| Hisse | Fiyat | Değişim(%) | Piyasa Değeri |
|---|---|---|---|
| AKBNK | 78,40 | -0,57 | 407.680.000.000,00 |
| GARAN | 148,30 | -1,98 | 622.860.000.000,00 |
| HALKB | 46,72 | 3,78 | 335.672.830.122,24 |
| ICBCT | 14,02 | -0,92 | 12.057.200.000,00 |
| ISCTR | 15,19 | -0,07 | 379.749.544.300,00 |
| SKBNK | 7,95 | -3,99 | 19.875.000.000,00 |
| TSKB | 12,98 | -1,82 | 36.344.000.000,00 |
| VAKBN | 34,60 | 0,46 | 343.090.884.695,80 |
| YKBNK | 38,16 | -1,29 | 322.339.476.997,44 |
E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Son dönemde kamuoyunda çoğunlukla en düşük emekli aylığı tartışmalarıyla gündeme gelse de, meselenin özü bundan çok daha derin bir yapısal soruna işaret ediyor. Emekli aylıklarının hesaplanma biçimi, yalnızca mevcut emeklilerin gelir düzeyini değil; çalışma hayatındaki milyonlarca sigortalının sisteme bakışını, prim ödeme motivasyonunu ve kayıtlı istihdamın sürdürülebilirliğini de doğrudan etkiliyor. Konuyu "Emekli aylığında çarpıklık: Daha çok prim, daha düşük maaş olur mu?" başlığıyla Dünya'daki köşesine taşıyan Özgür Erdursun dikkat çeken değerlendirmelerde bulundu. Erdusun'un örneklerle açıkladığı yazısı şu şekilde:
"Türkiye’de emeklilik sistemi uzun süredir tartışılıyor. Ancak son yıllarda tartışmalar, yalnızca “en düşük emekli aylığı” etrafında dönen bir gündeme sıkışmış durumda. Oysa asıl kritik mesele, emekli aylıklarının hesaplanma mantığının çalışma hayatına verdiği mesajdır: “Daha uzun süre çalışmak, daha çok prim ödemek her zaman daha yüksek emekli aylığı getirmeyebilir.” Bu mesaj, sadece emeklileri değil; bugün sistemin içinde çalışan milyonlarca sigortalıyı da doğrudan etkiliyor. Çünkü emeklilik sistemi, yalnızca bir sosyal destek mekanizması değil, aynı zamanda çalışanların kayıtlı kalmasını sağlayan en güçlü teşvik araçlarından biridir.
Bir örnek: Aynı asgari ücret, farklı sonuç
Bugün sahada çok çarpıcı örneklerle karşılaşıyoruz:
* 2000 yılına kadar asgari ücret düzeyinde çalışmış, yalnızca 3600 prim günü bulunan ve 2000 yılından sonra hiç çalışması olmayan bir kişinin emekli aylığı yaklaşık 28 bin TL düzeyine ulaşabiliyor.
Buna karşın;
* 2000’den sonra çalışmaya devam etmiş,
* 2008’den sonra da prim ödemeyi sürdürmüş,
* Prim gün sayısını 9000 günün üzerine çıkarmış kişilerin emekli aylıkları ise çoğu zaman 20–22 bin TL bandında kalabiliyor.
Bu tablo, ilk bakışta “adaletsiz” görünmekle kalmıyor; aslında emeklilik sisteminin içindeki yapısal sorunları da açığa çıkarıyor. Çünkü sosyal güvenlik sisteminin temel ilkelerinden biri şudur:
Daha fazla prim ödeyenin, daha yüksek aylık alması gerekir.
Eğer sonuç bunun tersine dönmüşse, burada bireysel tercihlerden çok sistem tasarımında problem var demektir.
Kırılma noktaları: 2000 ve 2008 neden kritik?
Türkiye’de emekli aylıklarını belirleyen mekanizma, özellikle iki dönemde köklü biçimde değişti:
1) 2000 sonrası: Aylık bağlama mantığının yeniden kurgulanması
2000 yılı sonrası yapılan değişiklikler, ağırlıklı olarak emekli aylıklarının hesaplanmasında kullanılan parametrelerin ve güncelleme yöntemlerinin emekli lehine olmayacak şekilde dönüşmesine yol açtı. Bu dönüşüm, “çalışma süresi arttıkça aylığın artması” ilişkisinin zayıflamasına neden oldu.
