BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 67,00 2,76 348.400.000.000,00
ALBRK 8,23 3,00 20.575.000.000,00
GARAN 124,70 3,14 523.740.000.000,00
HALKB 47,80 2,18 343.432.390.407,60
ICBCT 17,08 -5,64 14.688.800.000,00
ISCTR 12,54 2,62 313.500.000.000,00
SKBNK 6,09 -0,16 15.225.000.000,00
TSKB 10,28 -1,63 28.784.000.000,00
VAKBN 31,46 1,94 311.954.891.113,58
YKBNK 33,32 3,74 281.455.748.782,88

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaMakro EkonomiMahfi Eğilmez sordu: Fon krizinin faturasını kim ödeyecek----

Mahfi Eğilmez sordu: Fon krizinin faturasını kim ödeyecek

Mahfi Eğilmez sordu: Fon krizinin faturasını kim ödeyecek
20 Eylül 2026 - 15:46 www.finansingundemi.com

Yatırım fonlarıyla ilgili kriz derinleşirken ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez, "Ortaya çıkan zararın faturasını kim ödeyecek" sorusunu yanıtladı.

Finansingundemi.com

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sermaye piyasasında gerçekleştirilen işlemlere ilişkin yürüttüğü soruşturma devam ederken Eski Hazine Müsteşarı ünlü ekonomist Mahfi Eğilmez, "Kendime Yazılar" adlı bloğunda fon kriziyle ilgili merak edilen konuları değerlendirdi.

İşte Mahfi Eğilmez'in o yazısı:

Son dönemde yatırım fonları etrafında yaşananlar, yalnızca birkaç fonun veya yatırımcının hikâyesi olarak görülmemeli. Asıl tartışılması gereken soru şu: Ortaya çıkan zararın faturasını kim ödeyecek?

Henüz bütün hukuki süreçler tamamlanmış değil. Bu nedenle yaşananları kesinleşmiş bir “Ponzi sistemi” olarak nitelemek doğru olmaz. Ancak olağanüstü getiriler, düşük likiditeli varlıklar ve bunların yarattığı fiyat hareketleri, Ponzi benzeri mekanizmaların nasıl oluşabildiği sorusunu yeniden gündeme getiriyor.

Bence burada üç ayrı aktörün sorumluluğu sorgulanmalı.

İlk olarak, eğer gerçekten kurallara aykırı bir düzenek kurulmuşsa, bunu tasarlayan ve işletenlerin sorumluluğu var. Yüksek getiri tek başına suç değildir. Ancak olağanüstü getirinin kaynağı açıklanamıyorsa, varlıkların gerçek değeri tartışmalıysa veya yatırımcıya riskler doğru anlatılmıyorsa ortada ciddi bir sorun vardır.

İkinci olarak, kamu otoritesinin sorumluluğu tartışılmalı. Yatırımcının her fonun portföyünü, ilişkili şirketlerini, hisse likiditesini ve değerleme yöntemlerini kendisinin araştırması beklenemez. Zaten bunun için düzenleyici kurumlar vardır.

Nitekim SPK, bazı fonların 2025'in sonlarından itibaren düşük fiili dolaşıma sahip hisselerde temel ekonomik büyüklüklerle açıklanamayan fiyat hareketlerine yol açtığının gözlemlendiğini açıkladı.

O halde şu soru da sorulmalı: Sorun daha önce görülmüşse, neden daha erken ve daha etkili müdahale edilmedi?

Bu sorunun yanıtı, sorumluların belirlenmesi kadar önemli görünüyor. Çünkü amaç yalnızca bugünkü zararı tespit etmek değil, aynı mekanizmanın yarın yeniden ortaya çıkmasını engellemek olmalı.

Üçüncü olarak, yatırımcının da sorumluluğu var. Yatırım yapan kişi elbette risk alır. Özellikle geçmişte defalarca örneği görülmüş biçimde olağanüstü getiriler vaat edilen bir yatırımda, “Bu getiri nasıl mümkün oluyor?” sorusunu sormak yatırımcının da sorumluluğudur.

Finans piyasalarının en eski derslerinden biri şudur: Olağanüstü getiri, genellikle olağanüstü risk demektir.

Ancak burada da önemli bir ayrım var. Yüksek risk almak ile kandırılmak aynı şey değildir. Kandırıılan yatırımcı ile sistemi kuran kişiyi aynı sorumluluk düzeyinde görmek doğru olmaz.

Asıl gözden kaçan grup ise bu işlere hiç girmeyenler. Parasını yatıracak birikimi olmayanlar ve parasını yüksek getirinin cazibesine kapılmadan daha düşük getirili, daha sağlam yatırım araçlarında tutanlar.

Bu insanlar yüksek getiri beklentisinin sağladığı hiçbir avantajdan yararlanmadılar. Fakat ortaya çıkan zarar kamu kaynaklarıyla veya finansal sistem üzerinden bütün topluma yayılırsa, zararın bir bölümünü onlar da üstlenmiş olacak.

İşte asıl adalet tartışması burada başlıyor: Bir kişi yüksek getiri umuduyla yüksek risk aldı, başka bir kişi ise aynı riski almak istemedi. Risk alanın zararı bütün topluma yayılıyorsa, risk almayanın bu faturayı ödemesi niçin gereksin?

Elbette devlet finansal sistemi korumalı, yatırımcıların haklarını gözetmeli ve hukuka aykırı uygulamaları engellemeli. Ancak yatırımcıyı korumak ile yatırımcının bütün yatırım riskini topluma aktarmak aynı şey değil.

Önce bu düzeneği kuranların, ardından da gerekli denetimi yapmayarak önlemeyenlerin sorumluluğu ortaya konmalı. Yatırımcı normal piyasa riskini aldıysa, bunun sonuçlarını da belli ölçüde üstlenmeli.

Ama bütün bunların sonunda faturanın, sisteme hiç girmemiş insanların üzerine bırakılması kabul edilmemeli.

Çünkü burada yalnızca geçmişte kimin ne yaptığına ilişkin bir hesaplaşmadan söz etmiyoruz. Bundan sonrası için finansal sistemin hangi ilkelere göre işleyeceğini de belirlemek zorundayız. Eğer yatırımcı, olağanüstü getiri elde etme ihtimali karşılığında aldığı riskin sonunda zararını topluma aktarabileceğini düşünürse, risk alma davranışının kendisi de değişir. Aynı şekilde, piyasayı denetleyenler de zamanında müdahale etmediklerinde ortaya çıkabilecek maliyetin başkaları tarafından karşılanacağını bilirlerse, sistemin sağlıklı işlemesi zorlaşır.

Bu nedenle mesele sadece “zararı nasıl karşılayacağız?” meselesi değil. Daha temel soru şu: Bir daha aynı zararın ortaya çıkmaması için risk ile sorumluluğu nasıl yeniden birbirine bağlayacağız?

Finansal piyasalarda temel ilke aslında çok nettir: Kazancın sahibi kazancını, riskin sahibi de riskini üstlenmeli.

Aksi halde yalnızca bir fon krizini değil, çok daha önemli bir şeyi kaybederiz: Risk ile sorumluluk arasındaki bağı.

Mahfi Eğilmez’den dikkat çeken işsizlik analiziMahfi Eğilmez’den dikkat çeken işsizlik analizi

 

Mahfi Eğilmez’den ‘rezerv’ analizi: Ne pahasına artıyor?Mahfi Eğilmez’den ‘rezerv’ analizi: Ne pahasına artıyor?

 

ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)