Sabancı Holding hayatımızdan cıktı
Şevket Sabancı, Artık hayatımda Sabancı Holding yok, iş münasebetlerimi kestim sözleriyle yeni bir hayat kurduğunun altını çiziyor ve ekliyor: Mümkünse haber dahi almıyorum.
Şevket Sabancı, Sabancı kardeşlerin 3 numaralısı. Beş kardeş uzun yıllar büyük bir uyum içinde işlerini yönetti, grubu global düzeye taşıdı. Ancak 1990ların sonunda, Şevket Sabancı ve çocukları gruptan ayrılıp Esas Holdingi kurdu. 10uncu yılına doğru giden bu girişim, Pegasus başta olmak üzere yeni işlerle büyüyor. Bu performansla yerli ve yabancı şirketlerden pek çok ortaklık ve iş teklifi alıyorlar. Şevket Sabancı, Artık hayatımda Sabancı Holding yok, iş münasebetlerimi kestim sözleriyle yeni bir hayat kurduğunun altını çiziyor ve ekliyor: Mümkünse haber dahi almıyorum.
Şevket Beyin Yeni Dünyası
hedRahmetli Sakıp Sabancı, Hayatım adlı kitabında, kardeşlerini anlatırken Şevket Sabancı için Çocukken evimizin neşesiydi tanımlamasını yapıyor. Şevket Beyin, tekstil mühendisliği okumasını, yurtdışında aileyi temsil etmesini ve yeni fikirlerinin altını çiziyor.
Gerçekten de Şevket Sabancı, Sabancı Ailesinin en ilgi çekici isimlerinden biri⦠Uzun yıllar Londrada, bir süre de Almanyada yaşadı. Kardeşi Özdemirin ölümü üzerine Türkiyeye gelip kendi deyimiyle Sabancı Holdingin yükselişine destek verme görevini üstlendi. Bir ayağı hep yurtdışında, özellikle de Londrada oldu. Global ortaklıklarda adından söz ettirmesini bildi.
Ancak Sabancının bu renkli ismi, Sakıp Beyin vefatından sonra çocuklarıyla birlikte kendine farklı bir yön çizdi, kendi girişimini başlattı. Yeni tip girişimler yapan ve girişimleri desteklemeyi de hedefleyen Esas Holding, 10uncu yılına girmeye hazırlanıyor.
Şevket Sabancı, oğlu Ali Sabancı ve kızı Emine Kamışlı ile kendi deyimiyle Aile şirketlerinde hiçbir şey koparmadan yepyeni bir iş yarattı. Bunu yaparken de söylediklerinden öğreniyoruz ki örnek olarak Rothschild Ailesini aldılar. Sabancı, bu ailenin, 5 ayrı ülkede farklı kardeşler tarafından kurulan büyük gruplarla varlığını koruduğunu, kendilerinin de benzer yol izleyebileceğinin altını çiziyor.
Uzun süredir basına konuşmayan, çok ender söyleşi veren Şevket Sabancıyı ikna etmek kolay olmadı. Sonunda Boğazın muhteşem bir köşesindeki yalısında, sanatla iç içe bir söyleşi gerçekleştirdik. İlk işe başladığı günden bugünlere uzanan bir söyleşi gerçekleştirdik:
*İş hayatıyla tanışmanız nasıl oldu?
Tarsus Amerikan Kolejinin orta üçüncü sınıfındaydım. Rahmetli babam yazın Emirgana gitmeye meraklıydı. Sakıp Ağabeyim de o yaz sağlık problemleri yaşadı ve 3 ay Fransaya tedavi için gitmesi gerekti. Babamın ailede yardımcısı Sakıp Ağabeydi, bizler okuyorduk. O yaz babama,Baba ben çalışayım dedim. Olur mu oğlum dedi. Niye olmasın dedim. Benim ilk iş hayatım, Tarsus Amerikan Koleji üçüncü sınıf öğrencisiyken yazın Adanada kalıp aile işlerine bakmamla başlar. O zaman Bossa iplik bölümü kurulmuş, dokuma bölümü daha çalışmamış montaj halinde. Bütün bunları ben omuzladım. İş hayatıyla tanışmam böyle.
*Sorumluluğunuz, görev alanınız neydi?
