BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 66,75 -1,84 347.100.000.000,00
ALBRK 8,57 -2,39 21.425.000.000,00
GARAN 131,60 -1,72 552.720.000.000,00
HALKB 42,36 -2,40 304.347.197.859,12
ICBCT 14,20 -2,87 12.212.000.000,00
ISCTR 12,87 -1,76 321.750.000.000,00
SKBNK 4,92 -3,53 12.300.000.000,00
TSKB 9,43 -2,98 26.404.000.000,00
VAKBN 32,86 -3,58 325.837.181.245,78
YKBNK 35,70 -1,65 301.559.730.838,80

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaGündemPetrol işçilerinin kabusu oldu----

Petrol işçilerinin kabusu oldu

Petrol işçilerinin kabusu oldu
03 Nisan 2010 - 08:12 www.finansingundemi.com

Meksika Körfezi'nde petrol sondaj kulesini korumakla görevli denizaltına takılarak su yüzüne çıkan deniz canlısı işçilerin kabusu oldu. Bilim insanlarının henüz isim bulamadığı canlı, işçilerin kabusu oldu.

hurriyet.com.tr/DIŞ HABERLER İşçiler bu canlının zehirli olup olmadığını bilmedikleri ve sondaj çevresinde aynı canlının bulunma olasılığından endişe ettiklerinden verilin görevleri isteksizce yerine getiriyor. Meksika Körfezi’ndeki bir petrol sondaj kulesinde çalışan petrol işçileri, kulenin civarında devriye gezen denizaltıyla beraber su yüzüne çıkan deniz kabuklusunu görünce tüyleri diken diken oldu. Denizaltının limana ulaşmasının ardından, eş ayaklı olarak bilinen dev bir deniz kabuklusu denizaltının yüzeyine takılmış olarak bulundu. Karada yaşayan tespih böceğiyle benzerlik gösteren eşayaklı deniz canlısının, yaklaşık 80 cm uzunluğa sahip olduğu belirtildi. OKYANUSLARIN KARANLIĞINDA YAŞIYOR ABD’nin Kuzey Carolina eyaletinde bulunan Ulusal Evrim Sentez Merkezi uzmanı Profesör Craig McClain, bu tür hayvanların suyun yaklaşık 3000 metre derinliklerinde yaşadığını ifade etti.McClain, bulunan eş ayaklının fazla büyük olmadığını, okyanusların derinliklerinde çok daha büyük kabuklu hayvanların yaşadığını belirtti. www.borsaningundemi.com
ETİKETLER :
YORUMLAR (1)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)
  • DR.EFSER GÖKÇEN02 Aralık 2010 16:35

