IMFle anlaşsaydık, işsizlik yükselmezdi
Türk bankacılık sektörünün duayen isimlerinden Burhan Karaçam, IMF ile anlaşma bu kadar geciktirilmemeliydi diyor.
IMFle anlaşsaydıkk, işsizlik bu kadar yükselmezdi
Türkiye, 2009dan sonra 2010u da kaybetmemenin yollarını arıyor. Bu tartışmaların odağında ise IMF ile anlaşma var. Türk bankacılık sektörünün duayen isimlerinden Burhan Karaçam, IMF ile anlaşma bu kadar geciktirilmemeliydi diyor. Çünkü Ona göre, eğer bugüne kadar anlaşma yapılsaydı ne ekonomi bu kadar küçülürdü, ne de işsizlik bu tarihi seviyelere ulaşırdı.
Hülya Güler / Ekonomist
Türk bankacılık sektörünün bugünkü modern yüzüne kavuşması için ilk adımları cesurca atan birkaç isimden biridir Burhan Karaçam. Özellikle 1990lı yılların başından itibaren Yapı Kredideki uygulamaları ile birçok bankayı peşinden sürüklediğini kabul etmek gerekir.
Zaten Türkiyenin bugün bölgesel finans merkezi olma iddiasını taşımasında, Karaçamın aktif bankacılık yaptığı günlerdeki icraatlarının payını sektördeki hemen hemen hiç kimse yadsımaz.
İşte bu efsane bankacı kendi deyimi ile özgürlüğü seçtikten yani aktif bankacılığı bıraktıktan sonra, Türkiyede çok sayıda yerli ve uluslararası şirkete danışmanlık hizmetleri vermeye başladı.
Dolayısıyla küresel krizin Türkiyeye ve diğer ekonomilere etkisini biraz daha serinkanlı bir şekilde hem şirketlerin içinden hem de dışarıdan bir gözle değerlendirebilecek bir noktada duruyor.
Türkiyenin bugün yaşadığı ekonomik sıkıntıları sadece küresel krize bağlamayan ve Türkiye IMF ile anlaşmış olsaydı, 2009da görülen ekonomik daralmanın bu kadar büyük olmayacağını, işsizliğin bu kadar yükselmeyeceğini ileri süren Karaçam sorularımıza şöyle yanıtladı:
Ekonomist: Sadece Türkiye için değil dünya için de tarihi yıllardan birini geride bıraktık. Siz nasıl değerlendiriyorsunuz Türkiyenin performansını?
Burhan Karaçam: Türkiye bu krize son derece hazırlıksız yakalandı, bu çok açık ve net. Sonrasında da bazı yapılması gerekenler yapılmadı. Sonuçta Cumhuriyet tarihinin en büyük işsizlik oranı ortaya çıkmış, ekonomik daralma muazzam bir boyutta yaşanmış. Performansı hangi kelimelerle değerlendireceksiniz ki.
Yapılmayanlardan kastınız IMF ile anlaşma mı?
Karaçam: Türkiyenin IMF ile anlaşma yapmasını ilk önerenlerden biriyim. Daha krizin ilk sinyalleri geldiğinde böyle bir öneride bulunmamın nedeni; Türkiyenin 2008 sonundaki bir ortamda kaynaklarında girişin duracağı ve çıkışın başlayacağını öngörerek bunun ekonomi üzerinde büyük bir daralma yaratacağını öngörmüş olmamdı.
Neydi size göre o dönemde atılması gereken en kritik adım?
Karaçam: O dönemde 2009daki ekonomik daralmanın şiddetini azaltmak için dışarıdan kaynak girişi sağlamak gerektiğini söylemiştik. O zaman uluslararası finans kuruluşları kaynak verecek durumda değillerdi. Biz bu kaynağı en iyi koşullarda IMFden alıp, yaşanan ekonomik daralmayı daha hafif geçebilirdik.
Bunu IMFe bayıldığım için değil, oradan düşük maliyetli ve o günün şartları içinde dışarıdan alınamayacak ve piyasadan temin edilemeyecek kadar büyükçe bir miktar ülkeye getirilebilirdi diye söylüyorum. Ama olmadı, bu fırsat kullanılamadı.
Bundan sonrası için ne düşünüyorsunuz, geç mi kalındı?
Karaçam: Eğer Türkiye büyümek istiyorsa yada şu andaki sıkıntılarını bir an evvel atlatmak istiyorsa böyle bir kaynağın mutlaka Türkiyeye şu dönemde girmesi lazım. Mevcut şartlarda, dış talep daralmış, iç talep de aynı şekilde daralmışken biz bu süreçten kaynaksız çıkamayız. Çıksak bile daha kolay, daha çabuk çıkmamız söz konusu olabilir. Türkiyeye kaynak girişi geciktikçe, daralmadan çıkış da gecikecek.
Ancak Türkiyenin kriz performansını yine de iyi bulanlar var, bu görüşe ne diyeceksiniz?
Karaçam: Aslında kriz ile ilgili değerlendirmelerden çok daha önemli gördüğüm başka bir konuya dikkat çekmek isterim.
Nedir bu konu?
