İstanbul'daki küçük Kudüs: Çarşamba
Erzincan ve Erzurum başsavcılarının çekişmesiyle başlayıp Ankaradaki siyasetçilere de sıçrayan tartışmaların baş aktörü İsmailağa Cemaati, bir kez daha gündemin ana başlığı. Gözler yeniden cemaatin merkezi Fatih Çarşambada. Çarşamba semti son otuz-kırk yıldır ne zaman irtica tartışmaları...
Medya, Laiklik elden gidiyor mu sorusuna yanıt ararken Çarşambayı hiç ıskalamadı. Türkiye İran mı olacak manşetlerinin altındaki cüppeli erkek ve çarşaflı kadın görüntüleri çoğu zaman hep Çarşambadan bir fotoğraf karesiydi.
Fakat Çarşambanın dinamiklerini anlayabilmenin anahtarı çevresindeki hayatta gizli. Çünkü bu semt, kalın duvarlarla soyutlanmış bir getto değil. Burası ve yakın civarı kelimenin tam anlamıyla küçük bir Kudüs. Patrikhanenin, kiliselerin, sinagogların yanı sıra camiler, dergahlar... Hem Muhammediler hem İseviler hem de Museviler için önemli ibadet ve ziyaret yerleri. Etrafındaki farklı inanç grupları, yaşam tarzları, siyasi çıkar ve cereyanlarla etkileşim içinde. Tarihi boyunca da öyle olmuş.
MÜSLÜMAN ORTODOKS MUSEVİ ÜÇGENİ
Haliç sahil yolu ile Fatihteki Fevzi Paşa Caddesinin arasında kalan yaklaşık 2 kilometrekarelik coğrafya altı asırdır üç semavi dinin en önemli kutsallarını içinde barındırıyor: Müslümanların Fatihi, Ortodoksların Feneri ve Yahudilerin Balatı.
Çarşambanın hemen altındaki Fener, yüzyıllardır Ortodoks Hıristiyanların merkezi. Sonradan Balata iskan edilen Musevilerin aksine İstanbuldaki Ortodoks Rum ve Bulgarların önemli bölümü bu semtte yaşardı. Bu yıllara Fenerdeki azınlıkların Müslüman komşuları da Peradakiler ile aşık atacak kadar modern bir yaşam sürerdi. Ancak 6-7 Eylül olayları ve Kıbrıs çıkarmasında yaşanan kırılmayla Rum cemaatinin büyük bölümü hem bu semti hem de Türkiyeyi terk etmek zorunda bırakıldı. Şu anda bölgede yaşayan Rumlar 15 aileye kadar düşmüş olsa da Yunanistandan her gün otobüsler dolusu insan Feneri ziyarete geliyor.
Peki iddia edildiği gibi İsmailağa Cemaati, Fenerdeki Rum Patrikhanesine karşı bir denge unsuru olarak devlet tarafından bizzat mı Çarşambaya yerleştirildi? oldu. Bazıları ise bir adım daha aileri giderek Eğer bu cemaat orada olmasaydı Patrikhane çoktan Fener de Vatikana dönerdi diyebiliyor. Zaman zaman verdikleri demeçlerde cemaat sözcüleri de kendilerine böyle bir misyon vehmetmekten geri kalmıyor.
Belki de doğru bütün bu şehir efsaneleri. Çünkü yaklaşık yarım asırdır süregelen bu hengame içinde bazen Fenerde kutsal haç atma töreni basıldı. Bazen de üst mahalledeki camiden Patrikhane Kilisesine bomba fırlatıldı, papazlar öldürüldü. Papazların katilleri nedense hiç bulunamadı.
