Yazdır

AB’ye ders verme sırası Türkiye’de

Tarih: 19 Şubat 2010 - 00:05

AB’nin zayıf halkaları olarak görülen ülkelerin yanı sıra büyük resimde tüm Avrupa’yı zorlu bir seçim ve sınav dönemi bekliyor.

Bu ülkelerin planlanan kemer sıkma politikalarını hızla hayata geçirmeleri istenirken, bunun sonucunda resesyon sonrası başlayan ağır aksak toparlamanın güme gitmesi mümkün. Ekonomistler, global krizde daha iyi durumda yakalanan Türkiye’nin ise avantajlarını kullanmaya devam edeceğine inanıyorlar. Mine Zeybekoğulları/ Ekonomist ‘Global kriz bitti mi, bitiyor mu?’ soruları sorulmaya ve resesyondan çıkışla birlikte yavaş da olsa toparlanmanın başladığı yorumları yapılmaya başladığı bir dönemde, herkesin sinir uçlarına yeni uyarılar gönderen yepyeni bir soru ve sorun ortaya çıktı: Avrupa kaynaklı yeni bir kriz mi doğuyor? Bu soruya elbette Euro’nun geleceğinin ne olacağı da eşlik ediyor, diğer ülkelerin nasıl etkileneceği de… Türkiye açısından Avrupa ekonomilerindeki sarsıntının başta ihracat olmak üzere birçok riski ve sıkıntıyı beraberinde getirebileceği biliniyor. Son haftalarda yaşanan Euro’daki değer kaybı ve dolardaki yükseliş de zaten hem ihracat hem ithalat tarafında kaygıların yüksek sesle dile getirilmeye başlamasına neden oldu. Ancak mevcut durumda Türkiye’nin avantajlarının daha çok öne çıkarıldığı söylenebilir. Yardım belirsiz Geçen hafta beklenen AB liderleri buluşması gerçekleşti ve Yunanistan’a yardım kararı çıktı. Ancak belirsizlik ortadan kalkmış değil, çünkü bu yardımın nasıl yapılacağı konusunda somut bir sonuç henüz ortaya konulamadı. Yunanistan’ın borçlarını ödeyememesine ilişkin kaygılarla başlayıp gelinen noktada, piyasalar tarafında sarsıntının temelinde de ‘bulaşıcılık etkisi’ yatıyor. Yunanistan’ın ardından Euro bölgesinin diğer borçluluk oranı yüksek ve bütçe açıkları Avrupa Birliği sınırlarını kat kat aşan Portekiz, İspanya, İrlanda gibi ülkeleri üzerinden bir çeşit bahis oynanmaya başladı ve bu ülkeler 16 üyeli Euro bölgesinin ‘zayıf halkaları’ olarak herkes tarafından teyit edildi. Gerek ekonomiler, gerek dünya piyasaları, yeni bir ateş çemberinden geçerken; Ekonomist olarak yabancı ekonomistlere Türkiye’yi de dahil ederek, Avrupa’daki mevcut gelişmeleri ve olası sonuçlarını sorduk. Belirgin ayrışma var “Kamu maliyesi ile ilgili sorunlar odak noktası haline geliyor ancak bu olanlar ne tamamen beklenmedik ne de sadece Euro bölgesi ülkesi ile sınırlı” diyen Citigroup Gelişmekte Olan Piyasalar Araştırma Birimi Dünya Başkanı David Lubin, Euro bölgesi bütünü ile tek tek üyelere bakıldığında belirgin bir ayrışma olduğuna dikkat çekiyor. Lubin’e göre, tüm öncü ekonomilerin borç/GSYİH seviyelerindeki kötüleşmeye karşın, Euro bölgesi toplamında durum, ABD, İngiltere ve Japonya’dakinden daha az sorunlu gözüküyor. Yunanistan, Portekiz, İspanya ve İrlanda’da ülke risklerinin özellikle yüksek olduğunu düşündüklerini belirten Lubin, şöyle devam ediyor: “Bu ülkelerin ‘en zayıf halkalar’ grubunu temsil ettiğine inanıyoruz ve bu ülkeler piyasaların artan baskısıyla karşı karşıya kalmaya devam edeceğe benziyor. Çünkü mevcut ortamda kendilerini diğer ülkelerden daha kırılgan hale getiren ortak sorunları var.” Başarılı Türkiye deneyimi Piyasaların da yoğun baskısı altında olan bu ülkelerin planlanan mali sıkılaştırma politikalarını hızla uygulamaya geçirmekten başka fazla hareket alanları kalmadığını belirten Lubin, ancak bunun da muhtemelen ekonomik büyümeyi daha da aşağı çekeceğini söylüyor. Lubin, bununla birlikte, Yunanistan ve belki diğer küçük ülkeler için “dış desteğin eninde sonunda gerekebileceğini” dile getirirken, böyle bir yardıma da pratikte diğer Euro bölgesi ülkelerinin