BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 67,05 -0,07 348.660.000.000,00
ALBRK 8,78 -0,23 21.950.000.000,00
GARAN 132,20 1,30 555.240.000.000,00
HALKB 42,36 -1,63 304.347.197.859,12
ICBCT 14,57 0,14 12.530.200.000,00
ISCTR 12,98 -0,23 324.500.000.000,00
SKBNK 5,05 -1,75 12.625.000.000,00
TSKB 9,76 -1,11 27.328.000.000,00
VAKBN 33,94 -0,88 336.546.376.490,62
YKBNK 35,96 0,06 303.755.964.172,64

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaGündemEcevit’e tıbbi suikast yapıldı mı?----

Ecevit’e tıbbi suikast yapıldı mı?

Ecevit’e tıbbi suikast yapıldı mı?
23 Mayıs 2012 - 12:14 www.finansingundemi.com

Herkes biliyor ki Bülent Ecevit ilkokul çağında çocuk felci geçirdi.. Babası Fahri Ecevit doktordu.. Ondan da öte profesördü..

Ergenekon mu Balyoz mu veya yepyeni bir davanın çeperi midir, bilmem.. Ancak Ecevit’e neredeyse “tıbbi suikast yapıldı..” noktasına getirilen iddialar ve buna bağlı zorlamaların “insan aklına suikast” olduğuna eminim..
Herkes biliyor ki Bülent Ecevit ilkokul çağında çocuk felci geçirdi.. Babası Fahri Ecevit doktordu.. Ondan da öte profesördü..
Doktor babanın tıbbi bilgisi ile birleşen ihtimam sayesinde Ecevit ayağa kalkmayı başardı.. Yürüdü ve ileriki yıllarında normal bir hayatı oldu..
Ancak çocukluk çağında geçirdiği ağır hastalığın sendromları üzerinde kaldı..
O sendromlar “yaşlılık” dediğimiz çağında yeniden kendisini gösterdi..
Efendim.. Tıbbi bir komplo yapılmış..
Eee? Ecevit’e işareti başka yerlerden almış doktorlar tarafından “iş göremez” raporu verilecekmiş.. Böylece başbakanlığı bitirilecekmiş..
***
“İş göremez raporu..”
Kamuoyu bilmiyordu ama biz biliyorduk.. Yüksek devlet erkânı biliyordu.. Komutanlar biliyordu..
Rakip siyasi partilerin üst yönetimleri biliyordu.. Kordiplomasi biliyordu.. Bürokrasi biliyordu.. MİT biliyordu, polisin tepesindekiler biliyordu..
“Ecevit iş mi görüyordu?”
Akli melekeleri zayıflamış, fiziği yavaşlamıştı.. Zorlukla yürüyordu.. Olayları birbirine karıştırıyordu.. Tıbbın deyişiyle “demans” başlamıştı..
Üç yardımcısı vardı..
Kendi partisinden Hüsamettin Özkan.. Koalisyon yaptığı partilerin liderleri olan Mesut Yılmaz ve Devlet Bahçeli..
Onlar da “siyasi istikrarın devamı..” adına Ecevit’in bu durumunu kabullenmişlerdi..
“İŞ GÖREBİLİR..”
Sabah onda mı ne Ecevit’i başbakanlık binasına getiriyorlardı.. Sıradan işlerin bilgisini verip, atması gereken imzaları attırıyorlardı..
Öğle saatinde evine dinlenmesi için yolluyor, saat 16.00 mı yoksa biraz daha sonrası mı geri getiriyorlardı..
Biraz daha oyalandıktan sonrası Ecevit için evinde kesin istirahattı..
17 Ağustos depremi Marmara’yı vurduğunda Ecevit dönemin “iş görebilir..” başbakanıydı..
Gece yarısından sonra saat üçte yaşanan depremi uyandırıp, haber bile vermediler..
“Rahatsız etmeyelim, bırakalım uyusun..” dediler..
“İş görebilir..” başbakan depremi sabahın dokuzunda öğrendi..
O hassasiyetteki bir adamı o saatte Oran’daki evinde tutamazlardı.. Deprem bölgesine gitti.. Gezdi, gördü.. Kendince tedbir aldı..
Deprem yüzünden telefonlar, cep telefonları çalışmıyordu..
“İş görebilir başbakan..” günlük hayattan o kadar kopuktu ki hükümetindeki bakanların çoğunda “iridyumlu cep telefonu..” olduğunu bilmiyordu..
Yani her şartta, dünyanın her yerinden konuşulabilecek telefon..