Karaçam: Türkiyede uzun yıllardır sık sık değişen plan ve programlar uygulanıyor. Bu da böylesi sıkıntılı zamanlarda Türkiyenin daha fazla sorun yaşanmasına neden oluyor. Şimdi Türkiye gibi çok karmaşık bir yapıya sahip olan ve aynı zamanda birçok zenginliğe sahip ülkeler için stratejik plan eksikliği çok büyük bir sıkıntı.
Ülkenin geleceğinin çok daha rasyonel bir şekilde planlanması lazım. Bunlar yapılmadığı için de küresel dünyadaki gelişmeler istenilen şekilde yürümediğinde -geçen yıl olduğu gibi- biz birçok fırsatı kaçırıyoruz, çok daha sert iniş ve çıkışlar yaşıyoruz.
Türkiyenin mutlaka bazı stratejileri olmalı, öyle değil mi?
Karaçam: Elbette, örneğin Kemal Dervişin 2001 krizinden çıkış için bir program hazırladığı belirtilir. Hatta AKPnin hazır bir program aldığı, IMF ile uyum içinde yürütülen ilişkiler sonrasında Türkiyede bir süreliğine ekonomik istikrar sağlandığı da söylenir.
Kemal Dervişin hazırladığı program üç temele dayanıyor. Sıkı bütçe disiplini, bankacılık sisteminin daha güçlü bir hale getirilmesi ve ekonomik büyümenin döviz kazandırıcı faaliyetlerden elde edilmiş olması. Yani ihracat ve turizm gibi sektörlerin gelirlerinin artırılması idi.
Bu başarılabildi mi size göre. Yani 2003-2007 arasında gerçekleşen istikrarlı ve hızlı büyüme bu perspektif ile mi yakalandı?
Karaçam: Genel geçer söylemlere bakıldığında ihracata dayalı bir büyüme yakalandı. Oysa ithalata dayalı bir büyüme gerçekleşti. Örneğin ihracatta lokomotif sektörümüz otomotiv deniyor. Bakın otomotivdeki ithalata, ihracatımızdan daha fazla. Büyümenin temel gücünü döviz kazandırıcı faaliyetlerden alması gerekiyordu, ancak olmadı.
Düşük kurla ithalat daha cazip hale geldi. Dolayısıyla iç piyasaya çalışan sanayici ithalat karşısında güçsüz konuma düşürüldü. İşsizlik bu yüzden ortaya çıktı. Yani Türkiyenin işsizlik sorunu krizden önce başladı. Bugün yaşanan sıkıntıların aslı kaynağı kriz değil, Türkiyenin önceki yanlış politikaları.
Sizce ne yapılmalı bundan sonrası için?
Karaçam: Türkiye gibi yoğun ve genç nüfuslu ülkelerin, hatta nüfus artış teşvik edilen ülkelerin, sanayisinde emek yoğun sektörlere odaklanması gerekiyor. Bir de Türkiyenin coğrafi konumu göz önüne alındığında komşu ve çevre ülkelere göre daha iyi konumda olduğu hizmet sektörünü daha da ön plana çıkarması lazım.
Hangi sektörler bunlar, biraz açar mısınız?
Karaçam: Teknoloji üretip dünyaya satamadığımıza göre kendi genç nüfusumuza istihdam yaratacak yatırımlara yönelmeliyiz. Örneğin enerji yatırımları çok önemli, ülkenin ihtiyacı var. Ancak bunların yanı sıra emek yoğun tesislerin de açılmasını devlet teşvik etmeli. Bunların da çoğu hizmet sektöründe. Sağlık, eğitim, finansal hizmetler, tarım ve lojistik sektörleri Türkiyenin sahip olduğu doğal kaynaklar ve kaliteli insan gücü ile birlikte bölgesinde fark yaratmasına olanak verebilir.
ANALİZ
Bankalara büyük haksızlık yapıldı
Bankacılık sektörünün duayen isimlerinden Burhan Karaçamdan kriz sürecinde bankalara yöneltilen eleştirileri de değerlendirmesini istedik. Kriz sürecinde bankaların çok ciddi sorumluluklar üstlendiğini söyleyen Karaçamın düşünceleri şöyle:
Bence bu süreçte bankalara büyük haksızlık yapıldı. Global ekonominin sıkıntıya girdiği bir ortamda daha önce kredi verdiğiniz koşullarda kredi veremeyeceğiniz çok açıktır. Ve Türkiyede o zaman kimin ne durumda olduğu belli değilken bankalar kredi musluklarını biraz kısmak zorunda idiler. Eğer böyle olmasaydı, yani bankalarda sıkıntı yaşansaydı o zaman Türkiyede yaşanan krizin boyutları ve etkileri çok farklı olurdu. Bunu göz ardı etmemek lazım. Türkiyede bankaların değil asıl reel sektörün sıkıntısı vardı. Bundan önce hep bankalarda bir sıkıntı olduğu için başlangıçta insanlar bankalarda bir sıkıntı olacak zannettiler. Ama olmadı. Bu Türk bankacılık sisteminden yada Türkiye ekonomisinden kaynaklanan bir kriz değildi.