Bossada iplik üretiliyor ve ben de satıyordum. Yetkiliyim yani, hazırlığı yapıyordum. Dokuma, basma ve boya basma bölümlerinin inşaatları devam ediyordu. Dokuma bölümünde montaj yapılıyor; ecnebiler var, makineler geliyor, onların sorunlarıyla para dahil ben muhatabım. Her yaz çalıştım ve sonra bu düzen böyle devam etti.
*Hacı Ömer Sabancı, size iş hayatıyla ilgili tavsiyelerde bulunmuş muydu?
Rahmetli, çok aile babası bir insandı. Aile ve iş dışında pek yaşamı yoktu. Adanada ünlüdür, birçok yetişmiş insan bara saza gider, rahmetli babamın bu taraflarda işi yoktu. Rahmetli babam sabah erkenden kalkıp işe giderdi. Hatta pamuk alım zamanlarında saat 4te pamuk pazarında olur, akşam hava kararmak üzereyken evine gelirdi. Oğullarını hep akşam yemeğinde beraber masada isterdi. Bu bir disiplindi. Herhangi birimizi görmezse merakla sorardı.
Bunlar da tabii bize birtakım disiplinler getirdi. Aile masasında, akşam yemeklerinde genellikle işler konuşulurdu. Biz çoğunlukla dinlerdik. Rahmetli babam bizim duymamızı istediği çaptaki olayları yemekte aktarırdı, bunlar bizi iş dünyasına hazırlayan faktörlerdi.
*Çocuk yaştayken işe başladınız. O yaşlarda ne yapmayı düşünüyordunuz? Her çocuk gibi doktor, pilot olmak gibi hayalleriniz var mıydı?
Babamın o zaman da yaygın iş alanları vardı, bir tek iş alanında değildi. Akbankın ve yağ fabrikalarının büyük kurucu ortağıydı. Bunların dışında Bossa, yeni doğan bir iş koluydu.
Yaz aylarında çalışmış olmam, Bossaya karşı bir sıcaklık getirmişti ve tekstil mühendisi olmayı kafama koymuştum. O nedenle tekstil mühendisliğine gittim. Zaten aile işi dışında bir iş aklıma gelmemişti.
*O günün koşullarında babanızın Bossayı ya da büyük bir grubu almak, Akbankı büyütmek gibi hayalleri, hedefleri var mıydı?
Babam aşırı derecede çalışma tutkusu olan bir insandı. Kendi sağlığını bile ikinci plana itecek kadar iş tutkusu vardı. Bu iş tutkusunda, o günkü düşüncelere göre şunu yapayım bunu yapayım, Çinde şu olsun Amerikada olsun falanlar yoktu. Onlar çok büyük ufuklardı. Ama babamda hep işini bir şekilde büyütme isteği, arzusu vardı.
*Günümüzle kıyaslandığında o zaman iş ya da fabrika kurmak, para kazanmak daha mı kolaydı?
O zaman girişimci sayısı daha azdı. Dolayısıyla bir konuya kim sahip olmak istiyorsa rahatlıkla olabilirdi. Kimse onun sektörüne girmek istemez, başka alana yönelirdi.
Şimdi öyle değil. Bugün mutlulukla söyleyebilirim ki aynı dilime uzanan girişimci sayısı oldukça fazla. Bu bir mutluluktur, bu memleket için de aileler için de iyidir.
O günlerde bu sayılar çok limitliydi. Biri, Şuna ben sahip olacağım deyince öbürü Peki arkadaş ol, ben de başka şeye sahip olurum diyebilirdi. Bugün öyle değil, güzel bir yarış var.
*Sabancının büyümeye giden yolda karşılaştığı zorluklar oldu mu?
En zor anlardan biri, benim hayal meyal hatırladığım ve babamdan dinlediğim Varlık Vergisidir. Varlık Vergisini Adanada en ağır ödeyen kişi babamdı. Daha çok Musevi vatandaşları hedeflemiş diye bilinir, ama Türk vatandaşları da hedeflenmişti. Ankaranın onayıyla Türk vatandaşları da kapsama alındı. Bunlardan biri rahmetli babamdı ve en ağır bedeli ödeyen kişidir.
O zaman benim hatırladığım, 300 küsur bin lira büyük paraydı. Babamla eşit durumda sayılabilecek işadamları, her halde 100 bin civarında bir paraya muhatap oldu. Büyük bir zorluktu, ama ilk ödeyenlerden biri de rahmetli babamdı.