önderlik edeceğini belirtiyor. Unicredit Group Başekonomisti Marco Annunziata da bu ülkelerin açıklarını azaltırken aynı zamanda büyümeyi sağlayamayacaklarına dair endişeler bulunduğuna dikkat çekiyor. Annunziata, hemen ardından “Başarılı Türkiye deneyiminde gördüğümüz gibi, bir ülkede borç/GSYİH oranını azaltmak için hem ihtiyatlı bir mali politika hem de yüksek bir büyüme oranına ihtiyaç var” örneğini veriyor. Avrupa’da bir ‘borç krizi’ yaşanmayacağını düşünen Annunziata, bunun gerçekleşmesi durumunda “küresel finansal istikrara yönelik çok ciddi bir risk” doğuracağı uyarısını yapıyor. Annunziata’ya göre, “yüksek borçluluk oranlarının azaltılmasının ekonomiyi yeniden resesyona sokmadan imkansız hale gelmesi” şu an Avrupa ekonomileri için en büyük risk. Kredibilite derdi Avrupa’da ülke borç ve bütçe açıklarının yarattığı korkular, ortak para birimi Euro’nun geleceğine ilişkin tartışmaları da beraberinde getiriyor. Bu kaygılar, haftalardır ortak para birimi Euro’nun üzerinde baskı oluştururken, Aralık 2009’da dolar karşısında 1.51 seviyesinde olan Euro, 1.35 seviyelerine kadar geriledi. Bu noktada açılan bir parantezi de atlamamak lazım; hatırlanacağı gibi Euro’nun dolar karşısında yükseldiği zamanlarda Avrupalı yetkililer bu durumdan memnuniyetsizliklerini açıkça dile getiriyorlardı. Şimdi gelinen noktada ise, Euro’nun değerinde hızlı bir erimenin kredibilite kaybına yol açacağı ortada ve istenilecek bir sonuç da değil. Yükseliş döneminde değerli Euro’dan dert yanan Avrupa, şimdilerde kredibilite derdine düşmüş durumda. Tepki aşırı mıydı? Deutsche Bank Araştırma biriminden Euro Bölgesi Ekonomisti Dr. Nicolaus Heinen, öne çıkan ülkeler üzerindeki piyasa baskısının kaynağında, bu ülkelerin son 10 yılda diğer Euro bölgesi ülkelerine karşı rekabet güçlerini nispeten kaybetmiş olmaları olduğunu söylüyor. Heinen, “Buna karşın, bence piyasalar Yunanistan’daki duruma aşırı tepki verdiler, aynı şekilde Portekiz ve İspanya için de. Bu ülkelerin borçlarını ödeyememesi imkansız” diyor. Aynı şekilde, yeni bir kriz tehlikesi de bulunmadığına inandığını dile getiren Heinen, “Komisyon’un son olarak Yunanistan bütçesinin kontrol altına alınmasına yönelik tasarısıyla birlikte, Brüksel’in dersini aldığı ve gelecekte açık veren ülkelere karşı sıfır tolerans göstereceğini ortaya koyduğuna inanıyorum” diyor. Zincirleme etki Avrupa ekonomilerdeki sıkıntıların finans sektörüne ve bankalara yansıma ihtimali de gelişmeleri izleyen tarafları diken üstünde tutuyor. Global finans krizi nedeniyle bankacılık sistemlerinin hala zayıf olduğu ve hükümetlerin destekleriyle yeni toparlanmaya başladığı düşünüldüğünde bu durum şaşırtıcı değil. Yatırımcıların da, uygulanacak tasarruf tedbirleri sonucunda ekonomik toparlanmanın sekteye uğrayacağı ve ülke banka ve şirketlerinin de zarar göreceği yönünde endişeleri su yüzüne çıkmış durumda. Bankaların aynı zamanda Avrupa devlet tahvil ve bonolarında büyük alıcı olması da meselenin ortasında kritik bir unsur olarak duruyor. Yaşanan endişelerin bankaları da ‘yeniden’ içine alacak hale gelmesi durumunda, bankalardan kredi alan şirketlerin de tehlike altına gireceğine dikkat çekiliyor. Türkiye nasıl etkilenir? Bütün bunlar olup biterken, Türkiye’nin nasıl etkileneceğine dair sorular da ortada duruyor. Sıkıntıda olan ülkelerle Türkiye’nin ticari bağlarının çok güçlü olmamasının yanı sıra hane halkı borçluluk oranının düşük seviyelerde olması gibi unsurlar, mevcut durumda bir avantaj olarak öne çıkıyor. Yapı Kredi Yatırım ekonomisti Murat Berk, Türkiye’nin bankacılık sisteminin de güçlü olması gibi etkenlerle krizi nispeten az hasarla atlattığını ve kamu maliyesinin de daha iyi durumda olmasının