını araştırıp ve belgelemeyi amaçlayan platform olarak tanımlanıyor No Bias AI?.. Onun işleyişini ve misyonunu özetler misiniz?

- İki misyonu var No Bias AI? düşünce kuruluşunun.

Birincisi bu önyargıları belirlemek ve bunların nedenlerini, kaynaklarını ortaya çıkarmak. Bunları belirlemeye, saptamaya çalışan epey araştırmacı var, ama nedenlerini konuşmak yerine “bunlar düzeltilsin” yaklaşımını benimsiyorlar.

Bizim bakışımız, nedenlerine müdahale etmezsek, sürekli yenileri oluşacak ve hiç bitmeyecek bir düzeltme süreci gerekecek.

İkincisi, yapay zekadaki sorunların önemli bir kaynağı, algoritmaların verilerle eğitilmeleri. Makine Ögrenimi dediğimiz yöntem, herhangi bir belirleyici kural koymadan, yani “insanlar eşittir” veya “demokrasi şu nedenlerle iyidir” veya “hasta olmamak için bakterilerden korunmak gerekir” veya “dünya yuvarlaktır” gibi onbinlerce tanımlayıcı bilgi olmadan, sadece  “bu bir milyar metni oku ve sonra benim sorularıma cevap ver” derseniz alacağınız cevaplar dilediğiniz gibi olmayacaktır.

Bu algoritmalara otoyol korkuluğu denilen sınırlamalar koyulmazsa 24 saat içinde ırkçı, seksist, düşmanca tutumu olan sistemlere dönüşüyorlar.

Artı bu algoritmalar bir şey okumuyor, her kelime veya kelime parçacığına bir sayısal değer veriliyor, bunların birbirleriyle olan istatiksel bağlantı cevabı belirliyor. Milyarlarca metinde bu sıralamayı bulmak çok zor değil. Ama cevabın bir anlamı da yok.

Bizim önerdiğimiz yöntem, bir tanımlanmış dünya platformu içinde bu algoritmalara gerçek muhakeme becerisi vermek. Bunun için de mantık makineleri denilen sistemlerle, söylediğinizi gerçekten anlayan ve ona göre düşünüp cevap verebilen algoritmalar oluşturulmasını öneriyoruz.

Şu anda yapay zeka dediğimiz şey aslında "Taklit Zeka". Onu değiştirebilirsek, çok şey farklı olur.

Artı bu algoritmalar bir şey okumuyor, her kelime veya kelime parçacığına bir sayısal değer veriliyor, bunların birbirleriyle olan istatiksel bağlantı cevabı belirliyor. Milyarlarca metinde bu sıralamayı bulmak çok zor değil. Ama cevabın bir anlamı da yok.

“YAPAY ZEKANIN KENDİNE HAS BİR TUTUMU YOK, VERİLERİMİZİ KULLANARAK, BİZİM TUTUMLARIMIZI BİZE GERİ İLETİYOR”

- Yapay zeka kadınlara haksızlık eden tutumlara mı sahip, sizce eril dili geliştiren bir yanı var mı?

- Daha önce belirttiğim gibi, yapay zekanin kendine has bir tutumu yok, bizim verilerimizi kullanarak kelime sıralamasını çok iyi tahmin edebilen bir platform olduğu için bizim tutumlarımızı bize geri iletiyor.

Yani kullandığı dil bizim. Ama çok vahim olmasın diye “şunu söyleyemezsin, bu olmaz” korkulukları sayesinde sakin ve ılımlı bir dili var, bunları kaldırın, Grok AI gibi,bir kaç saat içinde Mecha Hitler oluverirler.

“BUGÜNKÜ YAKLAŞIM İLE DÜNYAYI TEHDİT EDECEK GENEL YAPAY ZEKA’YA GİRMEMİZ PEK MÜMKÜN DEĞİL”

- Herkesin merak ettiği genel bir konu ile noktalasak sohbeti… Bugün hayatı kolaylaştıran bir unsur olarak gözüken yapay zeka dünyayı farklı açılardan tehdit ediyor mu?

- Bugünkü yaklaşım ile dünyayı tehdit edecek Genel Yapay Zeka’ya girmemiz pek mümkün değil. Bunu yalnız ben değil, Yann LeCun, Demis Hassabis gibi Makine Ögrenimi yaklaşımınin içinden gelen insanlar da söylüyor. Insanların ürettiği taze veri bitmiş olmasına rağmen, onu bırakalım ve 10 misli daha fazla veri olduğunu varsayalım, ne kadar daha zeki olabilir bunlar?

Matematik Olimpiyat sorularını çözdüler diye alkışlanıyorlar ama aynı algoritmalara basit bir aritmetik sorusu sorun, eğer soru sorma şekliniz onların alıştığı formatta değilse, çözemiyorlar.

Bu teknolojinin bence en büyük sorunu, büyük veri merkezlerine ihtıyaçları olduğu için, enerji tüketimleri ve küresel ısınmaya katkıları.

İkinci sorunu güvenilemez bir yapay zeka yaklaşımı ile oluşturulan bu algoritmaların, bir an önce iş gücüne dahil edilmeleri. Bunların yazılımları kağıt üstünde güzel durabilir ama uygulamada hata yapınca yazılan kodu kim düzeltecek?

Bence iki adım geri atıp, bu nedir, nasıl çalışır diye bir sorsak çok iyi ederiz.

Beni şu anda asıl ürküten yapasoruy zekanın, makineler, ve robotların dünyayı ele geçirme olasılıkları değil. Asıl sorun bu makineler ve robotları büyük kazançlar getirecek oyuncaklar olarak gören ve onları finanse eden, yapan “erkekler”. Bu oyuncakları onların elinde bırakmaya devam edersek çok pişman olmamız söz konusu. 

Japon mutfağının temsilcisi Itsumi’den ‘sürdürülebilir beslenme’nin sırlarıJapon mutfağının temsilcisi Itsumi’den ‘sürdürülebilir beslenme’nin sırları

Doç. Dr. Efsun Dindar: Türkiye su fakiri olma yolunda ilerleyen ülke konumundaDoç. Dr. Efsun Dindar: Türkiye su fakiri olma yolunda ilerleyen ülke konumunda

Dünyanın neresinde olursanız olun garsondan bir Türk kahvesi isteyin, çünkü...Dünyanın neresinde olursanız olun garsondan bir Türk kahvesi isteyin, çünkü...

Kadınlar 'kadim tohum'a sahip çıkıyor: İşte Kadınlar 'kadim tohum'a sahip çıkıyor: İşte "nadir tarım elementi" keten mucizesi

Yıldızlardan şirketlere 2026 mesajı: Değişime  direnme, ayak uydur, kurtulYıldızlardan şirketlere 2026 mesajı: Değişime direnme, ayak uydur, kurtul

Murat Sağman: Türkiye yabancı yatırımcı için cazip fırsatlar sunuyorMurat Sağman: Türkiye yabancı yatırımcı için cazip fırsatlar sunuyor

YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
BU HABERLER DE İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR
DM TV YAYINDA! ABONE OL!