*Sabancı Grubunda Türkiyenin en büyük birkaç grubundan biri olmaya giden yolda dönüm noktası neydi?
Babamızı kaybedince, kardeşler olarak birliğimizi, beraberliğimizi devam ettirme kararını rahatlıkla alabildik. Bazı babamın yakın dostları vefattan sonra bize gelip tavsiyelerde bulundu, ne yaparsanız yapın birliğinize sahip olun diye. Rahmetli annemin bu işte çok önemli konumu vardı. Biz de aklımızı kullanabildik, birliğimizi devam ettirme kararı aldık ve devam ettirdik. Bence bizim ailede dönüm noktası, bu anlayışın tescil edilmesiydi. 5 kardeşin birliğinin tescil edilmesi ve etraftan da kabul görmesi, bence en büyük dönüm noktasıdır.
*Geriye baktığınızda iş hayatınızda sizi en mutlu eden an neydi?
Tabii iş hayatında çok olay yaşadım. İşin en kıymetli yanı, bana en fazla huzur ve keyif veren tarafı, çocuklarımın iş hayatına müspet olarak girmiş olmalarıdır.
*Peki, çocuklarınızdan evvel aldığınız bir karar, bir yatırım, bir anlaşma gibi unutulmaz bir anınız var mı paylaşabileceğinizâ¦
Bir gün rahmetli Özdemir ile beraber Almanyada Hannover şehrinde Continental lastikçilerle 10 saat bir odanın içinde müzakere yaptık. İşbirliği arıyoruz. Olmadı, olmayacağını anladık, iki kardeş Tokyoya, Bridgestonea gittik, onlarla ortaklıkta anlaştık. Bana göre çok güzel bir olaydı bu, tabii böyle pek çok anımız varâ¦
*Sizin iş yaparken, şirket yönetirken temel ilkeniz nedir? Olmazsa olmaz iş yapma şekliniz nedir?
Ben disiplinli çalışmaya özen gösteririm. Her şeyin notunu, mikro seviyede alırım. Notunu alırken o konuya ne zaman tekrar bakacağımın notunu da yazarım. Kendi alışkanlıklarım bunlar. Tarihi koyarım muhakkak. O tarih geldiğinde ya telefon ederim ya çağırır bugün bunu soracaktım sana şimdi soruyorum ne oldu derim. İşin peşini bırakmam.
*Bugünkü işadamları, yöneticileri nasıl buluyorsunuz? İyi bir yönetici ve işadamı kuşağı var mı?
Çok var, bunların bir kısmını işyerlerimizde tanıdım. Türkiyede zaten bizim çocukluğumuzdan bazı hatıralarla geçip buraya geldik. Bugün gurur duyulacak şekilde parlak genç Türk iş adamları var.
Hatta bu yalnız bizde görülen bir olay değil, dışarıda da bunu görüyorsunuz. Londraya gidin, bankacılığın merkezinde inanılmayacak kadar genç, başarılı Türkler görürsünüz. Londrada Unilever şirketinde, bizzat gördüm de biliyorum, inanamazsınız pırıl pırıl genç Türkler üst seviyede. Bunu genişletebilirsiniz, çok gurur duyulacak yeni bir Türk nesli yetişiyor.
*Türkiyede şirketlerin önemli bölümü ailelere ait ve bu şirketlerin ayakta kalması da giderek güçleşiyor, sıkıntıya girenler oluyor. Sizce aile şirketlerinin daha uzun yaşayabilmesi için ne önerirsiniz?
Bu söylediğiniz Türkiyeye has bir şey değil, dünyada da böyle. Bugün Fransadaki şirketlerin yüzde 50den fazlası aile şirketidir hala. Aile şirketlerinde devamı sağlayabilmek marifettir. Bir nesil, iki nesil, dört nesil neyse devamlılığı sağlayabilmek için de basit ölçüler var.
Aile fertleri işe hazırlanmadan evvel aile dışında başka yerlerde çalışmalı. Oralarda tam bir profesyonel çalışma düzeninin sahibi olmalılar. Çünkü aile içine geldiklerinde, dışarıdan getirdikleri bilgiler onlara destek olacaktır.
hedBir diğer nokta da biz yaşadık bunu, ailenin yeni nesillerinde çokluk olmamalı, birkaç kişi olmalı. Eğer birçok aile mensubu iç içeyse, gizli bir problem yaratıyorsunuz. Bir gün bu problem haline gelir. Nasıl çözülür? Anadolu terbiyesiyle babalar amcalar etraftayken bunlar sessiz ve sakin durabilir. Biz yokken ne olacak, o durumlara ailenin düşürülmemesi için planlar yapılmalı.
