ABye ders verme sırası Türkiyede
ABnin zayıf halkaları olarak görülen ülkelerin yanı sıra büyük resimde tüm Avrupayı zorlu bir seçim ve sınav dönemi bekliyor.
Bu ülkelerin planlanan kemer sıkma politikalarını hızla hayata geçirmeleri istenirken, bunun sonucunda resesyon sonrası başlayan ağır aksak toparlamanın güme gitmesi mümkün. Ekonomistler, global krizde daha iyi durumda yakalanan Türkiyenin ise avantajlarını kullanmaya devam edeceğine inanıyorlar.
Mine Zeybekoğulları/ Ekonomist
Global kriz bitti mi, bitiyor mu? soruları sorulmaya ve resesyondan çıkışla birlikte yavaş da olsa toparlanmanın başladığı yorumları yapılmaya başladığı bir dönemde, herkesin sinir uçlarına yeni uyarılar gönderen yepyeni bir soru ve sorun ortaya çıktı: Avrupa kaynaklı yeni bir kriz mi doğuyor?
Bu soruya elbette Euronun geleceğinin ne olacağı da eşlik ediyor, diğer ülkelerin nasıl etkileneceği deâ¦
Türkiye açısından Avrupa ekonomilerindeki sarsıntının başta ihracat olmak üzere birçok riski ve sıkıntıyı beraberinde getirebileceği biliniyor. Son haftalarda yaşanan Eurodaki değer kaybı ve dolardaki yükseliş de zaten hem ihracat hem ithalat tarafında kaygıların yüksek sesle dile getirilmeye başlamasına neden oldu. Ancak mevcut durumda Türkiyenin avantajlarının daha çok öne çıkarıldığı söylenebilir.
Yardım belirsiz
Geçen hafta beklenen AB liderleri buluşması gerçekleşti ve Yunanistana yardım kararı çıktı. Ancak belirsizlik ortadan kalkmış değil, çünkü bu yardımın nasıl yapılacağı konusunda somut bir sonuç henüz ortaya konulamadı.
Yunanistanın borçlarını ödeyememesine ilişkin kaygılarla başlayıp gelinen noktada, piyasalar tarafında sarsıntının temelinde de bulaşıcılık etkisi yatıyor. Yunanistanın ardından Euro bölgesinin diğer borçluluk oranı yüksek ve bütçe açıkları Avrupa Birliği sınırlarını kat kat aşan Portekiz, İspanya, İrlanda gibi ülkeleri üzerinden bir çeşit bahis oynanmaya başladı ve bu ülkeler 16 üyeli Euro bölgesinin zayıf halkaları olarak herkes tarafından teyit edildi.
Gerek ekonomiler, gerek dünya piyasaları, yeni bir ateş çemberinden geçerken; Ekonomist olarak yabancı ekonomistlere Türkiyeyi de dahil ederek, Avrupadaki mevcut gelişmeleri ve olası sonuçlarını sorduk.
Belirgin ayrışma var
Kamu maliyesi ile ilgili sorunlar odak noktası haline geliyor ancak bu olanlar ne tamamen beklenmedik ne de sadece Euro bölgesi ülkesi ile sınırlı diyen Citigroup Gelişmekte Olan Piyasalar Araştırma Birimi Dünya Başkanı David Lubin, Euro bölgesi bütünü ile tek tek üyelere bakıldığında belirgin bir ayrışma olduğuna dikkat çekiyor. Lubine göre, tüm öncü ekonomilerin borç/GSYİH seviyelerindeki kötüleşmeye karşın, Euro bölgesi toplamında durum, ABD, İngiltere ve Japonyadakinden daha az sorunlu gözüküyor.
Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlandada ülke risklerinin özellikle yüksek olduğunu düşündüklerini belirten Lubin, şöyle devam ediyor: Bu ülkelerin en zayıf halkalar grubunu temsil ettiğine inanıyoruz ve bu ülkeler piyasaların artan baskısıyla karşı karşıya kalmaya devam edeceğe benziyor. Çünkü mevcut ortamda kendilerini diğer ülkelerden daha kırılgan hale getiren ortak sorunları var.
Başarılı Türkiye deneyimi
Piyasaların da yoğun baskısı altında olan bu ülkelerin planlanan mali sıkılaştırma politikalarını hızla uygulamaya geçirmekten başka fazla hareket alanları kalmadığını belirten Lubin, ancak bunun da muhtemelen ekonomik büyümeyi daha da aşağı çekeceğini söylüyor. Lubin, bununla birlikte, Yunanistan ve belki diğer küçük ülkeler için dış desteğin eninde sonunda gerekebileceğini dile getirirken, böyle bir yardıma da pratikte diğer Euro bölgesi ülkelerinin önderlik edeceğini belirtiyor.