2) 2008 sonrası: Sistem daha da “düşük aylık” üreten hale geldi
2008 sonrası reformlar ise emekli aylığı üretme kapasitesini daha da aşağı çekti. Sonuç olarak uzun süre sistemde kalan, daha fazla prim ödeyen kesim, beklediği karşılığı alamaz hale geldi. Bu nedenle bugün yaşanan problem “bazı emekliler az primle yüksek maaş alıyor” meselesi değil; daha doğru ifadeyle: 2000 sonrası ve özellikle 2008 sonrası emekli aylığı hesaplama sisteminin prim karşılığını zayıflatmasıdır.
2019’da “tamamlama” neden çıktı? Geçici çözüm nasıl kalıcılaştı?
Emekli aylıklarının satın alma gücündeki erime, bir noktadan sonra sistemin kendi içinden bile sürdürülemez hale geldi. Nitekim 2019 yılında en düşük emekli aylığına “tamamlama” uygulaması devreye girdi. Başlangıçta düşük bir seviyede olan bu taban uygulaması zaman içinde büyüdü; bugün ise “en düşük emekli aylığı” fiilen sistemin merkezine oturdu.Ancak burada kritik sorun şudur:
* Aylıkları tabandan tamamlamak, kısa vadede “en alttaki” grubu korur.
* Ama uzun vadede prim-maaş ilişkisini daha da zayıflatır.
* Dahası ortalamayı aşağı çeker ve “herkes tabana yaklaşır” algısı üretir.
Yani çözüm gibi görünen mekanizma, sistemin teşvik kapasitesini daha da azaltan bir sonuca dönüşür.
Asıl ihtiyaç: Taban aylık + prim etkisini güçlendiren yeni model
Türkiye’nin artık iki parçalı bir yapıya ihtiyacı olduğu çok açık:
1. İnsani yaşam düzeyi için taban aylık (sosyal koruma boyutu)
2. Prim günü ve prime esas kazanç arttıkça aylığı artıran güçlü bir ikinci katman (sigorta boyutu)
Böyle bir model kurulmadıkça, sistem çalışanlara şu mesajı vermeye devam edecektir:
“Primini yüksekten yatırmanın da, uzun süre çalışmanın da anlamı yok.” Bu algının yayılması ise sadece bireysel mağduriyet üretmez; aynı zamanda sosyal güvenlik sisteminin finansmanını da zedeler.
Kayıt dışılık sorunu: Denetimle değil, teşvikle çözülür
Türkiye’de yaklaşık 10 milyon kişinin ya tamamen kayıt dışı olduğu ya da prime esas kazancının düşük gösterildiği ifade ediliyor. Bu tablo, SGK’nın gelir yapısını zayıflatıyor ve emekli aylıklarını finanse etme kapasitesini düşürüyor.
Burada yalnızca denetim ve ceza mekanizmalarıyla sonuç almak sınırlıdır. Çünkü kayıt dışılık çoğu zaman bir “kaçış” davranışı değil, sistemin verdiği “anlamsızlık” mesajının ürünüdür.
Eğer çalışan şunu düşünürse:
* “Gerçek maaşımdan prim yatmazsa ileride daha düşük aylık alacağım.”
* “Uzun süre çalışırsam emekli aylığım ciddi şekilde artacak.”
Bu durumda çalışan, kendi hakkını korumak için zaten kayıtlılığı talep eder. Böylece sistem, yalnızca devletin denetimiyle değil, çalışanların doğal refleksiyle de güçlenir.
Bugünün emeklileri ne olacak? İntibak artık zorunluluk
Yeni bir hesaplama sisteminin kurulması, en çok bugün çalışanların lehine sonuç üretir. Ancak halihazırda emekli olmuş ve düşük aylığa mahkûm kalmış kitle için sorun devam eder. Bu nedenle, mevcut emekliler açısından da intibak düzenlemesi kaçınılmaz bir ihtiyaç haline gelmiştir. İntibak;
* prim günü,
* sigortalılık süresi,
* emeklilik yaşı,
* prime esas kazanç düzeyi gibi değişkenlere göre, geçmişte oluşan kayıpları kısmen telafi edecek bir düzeltme mekanizmasıdır. Bu düzenleme yapılmadan, sadece en düşük aylığı artırmak; bir süre sonra “en düşük alanların sayısını” büyütmekten başka bir işe yaramaz.