BULGARLARIN DEMİR LEBLEBİSİ
Çarşambanın hemen altındaki Fener ise yüzyıllar boyunca hem Ortodoks Hıristiyanların merkezi, hem de bu mezhebe mensup cemaatlerin kendi aralarındaki çatışmasının er meydanı. Fener Rum Patriğinin uzun süre dünya Ortodokslarının tek ruhani hakimi olsa da ulus devletler çağı açıldığında önce Rus, sonra Yunan, ardından da Bulgar kiliseleri bağımsızlığını ilan etti. Patrikhane 19. yüzyıl sonunda Çarşambadakine benzer bir kırılmayla karşılaştı. Bulgarlar milli kiliseleri kurmuş, başka yer yokmuş gibi Fenerdeki Patrikhanenin hemen karşısına bir ibadethane inşa etmek istiyorlardı. Devrin padişahı önce bu talebi onayladı ancak sonradan Rum cemaatini ve Patrikhaneyi darıltacağını fark edince çark etti ve işi yokuşa sürmek için Bulgarlara kiliselerini 15 gün içinde inşa etmeleri şartını koştu. Ama Bulgarların kiliseyi başka yerde yapıp burada 15 günde monte edebileceği kimin aklına gelirdi? Patrikhanenin tam çaprazına dikilen demir kilise o gün bugündür iki cemaat arasındaki ilişkinin limoni olmasının en bariz nişanesi.
MATRUŞKA BEBEKLERİ GİBİ İÇİÇE CEMAATLER
/_np/8094/9998094.jpg
Fatih öteden beri Mevlevi, Cerrahi, Nakşi, Kadiri ve Rufai gibi tarikatların yoğun olarak hareket ettiği bir bölge. Tekke ve medreselerin kapatılmasıyla bir dönem sessizlik yaşansa da 1950lerden itibaren ortam yeniden hareketlenmeye başladı. Fatihteki tarikatlar içinde en yaygın olanı Nakşibendilik. Mehmet Zahit Kotkunun 1958de İskenderpaşa Camiine tayin edilmesinden sonra bu cami Nakşiliğin İstanbuldaki merkezi oldu. Kotku Hocanın etrafında toplananlara ise İskenderpaşa Cemaati adı verildi. Bu cemaatin içinde yetişen Mahmut Ustaosmanoğlu ise 1954de İsmailağa Camiinde göreve başladı. Ustaosmanoğlu, 1972de şeyhliğini ilan ederek İskenderpaşa dergahından ayrılınca tarikat da iki kola bölünmüş oldu. İsmailağa Camii Çarşamba semtinde olduğu için Mahmut Hocanın müritlerine Çarşamba Cemaati ya da İsmailağa Cemaati denilmeye başlandı. Bu iki cemaatin sınıfsal kökenleri de farklıydı. İskenderpaşalılar daha çok orta sınıf mensubu şehirli Müslümanlardı. Fatihin görece daha yoksul kesiminde bulunan İsmailağa mensupları ise küçük esnaf ve işçi.
Son yarım asırda bu kadar sık gündeme gelmesine rağmen aslında Çarşambada hayat değişmeden kendi düzeninde akıp gidiyordu. Ama İsmailağa Camiinde işlenen iki cinayetle bu rutin de kendi ortasından kırıldı.
Ustaoğlunun damadı Çukurbostan Camii İmamı Hızır Ali Muratoğlu, 1998de camide uğradığı bir silahlı saldırıda hayatını kaybetti. Eylül 2006da ise cemaatin önde gelen isimlerinden emekli imam Bayram Ali Öztürk herkesin gözleri önünde bıçaklanarak öldürüldü. Televizyon ekipleri Çarşambaya kamp kurdu ama cemaat dışa açılmamakta ısrarlıydı. Yine çok bilinmeyenli bir denklem ve yine bölgeye has bir paradoks...
KALYON KABARTMALARIN SIRRI BALATTA
Çarşambanın kuzeybatısındaki Balat semtinin hikayesi ise başka. Balatta Bizans döneminde de Yahudiler yaşıyordu ama fetihten sonra cemaatin nüfusu katlanarak arttı. Güney İspanyada Endülüs Devleti yıkılınca 1492de Yahudiler büyük bir kıyımla karşılaştılar. Sultan II. Beyazıt, limanlara sığınan Yahudileri kurtarmak için üç büyük kalyon gönderdi. Bu kalyonlar bir buçuk yıl boyunca İspanyol sahillerine sefer yapıp onbinlerce Yahudiyi sağ salim Osmanlı mülküne taşıdı. Museviler İzmir, Selanik ve İstanbula getirildi. İstanbulda başta Balat olmak üzere Haliç kıyılarındaki diğer semtlere yerleştirilen Yahudiler, Osmanlıda ticaret ve zanaat hayatının gelişmesine çok büyük katkılarda bulundu. Osmanlının ilk matbaasını kurdular; kuyumculuk, doktorluk, ebelik, dericilik gibi işlerle toplumsal hayata katılıyorlar.