Unicredit Group Başekonomisti Marco Annunziata da bu ülkelerin açıklarını azaltırken aynı zamanda büyümeyi sağlayamayacaklarına dair endişeler bulunduğuna dikkat çekiyor. Annunziata, hemen ardından Başarılı Türkiye deneyiminde gördüğümüz gibi, bir ülkede borç/GSYİH oranını azaltmak için hem ihtiyatlı bir mali politika hem de yüksek bir büyüme oranına ihtiyaç var örneğini veriyor.
Avrupada bir borç krizi yaşanmayacağını düşünen Annunziata, bunun gerçekleşmesi durumunda küresel finansal istikrara yönelik çok ciddi bir risk doğuracağı uyarısını yapıyor. Annunziataya göre, yüksek borçluluk oranlarının azaltılmasının ekonomiyi yeniden resesyona sokmadan imkansız hale gelmesi şu an Avrupa ekonomileri için en büyük risk.
Kredibilite derdi
Avrupada ülke borç ve bütçe açıklarının yarattığı korkular, ortak para birimi Euronun geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu kaygılar, haftalardır ortak para birimi Euronun üzerinde baskı oluştururken, Aralık 2009da dolar karşısında 1.51 seviyesinde olan Euro, 1.35 seviyelerine kadar geriledi.
Bu noktada açılan bir parantezi de atlamamak lazım; hatırlanacağı gibi Euronun dolar karşısında yükseldiği zamanlarda Avrupalı yetkililer bu durumdan memnuniyetsizliklerini açıkça dile getiriyorlardı.
Şimdi gelinen noktada ise, Euronun değerinde hızlı bir erimenin kredibilite kaybına yol açacağı ortada ve istenilecek bir sonuç da değil. Yükseliş döneminde değerli Eurodan dert yanan Avrupa, şimdilerde kredibilite derdine düşmüş durumda.
Tepki aşırı mıydı?
Deutsche Bank Araştırma biriminden Euro Bölgesi Ekonomisti Dr. Nicolaus Heinen, öne çıkan ülkeler üzerindeki piyasa baskısının kaynağında, bu ülkelerin son 10 yılda diğer Euro bölgesi ülkelerine karşı rekabet güçlerini nispeten kaybetmiş olmaları olduğunu söylüyor. Heinen, Buna karşın, bence piyasalar Yunanistandaki duruma aşırı tepki verdiler, aynı şekilde Portekiz ve İspanya için de. Bu ülkelerin borçlarını ödeyememesi imkansız diyor. Aynı şekilde, yeni bir kriz tehlikesi de bulunmadığına inandığını dile getiren Heinen, Komisyonun son olarak Yunanistan bütçesinin kontrol altına alınmasına yönelik tasarısıyla birlikte, Brükselin dersini aldığı ve gelecekte açık veren ülkelere karşı sıfır tolerans göstereceğini ortaya koyduğuna inanıyorum diyor.
Zincirleme etki
Avrupa ekonomilerdeki sıkıntıların finans sektörüne ve bankalara yansıma ihtimali de gelişmeleri izleyen tarafları diken üstünde tutuyor. Global finans krizi nedeniyle bankacılık sistemlerinin hala zayıf olduğu ve hükümetlerin destekleriyle yeni toparlanmaya başladığı düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı değil. Yatırımcıların da, uygulanacak tasarruf tedbirleri sonucunda ekonomik toparlanmanın sekteye uğrayacağı ve ülke banka ve şirketlerinin de zarar göreceği yönünde endişeleri su yüzüne çıkmış durumda.
Bankaların aynı zamanda Avrupa devlet tahvil ve bonolarında büyük alıcı olması da meselenin ortasında kritik bir unsur olarak duruyor. Yaşanan endişelerin bankaları da yeniden içine alacak hale gelmesi durumunda, bankalardan kredi alan şirketlerin de tehlike altına gireceğine dikkat çekiliyor.
Türkiye nasıl etkilenir?
Bütün bunlar olup biterken, Türkiyenin nasıl etkileneceğine dair sorular da ortada duruyor. Sıkıntıda olan ülkelerle Türkiyenin ticari bağlarının çok güçlü olmamasının yanı sıra hane halkı borçluluk oranının düşük seviyelerde olması gibi unsurlar, mevcut durumda bir avantaj olarak öne çıkıyor.