Hak eden aile fertlerini birkaç taneden fazla tutmamak lazım. Zaten ki eğer aile dışında ise eğer bunların aile içinde başarılı olabilme şansları varsa, o aileler de genellikle varlıklı aileler, bu çocuklar da varlıklıdır. Sermaye sıkıntısı çekmeyecekler demek istiyorum. Sermaye sıkıntısı çekmeyecek ve başarılı olma kabiliyeti varsa buyur git kendi işini kur, niye aile içinde olacaksın, git başka iş kur, aileden de birkaç kişi içeride kalsın ki huzurlu bir devam sağlansın.
*Sabancıda bir aile anayasası ve aile konseyi kurmuştunuz ama bunlar öngörülmemişti mi onda?
Bunlar McKinsey ile yaptığımız görüşmelerde ortaya çıktı sonradan. İngilteredeki intibalarıma dedim ki bu doğru değil, biz çok kişi davet etmişiz işimize. Başka aileler için diyorum, kendimizi tenkit için demiyorum. Birkaç kişi burada kalsın, diğerleri yeni işler kursun. Bizler de hayattayken gerekiyorsa onların iş kurmalarına maddi, manevi yardım edebilelim. Ben o anlayışla çocuklarımı Sabancı Holdingden çektim ve çok doğru yaptığımı görüyorum.
*Sizin yaptığınız anayasada çocukların şirket içine girmesi vardı, ama çok çocuk olduğu için yürümedi diyorsunuzâ¦
Hayır, yürümedi, yürümezdi de. Çünkü çok kalabalık olunca işin içine birtakım his faktörleri giriyor. Hissiz insan olmayacağına göre⦠Garip karşılayamayız, ben nasıl olacak da kendi evladımı, kardeşimin evlatlarından aşağı göreceğim. Mümkün değil bunları kabul etmek. Böyle kabullenirsen realist olarak, o zaman bu yol ayrımı değildir. Bu şekilde kavgasız dövüşsüz sakince yol ayrımı yaparsanız, aile için bambaşka iyilikler yaratırsınız.
Rothschild Ailesini ele alalım. 5 kardeştiler⦠Biri Almanyada kaldı, biri İtalyaya, biri Parise, biri Londraya, biri de New Yorka gitti, ayrı ayrı yaptılar. Ama bütün dünya bunları bir aile gibi görüyor. Birinin gücü hepsinin gücü oluyor.
Bakın ayrı çalışmak illa aileye kötülük getirmez, aksine her biri ayrı ayrı başarılı olursa, ayrı ayrı güzel işler kurarsa bütün aile için bu şandır, şereftir. Bir şekilde de birbirini destekleme gücü getirir. Ayrı işleri olsa bile bir yerde aile fertlerinin bir sıcaklığı, bir yakınlığı vardır.
*Esas Holding nasıl gidiyor? Değişik alanlara yatırım yaptınız, gidişinden memnun musunuz?
Çok memnunuz gidişten. Esas Holding sıfırdan başladı. Hiçbir şeyi devralıp da başlamadı. Aşağı yukarı bu sene 10uncu yılına geliyor. Bayağı bir istihdam gücü ve cirosu var. Kızımı, oğlumu, beni dolu dolu meşgul edecek iş kapasitesi var.
*Her gün gidiyor musunuz yoksa biraz daha düşük yoğunluklu mu çalışıyorsunuz?
Ben İstanbulda her gün saat 9 gibi işime giderim, saat 13.00, en geç 14.00 gibi geri gelirim. Öğleden sonra sakin devremdir veya dış dünyayla ilgili temaslarımı yürütme vaktidir. Saat farklarını dikkate alarak Londrada da buradaki gibi sabah 9.00-13.00 gibi her gün işime giderim, ama Bodrumdayken evimden çalışırım.
*Esas Holdingde ne hedefliyorsunuz? Geleceğe yönelik planlarınız var mı paylaşabileceğiniz?