Yahudilerin dünyadaki en önemli sinagoglarından sekiz tanesi (şu anda sadece üçü faal) burada.
Beyazıtın kalyon göndererek hayatlarını kurtardığı Yahudiler minnettarlıklarını sadece evlerinin değil Balatın merkez ibadet yeri olan Ahrida Sinagogunun tevasına (Tevratın okunduğu kürsü) da kalyon şekli işleyerek göstermişler. Böyle bir teva dünyada sadece Ahrida Sinagogunda var.
Farklı inançlardan insanların bu bölgedeki buluşma noktalarından biri de yine Balattaki Çavuş Hamamı. Mimar Sinan bu hamamı yaparken Yahudi cemaati liderleri mekanın içine bir Çıfıt Havuzu eklemesini rica ediyorlar. Yahudi geleneğinde kadınlar doğum yaptıktan sonra evin dışına çıkıp içinde havuzu bulunan bir yerde gusül abdesti alır. Yahudilere bu tür bir havuzu seve seve yapabileceğini söyleyen Mimar Sinan ancak bunun için padişahtan ferman gerektiğini hatırlatıyor. Durum sadrazama arz ediliyor, ferman veriliyor. Böylece, Çıfıt yani Yahudi Havuzu denilen mekan ortaya çıkıyor.
CÜPPELİ AHMET SINIRI DELDİ
Son 40 yılda Çarşamba-Fener-Balat coğrafyasının demografik tablosu oldukça değişti. Rum ve Yahudi nüfus da parmakla sayılacak kadar azaldı. Yine de Balat ve Fenerdeki insan profili Çarşambadan her zaman farklı oldu.Cemaat, üç aşağı beş yukarı 40 yıl önceki görünmez sınırlarının içinde.
İsmailağa Camiini merkez alırsak, 200 metre aşağıda bulunan Mesnevihane Camii, cemaat mensuplarının kuzeydeki en uç noktası. Kuzeybatıda ise sınır Draman. Dramannın aşağısında oturan cemaat mensupları İsmailağaya yakın bir ev buldukları ilk fırsatta soluğu Hocaefendinin yakınında alıyorlar. Çarşambanın doğu sınırı ise İsmailağaya 500 metre uzaklıktaki Haliç Caddesi. Caddenin solunda cemaat mensupları, sağında ise eski Fatihliler otururdu. Bugün ise Cüppeli olarak bilenen Ahmet Mahmut Ünlü, dergahını caddenin sağına taşıyarak bu dengeyi bir nebze olsun bozdu.
Geçen zamanda Çarşamba yataydan çok dikey olarak büyüdü. Çok sayıda tarihi yapı yıkılıp apartmanlaştı. Mesela İsmailağa Sokağında eski yazlık sinema Arda... Cemaat mensupları bu arsayı alarak üzerine kaçak olarak İsmailağa Yatılı Kuran Kursunu inşa ettiler.
CİZLAVET FABRİKASI YANDI SÜNNET BOZULDU
Eskiden esnaf ağırlıklı yapıdaki İsmailağa Cemaati, radikal giyimlerinden ötürü memur olamazlar, şehrin modern merkezlerinde dükkan açmazlardı. Cemaatin şeyhi Mahmut Hoca birinin ayağında iskarpin gördüğünde, sünnete riayet etmiyorsun, çıkar o gavur işi ayakkabıları diye müdahale ederdi. Mest üstü cizlavet adı verilen lastik ayakkabı giyerlerdi. Şimdilerde yaşlılar dışında kimse cizlavet giymiyor. Zaten 1990daki yangında Cizlavet Fabrikasının kapanması hocanın sünnetini ister istemez ortadan kaldırdı. Bugün cemaat gençlerinin şalvarlarının altında Nike ve Adidas görebileceğiniz gibi, kadınların çarşaf altına giydiği sivri burun ve topuklu modeller pırıltılı moda dergilerinde rastladıklarımızdan farksız.