Yapı Kredi Yatırım ekonomisti Murat Berk, Türkiyenin bankacılık sisteminin de güçlü olması gibi etkenlerle krizi nispeten az hasarla atlattığını ve kamu maliyesinin de daha iyi durumda olmasının Türk ekonomisinin ve piyasalarının olumlu anlamda ayrışmasını sağladığını ifade ediyor. Türk piyasalarının olumlu ayrışması devam edebilir diye düşünüyoruz diyen Berk, Türkiyenin bu yıl yüzde 4.5 ile bu bölgedeki en yüksek büyüme oranını yakalayacağının öngörüldüğüne ve Türkiyenin küresel krize rağmen yüzde 50 civarında olan borç/GSYH oranının, Yunanistan dahil endişe ile izlenen ülkelerdeki oranın yarısından az olduğuna dikkat çekiyor. Buna karşın Berk, Hiçbir ülkenin yaşanan ayrışmaya körü körüne bel bağlamaması gerekiyor uyarısı yapmayı da ihmal etmiyor.
ANALİZ
Uzun vadede Euro üstünlüğü SÜRECEK
Uzun vadede Euronun dolar karşısında yükselen trendi devam ediyor. Son iki ayda oluşan gerilemede dolar, Euro karşısında yüzde 10 değer kazandı. Bu süreç çerçevesinde bir düzeltme beklemek yerinde olacağı gibi, hedef seviye paritede 1.4000 olarak izlenebilir.
2010 yılı içinde olası gerilemelerde ise 1.3300-1.3000 bölgesi aşağı yönde kırılmadığı sürece, paritede uzun vadede Euro üstünlüğü devam eder. 2010da 1.3300 1.4800 gibi bir bantta giderek daralan bir seyir görebiliriz.
* Anadolu Yatırım teknik stratejisti Halil Reçber tarafından hazırlanmıştır.
////////////////////////////////////////
Sorunlar şiddetlense bile Türkiye esnekliğini gösterir
Marco Annunziata / Unicredit Group Başekonomisti
Türkiye elbette Avrupadaki finansal istikrasızlık ve düşük büyümeden etkilendi ancak buradaki gerilimlerden Türkiyenin gelişmekte olan diğer Avrupa ülkelerinden daha iyi izole olduğunu vurgulamak gerekiyor. Türkiyenin ihracat dağılımı daha iyi; örneğin Polonya ve Macaristan kadar Batı Avrupaya dayalı bir yapı yok. Dahası Türkiye, uluslararası finans piyasalarındaki gerilimleri savuşturabilecek güçlü ve sağlıklı bir finans sektörüne sahip. Türkiyede özel sektörün çok dinamik olmasının da önümüzdeki yıllarda ülkedeki güçlü büyümeyi garanti edeceğine inanıyorum. Türkiye hakkında iyimserliğim sürüyor ve geçmiş yıllardaki güçlü politikalardan faydalanmaya devam edeceğine ve Euro bölgesinde sorunlar şiddetlense bile esnekliğini kanıtlayacağına inanıyorum.
Merkez ülkelere yayılırsa, faizler yukarı gider
İlker Domaç / Citi Bölge Ekonomileri Direktörü
Türkiyenin Yunanistan, İspanya ve Portekizle olan ticari ve finansal bağlantılarının sınırlı olması, şu ana kadar doğrudan etkileri de sınırladı. Daha da önemlisi, Türkiye düşük kamu borç stoğu ve kriz sırasında mali bozulmanın nispeten sınırlı kalmasından yararlanıyor. Ayrıca, borçların sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde, büyümedeki konjonktürel toparlanma yatırımcılara güvence veriyor.
Bununla birlikte, eğer ülke riskleriyle ilgili endişeler gelişmiş merkez ülkelere yayılırsa, bu Türkiyede faiz oranlarına yukarı yönlü baskı yapacak ve TLyi zayıflatacaktır.
Euronun geleceği ne ABDye ne Avrupaya ama Çine bağlı
Dr. Nicolaus Heinen - Deutsche Bank Euro böl. Ekon.
Eurodaki en son yaşanan değer kaybı, 11 yılı aşkındır süren bir başarılı hikayesinin içinde sadece tek bir enstantane. Euro, rezerv para olarak sürekli önem kazandı; 1999da dünya döviz rezervlerinin yüzde 18ini oluştururken, bugün bu oran yüzde 28e ulaştı. Doların dünyanın bir numaralı rezerv parası olarak kalmaya devam edecek olmasına rağmen, Euro daha fazla önem kazanacak.
Uzun vadede ise, Euronun önemi ne ABDye ne Avrupaya ama Çinin kendi sermaye piyasalarını liberalleştirme isteğine bağlı olacak. Sermayenin serbest dolaşımı ve döviz kurlarının serbest dalgalanmaya bırakılmasıyla Yuan, rezerv para olarak Euro ve dolara karşı ciddi bir alternatif olabilir.