BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 66,75 -1,84 347.100.000.000,00
ALBRK 8,57 -2,39 21.425.000.000,00
GARAN 131,60 -1,72 552.720.000.000,00
HALKB 42,36 -2,40 304.347.197.859,12
ICBCT 14,20 -2,87 12.212.000.000,00
ISCTR 12,87 -1,76 321.750.000.000,00
SKBNK 4,92 -3,53 12.300.000.000,00
TSKB 9,43 -2,98 26.404.000.000,00
VAKBN 32,86 -3,58 325.837.181.245,78
YKBNK 35,70 0,00 301.559.730.838,80

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaGündemIMF İLE ANLAŞMAMA HAKKIMIZ VAR, YA ŞANSIMIZ?..----

IMF İLE ANLAŞMAMA HAKKIMIZ VAR, YA ŞANSIMIZ?..

IMF İLE ANLAŞMAMA HAKKIMIZ VAR, YA ŞANSIMIZ?..
17 Şubat 2009 - 03:02 www.finansingundemi.com

Türkiye ile IMF arasında yeni bir stand-by anlaşması için yapılan görüşmeler çıkmaza girmiş durumda. Süreç adeta bir papatya falına dönüşürken ve global krizde ikinci dalganın gelip gelmeyeceğinin tartışıldığı bir ortamda Türkiye’nin IMF ile anlaşma yapmama şansı var mı? Ekonomisit Dergisi'nin...