Ortaklık için gelen girişimciler de oluyordurâ¦
Yurtdışından da yurtiçinden de özellikle bu ekonomik sıkıntı nedeniyle birçok insanda arayış var. Onların bazıları başkalarına gittikleri gibi bize de geliyor. Yurtdışında da var, Türkiyenin gelişmekte olduğu ülkelere bakarak bu tarafta bir şey yapmak isteyenler de var. Bu tip yatırım arayışlarında Esas Holding ilk listededir.
*Size yerel şirketlerden çok teklif geliyor mu?
Çok gelirdi, biz ona bir fren koyduk.
*Nedir o fren, ne yaptınız?
Esas Holding olarak ister satın almada ister bir yere ortak olmada, 25 milyon Eurodan eksik parayla girmeyelim dedik. Eğer o iş, ortaklık, satın alma 5 milyon Euroluk ise almayalım, 10 milyon Euroluk hissedarlık talep ediliyorsa buna da girmeyelim dedik. Bizim payımız öyle veya böyle 25 milyon Eurodan eksik olmasın, ancak çok bir özel durum varsa aile olarak oturup konuşalım, bu özel durumu değerlendirelim. Böyle bir kriterimiz var, birçok şey kapıdan dönüyor. Diyoruz ki bizim kriterlere uymuyorsunuz.
*Hangi sektörlere ilgi gösteriyorsunuz şu anda?
Biz orada çok açığız. Herhangi bir sektör diye bir kutunun içine koymuyoruz. Her türlü iş imkanına açık olmak bizim için ön planda. Kriterlerimize uyuyorsa iş önemlidir, ona göre inceleyelim, değilse zaten reddedelim.
Önyargılı olmayalım, çünkü bizim bilmediğimiz birçok sektör var, niçin oralara kapalı olalım. Teknoloji bunların başındadır.
*Peki holdinge uzun vadeli bir hedef koydunuz mu?
Hayır, öyle hedefler bu karmaşa dünyasında bünyeye ancak stres getirir. Kendi kendimize stres yaratmaya hakkımız yok. Biz stressiz bir dünyada sakin çalışabilmeliyiz, olaylara sakin bakabilmeliyiz.
*Çocuklarınız iyi birer girişimci oldu, onları nasıl buluyorsunuz?
Beğeniyorum gerçekten. Biraz evvel de söyledim, en büyük kazancım, huzurum onların bu konuma gelmiş olması.
*Ali Sabancıyı yakından izliyoruz ve tanıyoruz. Rahmetli Sakıp Beye benzetenler var, siz de öyle bir benzetme yapıyor musunuz?
Evet. Ali vizyon sahibidir. Alide ufuk darlığı yok. Önüne gelen konuları değerlendirme kapasitesi var. Birçok zaman bize, birçok ciddi projeyi, şöyle yapalım böyle yapalım önerisiyle getirmiştir. Bunlar ufuk zenginliğini de gösteriyor.
Dar kalıbın, tek bir sektörün işadamı değildir. Bugün en çok Pegasus ile meşgul olur, ama dünyası Pegasus ile limitli değildir. Geniş bir vizyonu var ve olaylara yaklaşımı, çevre ilişkileri çok güzeldir.
İşadamlarıyla, onlar dışında çeşitli çevrelerle de diyalogu hoştur, güzel götürür. Bazı insanlar olur ki fevkalade kapasiteli, kabiliyetli ama çevre ilişkileri iyi değildir. Alide çevre zenginliği de vardır.
*Peki Emine Hanımı nasıl buluyorsunuz?
Emine Hanım, Esas Holdingin beynidir. Ali ona yardımcıdır, ikisi çok iyi anlaşır, çok iyi yönlendirirler.
Emine, finans konularında çok meziyetlidir. Dışarıda da bir İngiliz sigorta şirketinde çalışması var. Ali de 2 yıl Morgan Stanleyde New Yorkta çalıştı. Sonrasında Akbanka geldi. Sirkecide, holde bir masa koydular, biz de istisna bir şey yapmayın dedik. Orada tipik, standart, sıradan bir memur olarak çalıştı. Güzel günler yaşadı.
*İş hayatına atıldıkları dönemde onlara neler önerdiniz?
Aslında son zamanlarda onlar bana öneride bulunuyor. Hakikaten onlar bana öneride bulunuyor.