Eskiden erkekler için cüppe, şalvar, yakasız keten gömlek ve sarık, kadınlar içinse siyah çarşaf her sezon tek moda seçeneğiydi. Cemaatin büyüdükçe bu vaziyet de değişmeye başladı. Erkeklerin cüppe ve şalvarları Altınyıldızdan, gömlekler ise son teknoloji nano kumaşlardan dikilmeye ve hatta stilize olmaya başladı. Şalvar yerini önce 12, sonra da 6 plili ve telefon için ayrı cebi olan pontullara bıraktı. İsmailağa Sokağındaki Terzi Zeydin 100 liraya satılan özel tasarım yelek-gömlek setleri Çarşamba dışından gelen cemaat üyelerinin yoğun ilgisine mazhar oldu. Önce erkekler değişti, ardından kadınlar. Siyah, çarşafta hala hakim renk olsa da mevsimine göre, lacivert, kahverengi ve krem rengi çarşaflara da rastlanıyor. Dahası var... Sokakta asla görmediğimiz abiye elbiseler tesettür vitrinlerini süslüyor. Cemaat kadınlarının düğün gibi özel günlerde giydiğini tahmin ettiğimiz en şık modelleri Tebessüm Tesettürde bulduk.
ÖRTÜSÜNÜ ATTI BALATA KAÇTI
Çarşambaya uzak semtlerde yaşayan İstanbullular için cüppeli, sarıklı, çarşaflı Müslümanlar ne kadar marjinal bir görüntü ise Çarşambanın alt mahallelerinde yaşayan laik komşuları için aynı görüntü o derece olağan. Fener ve Balattaki tarihi binaların restore edilmeye başlamasıyla sanatçıların bölgeye ilgisi arttı. Bunlardan biri de 42 yaşındaki cam altı ressamı Ayşegül Kaya. Antika eşyalar sattığı bir dükkanı var. Kayanın kızı bütün Türkiyenin ilgiyle izlediği Aşk-ı Memnunun Nihali Hazal Kaya. Evet, Hazal Kaya Fenerde büyüdü. Ayşegül Kaya, Çarşambaya yolları düşenler Ay ne burası Arabistan mı diye tepki veriyor. Oysa ki Çarşambadaki cemaat de ülkenin bir gerçeği. Onlar öyle yaşıyor, biz böyle. Ama 10 yıldır burada oturuyorum, tek bir rahatsızlıkla karşılaşmadım. diyor.
Son beş yıl içinde hem İstanbulun şehirlilerinden hem de yabancılardan çok sayıda insan bölgede ev aldı. Fransız, İngiliz, Hollandalı gibi toplam 28 yabancı aile halihazırda Fener-Balat hattında yaşıyor. Hatta artık Çarşamba ile modern semtler arasında evlilik transferleri de görülüyor. Ama kıyıdan Çarşambaya değil, Çarşambadan moderne doğru. Tersaneden emekli bir cemaat mensubu halini hatrını sorduğumuzda Moralim bozuk. Benim kız örtüsünü attı, aşağı kaçtı diyerek vaziyeti özetliyor.
SARIKLI BAY BURUN
Çarşambanın atardamarı İsmailağa Camiinin de üzerinde konuşlandığı Fethiye Caddesi. Çarşambanın caddesindeki belki de tek çekim merkezi Alkolsüz Parfüm Dünyası.
Dükkanda bizi klasik bir hoca silüeti karşılıyor. Dükkan sahibi Resul Yılmaz aslında Marmara Üniversitesi mezunu bir iktisatçı. Hocanın dükkanına ismini veren alkolsüz parfümler İngiltereden. Helal parfüm dediysek, gülsuyundan ya da hacıyağından bahsetmiyoruz. 70lerdeki Eyyübi, Babüsselam, Daniş, Bahr-ı Ahmer gibi esanslar çoktan rafların arkasında tozlanmaya terk edilmiş. Resul Yılmazın dükkanına gelen çarşaflı bir genç kız Bu bana hediye geldi ama Armani Codela değiştirmek istiyorum deyip elindeki küçük parfüm şişesini hocaya uzatınca kulaklarımıza inanamıyoruz. Hocanın yanıtı mı? Onu boş ver, bu aralar en favori Lacoste Classic.
Ersin KALKAN - Cansu ÇAMLIBEL 28 Şubat 2010