Türkiye ile IMF arasında uzun süredir devam eden görüşmeler bir çıkmaza girmiş gibi görünüyor. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın “Ümüğümüzü sıkmak istiyorlar” söylemiyle açığa çıkan sorunların ne olduğu, gerek hükümet gerekse IMF tarafından açıklanmadığı için çok net değil. Sadece Başbakan’ın söylem ve açıklamalarından IMF’in harcamalar ve mali disiplinin sağlanması konusunda ısrarcı olduğu, hükümetin ise seçimlerden önce harcamaları kısmak istemediği için anlaşmaya yanaşmadığı tahmin ediliyor. Hatta hükümetin “Gerekirse IMF’siz de yola devam edebiliriz” yaklaşımı içine girebileceğinden endişe edenler de var. Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz’in IMF’e ilişkin söylemleri de IMF karşıtı görüşleri destekler nitelikte. Özellikle kuramsal anlamda IMF’e itiraz eden Stiglitz, geçen hafta içinde yaptığı açıklamalarda Türkiye'nin finans sektörünün, 2001 krizinin ardından aldığı önlemler ve oluşturduğu kurumlar nedeniyle küresel kriz ortamında, ABD ve Avrupa ülkelerine göre çok daha az kırılgan bir durumda olduğunu söyledi. Belirsizliklere karşı sigorta Peki, herkesin kabul ettiği bu gerçeğe karşın global krizin devam ettiği, ikinci dalganın tartışıldığı bir dönemde Türkiye’nin IMF ile anlaşmadan yoluna devam etmesi mümkün mü? Bu soruyu yönelttiğimiz bankacılar, genel olarak IMF ile anlaşmanın yapılması gerektiğini savunuyorlar. Örneğin geçen hafta hazırladığı “IMF’den ne bekliyoruz? Ne bekleyebiliriz?” başlıklı bir raporuna “Korku ve kötümserlik tüm dünyayı etkisi altına almaya devam ediyor” cümlesiyle başlayan ING Bank Baş Ekonomist’i Sengül Dağdeviren, “Bu ortamda Türkiye bunlarla baş edebiliyor mu? Baş edebilir mi?” sorusunu soruyor. “Gelişmiş ekonomilerde yaşanan durgunluk 2010’a sarkmazsa, bu yılı pozitif bir büyüme rakamı ile kapatma olasılığımız hala yüksek” diyen Dağdeviren, şöyle devam ediyor: “2008’in son çeyreğinde yaşanan sert daralma sonrasında süren durgunluk ve hızla artan işsizlik, bu konuda iyimser olmayı zorlaştırsa da güvenin içeride ve dışarıda yeniden artması iç talep kanalıyla toparlanmayı mümkün kılıyor. Ancak yine de Türkiye’nin krizle baş edebildiğini söylemek zor, belirsizlikler çok yüksek. Yine de bilinen bir şey var; IMF ile yapılması beklenen anlaşmanın temel amacı aslında bu. Yani bugün ekonomiye hakim olan korku ve kötümserliği azaltmak, aynı zamanda da belirsizliklere karşı bir sigorta satın almak.” Anlaşma şart İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı Aykut Demiray ise “IMF anlaşması, Lehman Brothers’in batışından sonra, kriz derinleşmeden hemen önce, bir önceki anlaşmanın başarıyla tamamlanmasından sonra yapılmalıydı” diyor. Başarıyla tamamlanan bir programın ardından yapılan bir anlaşmanın bu başarının teyidi anlamına geleceğini kaydeden Demiray, “Bu da uluslararası ve iç kamuoyunu rahatlatırdı” diye devam ediyor. Demiray, bugünkü koşullarda ise fon almayı da içeren bir anlaşmanın yapılmasının zorunlu olduğunu düşünüyor. Fortis Baş Ekonomist’i Haluk Bürümcekçi de IMF ile anlaşmanın şart olduğunu düşünenlerden. Önceki stand-by düzenlemesinin sona erdiği Nisan 2008'den beri bunun yerine kendi dizayn ettiğimiz güçlü bir program koyamadığımızı anımsatan Bürümcekçi, “Son yıllarda ekonominin güçlü performansının altında yatan neden olarak gördüğümüz sıkı maliye politikasından 2007 ortasından beri çark ettiğimiz için, yeni bir anlaşma yapılması şart” diyor. Paket için kaynak lazım Peki, Türkiye’nin son yıllarda ekonomideki başarısı ne anlama geliyor? Akbank Baş Ekonomist’i Fatma Melek’in de belirttiği gibi Türkiye, son yıllarda kamu dengelerini düzeltmede büyük başarı sağladı. Bütçe açığı ve kamu borçlarının milli gelire oranını Maastricht kriterlerinin de altına indirdi. Ancak tüm bunlara rağmen Türkiye’nin kaynakları sınırlı… Global resesyon ortamında, 2009 yılında ekonomimizi desteklemek için alınacak tüm önlemler, paketler bir kaynak ihtiyacı yaratacak. “Bu önlemleri iç borçlanmamızı artırarak