Başbakan, talimatlarını Ankara’ya televizyon kanalı üzerinden vermeyi denedi.. Bunun için TRT kameramanının karşısına geçti..
Etrafındakiler bozuntuya vermediler.. Başbakan’a iş görebiliyorum, duygusunu yaşattılar..
Devir onu icap ettiriyordu.. Ülkenin siyasi istikrara ihtiyacı vardı.. Yeni bir hükümet krizini kimsenin kaldıracak hâli yoktu..
Görünürdeki tek çare “Ecevit gibi ahaliden kabul görmüş biriyle” yola devamdı..
***
Başbakan olarak katıldığı son Cumhuriyet Bayramı Resepsiyonu’nda hâli içler acısıydı..
Güçlükle yürüyordu.. Yönünü yanında yürüyenler belirliyordu..
Dört yıldızlı bir general o resepsiyonu anlatırken “Başbakanın o hâlini görmemek için, başımızı onun bulunduğu yerin dışındaki alanlara çeviriyorduk..” diye konuşacaktı..
Kendi partisinin üst düzey yöneticileri ile görüşme halindeyken ruhsal durumu sıra dışı zikzaklar çiziyordu..
“Rahşan öldü, benden saklıyorsunuz..” diyecek kadar gerçekten uzaklaştığı anlar oluyordu..
İkna etmek için cep telefonundan evi aranıyordu..
NE DİYE SUSTUK?
Şimdi ben bunları yazıyorum ya! Kesinlikle ne itirazlar gelecektir.. Belki de hakkımda dava bile açacaklardır.. Lakin bu karşı hamleler gerçeği değiştirmez..
Ecevit’in iktidardaki son yılları böyle geçti..
Başbakanlığının son aylarında makamında ziyaret edenler arasındaydım.. Gazete yönetimi zorla beni ziyaretçilerin arasına katmıştı..
Hasan Cemal hayatta.. Merak eden tanıklığına başvursun..
Sorduğu bir Kıbrıs sorusuna dönüp dönüp aynı cevabı verdi.. İyi de verdi..
Ezberinde, şaşırmadan, karıştırmadan anlattığı en iyi konu oydu..
Okuyucu lafın burasında soracaktır..
Madem hâlleri böyleydi, siz medya olarak bunu o zamanlar niye dillendirmediniz, diye..
Dillendiremezdik.. Çünkü o koalisyonun oluşmasında merkez medyanın ağır gayreti vardı.. Ecevit koalisyonunun dışındaki herhangi bir oluşum en başta bizim patronların işine gelmiyordu..
Şahsen benim potkam sıkmazdı.. Diğerlerinin potkası da sıkmadı..
Bu anlaşılabilir bir şey.. Anlaşılmaz olanı şu ki o hükümetin silinip gitmesinden sonra bile medya niye bu konuda sustu? Ne diye Ecevit’in başbakanlığından hâlâ normal bir dönemmiş gibi bahsediyor?
Memleketin koca medyasında benden başka bunları itiraf edecek deli yok muydu?
İşin aslı böyleyken, o dönemi bir “tıbbi suikasta” bağlamak, bunun için de doktorları, hastaneleri suçlamak tam bir zırvalık..
İnsan aklına, mantığına suikast..
***
Tıbbi komploya, darbeye ihtiyaç filan kalmadı..
Ecevit’i en enerjik, en cevval zamanlarında tek başına iktidar yapmayan ahali onu “demans” halindeyken seçip kendisinin başına dikmişti..
Aynı ahali “iş görebilir” başbakan ve partisini ilk seçimlerde sandıkta sıfırlamıştı!
Üstelik doktor elinden çıkma “iş göremez..” raporuna ihtiyaç duymadan..
Haydi buyurun, iktidar değiştiren ahaliyi de ürettiğiniz şu doktorlu, raporlu “komplo teorilerinin” içine sokun.. Bakalım sığacak mı?
Hâlâ sağduyu sahibi, vicdanlı insanların bulunduğuna inanıyorum.. Bir gün oturup o dönemin garabeti üzerine anlatacaklar da anlatacaklar..
Yazacaklar da yazacaklar..
O gün geldiğinde ne koruma amiri mebus beyin ifadesinin ne de iddiaya tıkılmak istenen şeylerin bir hükmü kalacak.. Su üzerine yazılanlar hepten kaybolacak..  Selahattin Duman/Vatan

ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)