*O zaman onlar ne öneriyor onu soralımâ¦
Benim ufkum yaşımla alakalı, yılların getirdiği bir kalıp var, o kalıbın içindeyim ben. Yaşamım da öyle. Şu lokantaya giderim, filan yere gidersem şu otelde kalırım, bu bir kalıptır. İnsanlar yaşlandıkça konservatif oluyor, bu kalıbın içinde oluyor. Onlar bana, baba sen böyle düşünüyorsun ama bunun alternatifleri şunlar diyor. Onlar, ufkumu genişletmeye yönelik etki yapıyor.
Bir Söz Senet Yerine Geçerdi
Her Şey Yavaş Tempodaydı
Her şey daha ufak çaplıydı, her şey daha yavaş tempoluydu. Dolayısıyla işadamları olarak da dernekte, kulüpte birbirimizle görüşmeye, sohbet etmeye daha rahat vakit bulabilirdik. Çünkü her şey daha yavaş bir tempoyla gidiyordu.
El Sıkışma Yeterliydi
O zamanın inceliklerine göre kayıtlı işler yerine el sıkışarak işi neticelendirme de yoğun ve yaygındı. Güven vardı. Ben sattım sen aldın hayırlı olsun dersen söz senettir. Şimdiki gibi gel bir senede bağlayalım şunu, imzaya dökelim gibi fazla hassasiyet yoktu.
Birbirimizi İyi Tanırdık
Daha yavaş ve daha güvene dayalı bir ticaret anlayışı vardı. Daha dar kalıpta olduğu için insanların birbirini yakinen tanıma fırsatı vardı. Herkes birbirinin ailesini biliyordu, o zaman güven daha da ön plana çıkıyordu.
Londra Yaşamı Neler Kattı?
Mikro Değerler Önemli
Uzun yıllar Londrada olduğum için iş yaşamıma mutlaka etkisi olmuştur. Ancak çalışmayı bilmek lazım. Bilinçli çalışmanın içerisinde olayları mikro tutmalı. Mikro değerler makro değerlerden daha önemlidir. Hiç kimse makro değerde bir işi ihmal etmez, herkes mikro değerdeki işleri ihmal eder. O mikro değerdeki ihmaller damlaya damlaya göl olur, ihmalleri büyütür.
İşkolik Olmamalı
Mikro değerlere önem verilmeli ama aşırı iş kolik olmamak lazım. İnsanca yaşamayı da iş başarısına paralel götürebilmeyi bilmek lazım. Akşam olacak, belirli bir saatten sonra bir sosyal dünyan olmalı, gece gündüz işe konsantre çalışıyorsan hayatın güzel taraflarından bazı şeyleri de ihmal ediyorsun veya fark etmiyorsun demektir. Belirli saatte işi bitirmeyi bilmek, sosyal dünyaya dönmek lazım.
Sosyal Hayatı Öğrendim
İngiltere, sosyal yaşamı zengin olan bir ülkedir. Burada topluma karışmak istiyorsan İngilizlerle bir şeyler konuşman lazım; ya golf ya opera ya bale konuşacaksın ya klasik müzik konuşacaksın veya buna benzer kültürel bir şeyler konuşacaksın. Bir mecliste bir yere geldiğinde sen hep suskun dinleyen oluyorsun. Onlar da bu hep dinleyenle, suskun olanla, katkıda bulunamayanla arkadaşlık kuramıyor.
Hobi Değil Sevgilerim Var
Benim hobi değil, ama sevgilerim var. Benim olduğum yerde hep müzik vardır. Fırsat bulursak hala kışın her ay bir hafta eşimle Londradaki müzikallere gideriz. Oradaki evimize gider, bir hafta kalır geri geliriz. İngiliz dostlarımızla önemli olayları izlemeye gideriz; bu tiyatro, müzikal, opera, bale olur. At yarışları, tenis turnuvaları, Wimbledon yazın oluyor. Yazın haziranın başından itibaren Bodrumdayım, o zaman onlara uzak kalıyorum, ama orada otururken giderdim. Gençliğimde futbol oynardım. Benim iki takımım var; biri Manchester United diğeri Fenerbahçe. Niye daha evvel onu diyorum, o bana daha fazla keyif veriyor.
Türkiyede Yatırım Yapılmıyor, Bunlar Beni Rahatsız Ediyor
Ekonomideki Gidiş Nasıl?
Dünyadaki ekonomik şaşkınlık içerisinde, Türkiyede de sağlıklı bir yorum yapmayı kendimde görmüyorum. Ancak, bütün bunlara rağmen daha iyi olmamız gereken hususlar var. Olmadığımız için de rahatsız ediyor beni.