alamayız” diyen Melek, şunlara dikkat çekiyor. “Dolayısıyla ekonomiyi destek paketlerinin uzun vadeli, sağlam ve yurt dışı kaynaklara dayandırılmasında fayda vardır. Bu amaçla IMF ile yapılacak bir anlaşma çok önemlidir. Tabii ki bize uygun olan şartlarda bir anlaşma sağlanması önemli ve hükümetin bu konuda gösterdiği titizliği doğru bulmaktayız.” Anlaşma reform için de gerekli IMF ile anlaşma yapılmasını gerektiğini düşünenlerden Finans Yatırım Baş Ekonomist’i Banu Kıvcı Tokalı da temel ekonomik dengelerde 2001 krizi sonrasında yaşanan önemli iyileşmeye karşın, hala bazı kırılganlıkların devam ettiğini belirtiyor. Bu kırılganlıkları dış denge sürdürülebilirliği, büyümeye yönelik artan riskler, kura yönelik baskılar, enflasyonun tek haneli rakamlarda kalıcılığına yönelik belirsizlikler olarak sıralayan Tokalı, şöyle devam ediyor: “Daha da önemlisi, şimdiye kadar ciddi yapısal reformlar yapılmış olsa da, hala kapsamlı bir vergi reformu, bütçe dışı kamu sektörü reformu, Türk Ticaret Kanunu, kayıtdışı ekonominin küçültülmesi ve vergi tabanının genişletilmesi gibi ciddi yapısal yükümlülükler tamamlanmayı bekliyor. Yeni bir programın, sadece güven ortamının tekrar tesis edilmesi açısından değil, aynı zamanda reform sürecinin yeniden canlandırılması açısından da bir gereklilik olduğunu düşünüyorum.” Anlaşma olmazsa ne olur? Fatma Melek - Akbank: İMF ile anlaşma, 2009 yılında borç rasyolarında görülebilecek bozulmanın geçici olacağı, kamuda vergi ve benzeri reformların devam edeceği gibi konularda da yatırımcı güveninin sağlamlaştırılması ve risk priminin artmamasını sağlaması açısından önemli. Ayrıca, özel sektörün yurt dışı borçlanmalarında da risk priminin artmasını engellemesi açısından önem taşıyor. Haluk Bürümcekçi – Fortis: IMF ile anlaşma yapılmazsa sonuçlarının ne derece kötü olacağı, ABD başta olmak üzere gelişmiş ülkelerin bu yıl en azından ikinci yarıda bir toparlanma eğilimine girip girmeyeceğine bağlı olacaktır. Anlaşma yapılırsa, bu yıla etkisi sınırlı olacaktır ancak orta vadede görünümü çok daha iyileştirecektir. Gündüz Fındıkçıoğlu-TSKB: Bütün mali piyasa kilit fiyatlamaları IMF anlaşmasını veri alıyor. Fiziki döviz açığı doğar ve IMF anlaşması imzalanmamış olursa TL’deki değer kaybını sınırlı tutmak bile güçleşir ve kur “overshoot” edebilir. Banu Kıvcı Tokalı – Finans Yatırım: IMF ile anlaşılamaması durumunda, finansman konusuna yönelik endişeler daha da artar. Merkez Bankası’nın rezervlerini kullanmak zorunda kalması, güven ortamının tekrar oluşturulmasında sıkıntıların baş göstermesi, kur üzerindeki baskıların artması gibi olumsuz gelişmelerle karşılaşılabilir. “Güçlüyüz ama yine de anlaşma yapılmalı” Aykut Demiray İş Bankası Genel Müdür Yardımcısı “Başarıyla tamamlanan bir programın ardından bu başarının teyidi anlamına gelecek ve uluslararası ve iç kamuoyunu rahatlatacak bu anlaşmanın gerçekleştirilmesi iyi olurdu. Bugünkü şartlarda ise fon almayı da içeren bir anlaşmanın yapılması yine kanaatimce zorunlu… Bu anlaşma sadece uluslararası finans çevrelerine olumlu bir sinyal vermeyecek aynı zamanda uluslararası krizin Türkiye’ye yansımalarının azaltılması için de gereklidir. IMF ile anlaşma yapılırsa Türkiye’nin mevcut kredi notu teyit edilecektir. TL bir miktar güçlenecektir. Dış borçlanma imkanlarında hafif iyileşmeler görülebilir. Piyasalarda bir güven artışı da olabilir. Anlaşma yapılmazsa bir felaket olmaz. İşler biraz daha zorlaşır. Türkiye eskiye nazaran daha güçlü ama ben anlaşma yapılmasından bir miktar para alınmasının iyi olacağı düşüncesindeyim. Böylece oldukça belirsiz olan gelecekte olumsuz sürprizler olursa bunlara karsı daha kuvvetli ve hazırlıklı oluruz. Uluslararası kriz olmasaydı veya bu kadar derinleşmeseydi yola IMF’siz devam etme opsiyonu çok daha kuvvetli ve gerçekçi bir yaklaşım olabilirdi. Türkiye’nin IMF ilişkisi AB sürecine de olumlu katkı yapar.” Kayhan Öztürk/EKONOMİST
ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)