Türk ekonomisinin ve piyasalarının olumlu anlamda ayrışmasını sağladığını ifade ediyor. “Türk piyasalarının olumlu ayrışması devam edebilir diye düşünüyoruz” diyen Berk, Türkiye’nin bu yıl yüzde 4.5 ile bu bölgedeki en yüksek büyüme oranını yakalayacağının öngörüldüğüne ve Türkiye’nin küresel krize rağmen yüzde 50 civarında olan borç/GSYH oranının, Yunanistan dahil endişe ile izlenen ülkelerdeki oranın yarısından az olduğuna dikkat çekiyor. Buna karşın Berk, “Hiçbir ülkenin yaşanan ayrışmaya körü körüne bel bağlamaması gerekiyor” uyarısı yapmayı da ihmal etmiyor. ANALİZ Uzun vadede Euro üstünlüğü SÜRECEK Uzun vadede Euro’nun dolar karşısında yükselen trendi devam ediyor. Son iki ayda oluşan gerilemede dolar, Euro karşısında yüzde 10 değer kazandı. Bu süreç çerçevesinde bir düzeltme beklemek yerinde olacağı gibi, hedef seviye paritede 1.4000 olarak izlenebilir. 2010 yılı içinde olası gerilemelerde ise 1.3300-1.3000 bölgesi aşağı yönde kırılmadığı sürece, paritede uzun vadede Euro üstünlüğü devam eder. 2010’da 1.3300 1.4800 gibi bir bantta giderek daralan bir seyir görebiliriz. * Anadolu Yatırım teknik stratejisti Halil Reçber tarafından hazırlanmıştır. //////////////////////////////////////// “Sorunlar şiddetlense bile Türkiye esnekliğini gösterir” Marco Annunziata / Unicredit Group Başekonomisti “Türkiye elbette Avrupa’daki finansal istikrasızlık ve düşük büyümeden etkilendi ancak buradaki gerilimlerden Türkiye’nin gelişmekte olan diğer Avrupa ülkelerinden daha iyi izole olduğunu vurgulamak gerekiyor. Türkiye’nin ihracat dağılımı daha iyi; örneğin Polonya ve Macaristan kadar Batı Avrupa’ya dayalı bir yapı yok. Dahası Türkiye, uluslararası finans piyasalarındaki gerilimleri savuşturabilecek güçlü ve sağlıklı bir finans sektörüne sahip. Türkiye’de özel sektörün çok dinamik olmasının da önümüzdeki yıllarda ülkedeki güçlü büyümeyi garanti edeceğine inanıyorum. Türkiye hakkında iyimserliğim sürüyor ve geçmiş yıllardaki güçlü politikalardan faydalanmaya devam edeceğine ve Euro bölgesinde sorunlar şiddetlense bile esnekliğini kanıtlayacağına inanıyorum.” “Merkez ülkelere yayılırsa, faizler yukarı gider” İlker Domaç / Citi Bölge Ekonomileri Direktörü “Türkiye’nin Yunanistan, İspanya ve Portekiz’le olan ticari ve finansal bağlantılarının sınırlı olması, şu ana kadar doğrudan etkileri de sınırladı. Daha da önemlisi, Türkiye düşük kamu borç stoğu ve kriz sırasında mali bozulmanın nispeten sınırlı kalmasından yararlanıyor. Ayrıca, borçların sürdürülebilirliğine ilişkin endişelerin arttığı bir dönemde, büyümedeki konjonktürel toparlanma yatırımcılara güvence veriyor. Bununla birlikte, eğer ülke riskleriyle ilgili endişeler gelişmiş merkez ülkelere yayılırsa, bu Türkiye’de faiz oranlarına yukarı yönlü baskı yapacak ve TL’yi zayıflatacaktır.” “Euro’nun geleceği ne ABD’ye ne Avrupa’ya ama Çin’e bağlı” Dr. Nicolaus Heinen - Deutsche Bank Euro böl. Ekon. “Euro’daki en son yaşanan değer kaybı, 11 yılı aşkındır süren bir başarılı hikayesinin içinde sadece tek bir enstantane. Euro, rezerv para olarak sürekli önem kazandı; 1999’da dünya döviz rezervlerinin yüzde 18’ini oluştururken, bugün bu oran yüzde 28’e ulaştı. Doların dünyanın bir numaralı rezerv parası olarak kalmaya devam edecek olmasına rağmen, Euro daha fazla önem kazanacak. Uzun vadede ise, Euro’nun önemi ne ABD’ye ne Avrupa’ya ama Çin’in kendi sermaye piyasalarını liberalleştirme isteğine bağlı olacak. Sermayenin serbest dolaşımı ve döviz kurlarının serbest dalgalanmaya bırakılmasıyla Yuan, rezerv para olarak Euro ve dolara karşı ciddi bir alternatif olabilir.”
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/abye-ders-verme-sirasi-turkiyede/269219