Türkiyede yatırım yapılmıyor, iç-dış borç huzur vermiyor. Bunlar beni işadamı olarak rahatsız ediyor. Şimdiye kadar idare ettik, düzeldik, ama şimdiden sonra idare etmemizin güvencesini taramamız lazım, onun için de bu noktalara iyi bakılması lazım. Öyle borç artarak, iç-dış borç artacak, işsizlik artacak biz uzun vadede huzur bulacağız, bunlar pek sindirilebilir olaylar değil.
Endişeleniyor musunuz?
Endişelendirir, ama şu anda kaygılandıran, panik yaratan durumda değiliz, ama bugünden yarınlara tedbir alabilsek daha güzel olur.
Hesabınızı Nasıl Yaptınız?
2010u, global olarak Türkiye dahil iyimser görmüyoruz. Bugün siyasi istikrarı kaygıya düşürecek, bence bu manada bir zemin yok ama mütemadiyen huzursuzluk yaratan laf kavgaları var. Bu doğru değil. Buna niçin gerek duyuluyor ben bilemiyorum, ama doğru bulmuyorum.
Pegasus, Benim Fikrimdi
*Pegasusun alınması kimin fikriydi?
Başlangıcında bir tereddüdümüz yoktu. Pegasusu ortaya getirip alan benim. Ben havacılığa 1990dan beri ilgiliyim. Yurtdışında yaşarken bile Türk Hava Yollarına ortak arandığı devreler vardı, o ortak arayışları içinde epey mesai verdim. Lufthansa ile ayrı çalıştım, İngiliz Havayollarıyla, Air France ile ayrı çalıştım, çeşitli yerlerin havacılık danışmanlarıyla birlikte çalıştım, kendi kendime değil.
Bu birikim sonucunda Pegasusun genel müdürü Sertaç Beyi ben bünyeme aldım Esas Holdinge. Ali, hala Sabancı Holdingdeydi ama birkaç ay sonra oradan ayrıldı, ben bu işi istiyorum dedi, peki buyur oğlum dedik. O gün bugündür Allah için başarıları bizi taçlandırıyor.
*Neden olmamıştı? Türkiyenin koşulları yüzünden mi?
O günkü THY, personel yönünden çok şişman gövdeliydi. Dış danışmanların incelemeleri yapıldı ve bunları önlerine koyduk. Lufthansa, Air France ya da İngiliz Havayollarında bu kapasiteli bir iş olsa, personel sayısı ne olur diye bakıldı ve sonuç 3te 1 çıktı.
Sabancı Holdingle İş Münasebetim Yok
*Şu anda Sabancı Holding ile ilişkileriniz nasıl?
Çocuklarımın ilişkileri var, ama benim özellikle iş münasebetim yoktur. Neden yoktur? İki şapkayı birden taşımam doğru değil. Benim o günkü dünyamda kardeşlerim ve ben diye bir işim vardı, bu da Sabancı Holdingdi. Çocuklarımı ayırıp da ayrı iş kurunca Esas Holding, çocuklarım ve ben diye bir işim var. O zaman kardeşlerim ve ben geri planda, benim için çocuklarım ve ben ön plandayız, buradayım. İkisinin de ters düşeceği noktalar olabilir ama ben karışmamak için dışarıdayım.
*İlgilenmiyorsunuz, toplantılara katılmıyorsunuz ama bilgi alıyor musunuz?
Bilgi dahi almamaya çalışıyorum. Bazı bilgiler böyle dedikodu şeklinde de gelmeye çalışır, bunlara da kapalıyım.
*Peki holdingin performansını nasıl buluyorsunuz?
Bunu sizler dışarıdan daha iyi görürsünüz. Bugünkü dünyadaki ekonomik durum o kadar şaşkınlık yaratacak nitelikte ki kimin doğru, kimin yanlış yaptığını konuşup bir yere varmak mümkün değil.
*Mart sayımızda Hazım Bey ile bir söyleşi vardı, son yıllarda Sabancı yavaşladı gibi bir değerlendirmesi olmuşâ¦
Neye göre bugün öyle bir dünyada yaşıyoruz ki ekonomik olarak büyük ölçüyü hangi teraziye koyacaksın, ciddi şaşkınlık var. Bu kadar şaşkınlığın olduğu bir zeminde böyle bir değerlendirmeyi ben doğru bulmuyorum.
capital