    DENİZLERDEKİ VE GÖKLERDEKİ GERÇEK Sevgili okurlar, bu sefer yakında çıkmış bir haberi bilimsel açıdan yorumlamak istiyorum. Haberin metni 3000 metre derinlikte yaşayan canlı bilim adamlarını şaşırttı. Haberin mahiyeti budur. Tabii ki bilim adamları denilen kişiler, basit anlamda yerçekimi safsatasına inandıklarından, 3000 hatta 7000 metrede yaşamın nasıl olduğunu anlayamazlar. Elbette o mantıkla düşünülürse üzerinde 3000 ton veya 7000 ton ağırlıkla yaşamın olması , hatta bu ağırlıkta canlılık muhafazası mümkün değildir. O ağırlığa, hangi canlıyı maruz bırakırsanız bırakın, hücre bütünlüğü muhafaza edilemez. Aslında meseleyi biraz daha açıklamak gerekirse deniz ve okyanustaki suyun bir metresinin ağırlığı yaklaşık olarak bir tondur. 3000 metrelik su yüksekliği eşittir 3000 ton eder. Bu ağırlık denildiği gibi varsa, kütle yoğunluğunun çekim gücünden kaynaklanır. Ancak bu tamamen safsatadır. Newton’un uydurması ve dünya film artistlerinin ona inanmalarından kaynaklanır. Bu kadar insanın salakça bir görüşe, böylece bel bağlamaları, dünya üniversitelerinde bunların ders olarak okutulmaları, Freud’un psikiyatri anlatması kadar aptalcadır. Şimdi konumuza gelirsek; çeşitli şekilde dünya sahnelerinde gösterilip, yorumcuların bu nasıl oluyor bilemiyoruz şaşkınız dediği canlılar gayet keyifli caddede seyrana çıkıp sanki kameralara poz veren artistler gibi dolaşmaktalar. Sırtında 3000 veya 7000 ton ağırlık acaba var mı? Elbette yok. Çünkü o derece ağırlık sıvılaşmayı gerektirir. Tekrar söylüyorum, o derece uygulanan basınç ile birçok madde sıvılaşır. Çok çok önemli bu gerçek azot sarhoşluğu ve derin deniz ölümlerinde yazılmıştı. Kuranı Kerim de dünyayı yedi kat yaratıldığı açık ve sarih olarak yazılıdır. Her katman kendi arasında bir yeryüzü gibidir. Buradaki ağırlık ve basınç değerleri genelde katmanlar arasında farklılaşır. Açıklamak için dünya yüzünün hareket şekillerini bilmek gerekir. Çok ufak bir bilgi olarak denizlerdeki dalga oluşumunu incelersek; dalga oluşumu için üste rüzgarın ,altta ise diğer bir basınç öğesine ihtiyaç vardır. Tsunami gibi depreme bağlı olaylarda, alttan yeryüzü hareketi ile beraber dalga oluşur. Alttaki basınç, üstte olanı geçerse üste doğru ,üsteki hava akımı alttakini geçerse alta doğru dalga oluşur. Çünkü yüzeyde belli bir şekilde dalga oluşumu için, mutlaka hem altta , hem üstte basınç olması gereklidir. Aksi halde dalga olmaz. İnsan bedeninden örnek vermek gerekirse; bedenin tansiyonu mevcut hava basıncına göre şekillenir. Hava basıncı olmadığında , tansiyonun stabil ve kararlı olabilmesi mümkün değildir. Damarsal yapının kanı depolayıp, daha sonra kalbin gevşemesi halinde, mevcut elastikiyeti ile kanı pompalaması karşıda belli bir direnç varsa uygun şekilde gider. Aksi halde fışkırır tarzda gelir ve geçer. O zaman yeterli yumuşaklıkta kan akımı sağlanamaz. Dünya üzerinde denizlerde aynen bunun gibidir. Aksi halde 1666 km/saat hızla dönen dünyamız, uzayda veya güneşte olan, manyetik hareketlenmeler dolayısıyla kütleler arası kaymalar oluşturur. Bunun anlamı şiddetli deprem demektir. Çünkü kütle katmanları biri diğeri tarafından inşaat yapımında kullanılan lastik mesnetler , takozlar gibi hareketli olmasalar, yer yer aşırı yük dolayısıyla çökme ve kırılmalar oluşur . Kütle katmanları arasında kaymanın olabilmesi için mutlaka o kütleyi taşıyan manyetik yapının bir şekilde bozulması gerekir. Bozulma genelde ters frekansın baskısından olur. Anlatılan konular inşaat mühendisliğinde ve deprem mühendisliğinin ince detay konularıdır. Dünyanın katmanları arasında total yük değişmez. Detaylandırmak gerekirse denizler içindeki manyetik bantların üstü ve altı vardır. Üst ve altında bir miktar suyun ağırlığı hissedilse de mıknatısın tam ara bandında kesinlikle yük hissedilmez. Burada bir bilmece sormak istiyorum ; iki adet aynı çubuk şeklinde demir var diyelim. Bu demir parçalarından biri mıknatıs özelliğinde, bir diğeri tamamen demir. Ancak biz hangisinin demir hangisinin mıknatıs olduğunu nasıl ayırırız. Cevap; birisini, diğerinin ortasına yakınlaştırdığımızda eğer çekim yoksa çekemeyen demir mıknatıs değildir. Çünkü mıknatıs tam ortada