Enflasyon farkı neden yetmiyor? Güncelleme yöntemi sorgulanmalı
Emekli aylıkları bugün altı ayda bir TÜİK verilerine bağlı enflasyon farkıyla artırılıyor. Ancak burada sahada görülen gerçek şudur:
* Piyasa fiyat artışları ile açıklanan enflasyon arasında algılanan fark,
* emekli aylıklarının satın alma gücünü korumakta yetersiz kalması, enflasyon farkı mekanizmasını da tartışmalı hale getiriyor.
Teknik olarak “enflasyon farkı veriliyor” olsa bile, eğer emekli pazar filesini dolduramıyorsa, kira ve gıda yükü altında eziliyorsa, burada yalnızca rakamsal artış değil, reel gelir kaybı devam ediyor demektir. Dolayısıyla güncelleme sistematiği de yeniden ele alınmak zorunda.
Sonuç: Sistem çalışana “kal, prim öde, kayıtlı ol” demeli
Türkiye’nin emeklilik sistemi, bugün bir yol ayrımında. Geçici tedbirlerle “taban aylığı yükseltelim mi?” tartışması sürerken, asıl mesele gözden kaçıyor:
* Prim ödemeyi değersizleştiren bir sistem,
* kayıt dışılığı besler,
* SGK gelirini düşürür,
* emekli aylıklarını finanse etmeyi zorlaştırır,
* ve sonunda daha büyük sosyal maliyet üretir. Bu nedenle yapılması gereken, yalnızca en düşük aylığı artırmak değil;
* taban aylığı garanti eden,
* prim karşılığını güçlü biçimde artıran,
* kayıtlı çalışmayı avantajlı hale getiren,
* mevcut emeklilerin kayıplarını intibakla telafi eden yeni bir emekli aylığı mimarisini acilen kurmaktır.
Aksi halde sistem, her yıl daha fazla “tamamlama” ihtiyacı üreten ve giderek prim ödeme motivasyonunu yok eden bir döngüye sıkışmaya devam edecektir."
Yargıtay'dan emeklilik hesabıyla ilgili emsal karar
Emekli memurların maaş farkları ne zaman veriliyor
Papel soruşturması: 38 kişi adliyeye sevk edildi
Muhittin Böcek dahil 41 kişi hakkında iddianame hazırlandı
85 banka hesabına bloke: 10 milyar liralık operasyon!
Nükleer casusluk mu, güç savaşı mı? Çin ordusunda neler oluyor
Pezeşkiyan'ın oğlundan sert internet tepkisi!
Sındırgı'da 4.4 büyüklüğünde deprem
Jandarma ve Sahil Güvenlik'ten subay ve astsubay alımı
Bodrum'da Lübnanlı işadamına 7.7 milyarlık tuzak!
Kilauea Yanardağı yeniden faaliyete geçti
Finansingundemi.com’da yer alan bilgi, yorum ve tavsiyeleri yatırım danışmanlığı kapsamında değildir. Yatırım danışmanlığı hizmeti; aracı kurumlar, portföy yönetim şirketleri, mevduat kabul etmeyen bankalar ile müşteri arasında imzalanacak yatırım danışmanlığı sözleşmesi çerçevesinde sunulmaktadır. Burada yer alan yorum ve tavsiyeler, yorum ve tavsiyede bulunanların kişisel görüşlerine dayanmaktadır. Bu görüşler mali durumunuz ile risk ve getiri tercihlerinize uygun olmayabilir. Bu nedenle, sadece burada yer alan bilgilere dayanılarak yatırım kararı verilmesi beklentilerinize uygun sonuçlar doğurmayabilir. Burada yer alan bilgiler, güvenilir olduğuna inanılan halka açık kaynaklardan elde edilmiş olup bu kaynaklardaki bilgilerin hata ve eksikliğinden ve ticari amaçlı işlemlerde kullanılmasından doğabilecek zararlardan www.finansingundemi.com ve yöneticileri hiçbir şekilde sorumluluk kabul etmemektedir. Burada yer alan görüş ve düşüncelerin www.finansingundemi.com ve yönetimi için hiçbir bağlayıcılığı yoktur. BİST isim ve logosu “koruma marka belgesi” altında korunmakta olup izinsiz kullanılamaz, iktibas edilemez, değiştirilemez. BİST ismi altında açıklanan tüm bilgilerin telif hakları tamamen BİST’e ait olup, tekrar yayınlanamaz.