nötrüdür, her iki tarafa da çekilemez. İşte bant denilen ve o canlıların yaşadığı bölüm dünyanın mıknatıs olarak nötr bölgesidir burada yük sıfır olduğu için ağırlıkta sıfırdır. Bu bantların görevi dünyayı , inşaatta tuğlaların veya katların birbirini taşıması gibi taşıyıcı sistemler açısından değerlendirilmelidir. Aksi halde üstüne düşen yük çok fazla olduğundan , yük hareketli ve çok fazla olduğundan , basınç ile sıvılaşma etkisi yapmaması için, yükler arası manyetik sıfır noktaları kullanılmıştır. Bu sıfır noktaları bir bant şeklindedir. O bölge titreşim dolayısıyla güneş ışığına ihtiyaç duymadan ısınmaktadır. Dünyanın toprak katmanları ve deniz katmanları arasında da aynı mekanizma vardır. Kuranı Kerime göre magma tabakasına doğru 7 tabaka vardır. Bu tabakaları ayrıntısı , daha sonra anlatılmakla beraber, temel birkaç özelliği olarak bu bölgede basınç değişikliği pek olmaz. Bu bantlar belli sıcaklık ve basınç değerlerine sahiptirler. O bölgede daha ziyade petrol, gaz ve sıcak su birikintileri olur. Kaplıca sularının nereden geldiği gerçek anlamda araştırılmamıştır. Magma tabakasının , yakınlarına bile gitmesi söz konusu olamayacağından, o zaman bu sıcak kaplıca suyu nereden gelir. İşte sevgili dostlar kaplıca suyu diye nitelendirilen sular derinden geldiği bilinmekle beraber nereden geldiği kesin olarak bilinemez. İşte suyun bulunduğu bölgedeki manyetik bantlardaki karşılıklı git gel şeklinde hareket suyun aşırı ısınmasına yol açmaktadır. Hiçbir kaplıca suyu magma tabakasına yakın yerden gelemez. Çünkü sıcak bir şekilde o kadar mesafeyi kat etmesi imkânı yoktur. Kaplıca suyu ile ilgili diğer bir özellik güney yarımkürede bunların olmamasıdır. Petrol ve ürünleri , genelde sıcak suyun geldiği katmanların daha altında basınç ve sıcaklığın daha yükselebildiği noktalarda azot kanalı ile olmaktadır. Ancak tam nötr noktada bu olmaz , biraz altında veya biraz üstünde olmaktadır. Burada daha sonra anlatılacak bir soru daha sormak istiyorum; petrol için fosil yakıt diyen bilim derin denizlerde niye petrol arar ve bulur ki? Kısaca detaysız cevap petrol fosil yakıt değildir. Burada statik elektrik ve polarize elektrik mefhumunu tekrar incelemekte fayda vardır. Dünya kendi çevresinde dönerken , yüzeyde oluşan statik elektrik merkeze doğru girdap şeklinde akım başlatıp, merkeze yaklaştığında çok yüksek doğru akım şekline geçerek, magma tabakasının sıcaklığını elektriksel ark sistemiyle, çok yüksek sıcaklıklara ulaştırır. Magmanın sürekli yanması bu şekilde olur. Film adamlarının dediği gibi ,işte bing bang ile ateş kütlesi halinden , yüzey soğuması ile dünya oluşmadı. Çünkü; dünya kuruldu kurulalı magmada ki ateşin teknik olarak soğumaması mümkün değildir. Daha önce bunu defalarca yazmamıza rağmen, insanlar bunu anlamakta güçlük çekiyorlar. Bir bilgi daha vermek istiyorum ; dünyanın bilinen manyetik aksında kuzey ve güney kutbu tabirleri vardır. Bu hadisenin oluşumunda temel unsur; magma tabakasında polarize olup, magmanın yanmasını sağlayan elektrik, işini bitirince negatif yükler güney kutbuna, pozitif yükler kuzey kutbuna akar. Bu durum, aynı insan vücudu gibidir. Maddenin temel taşı atom da aynı yapıya sahiptir. Denizlerdeki tatlı ve tuzlu su akıntıları , sıcak soğuk akıntılarının temel sebebi dünyanın dönüş istikametine göre yüzeyde oluşan statik elektriğin merkeze doğru hareket ederken, yanında elektrikle yüklenebilen mineralli sıvının, merkeze doğru hareketidir. Yalnız her hareket başladığında tam tersine diğer bir hareket başlıyor demektir. Bir soru daha sormak istiyorum bizim akılı bilim adamlarımız, güneşin hidrojen ile yandığını söylerler! Bu kadar anlamsız bir söz olur mu, diye bunu düşünemezler . güneş hidrojen veya helyum ile yanıyorsa (yanma oksijen ile olur) su buharı olması lazım gelir. Güneşin çevresinde bunu atmosfer gibi görmek lazımdır. Bu durum görülmediğine göre anlatılan tez tamamen saçmadır. Güneşte aynen dünya gibi elektrik ile yanmaktadır. Ancak dünyadaki gibi su olmadığından pürüzsüz yanma kapasitesine sahiptir. Kesinlikle cüruf ve artık madde üretmez. Şu anda gündemde olan elektrik motorlu araçlar gibi emisyon üretmez. Saygılarımla Dr. Efser GÖKÇEN