Deloitte: 'Dış finansman IMF'siz zor'
Deloitte, üç ayda bir yayınladığı Ekonomik Görünüm raporlarının 2009 3. Çeyrek sayısında hükümetin Orta Vadeli Ekonomik Programını değerlendirmeye aldı.
Deloitte Türkiye Ekonomi Danışmanı Dr. Murat Üçer tarafından hazırlanan rapora göre, geçen yıl %6 oranında daralan Türk ekonomisinin tekrar yüksek büyüme oranlarını tutturması için global koşullarım ve mevcut dış finansman koşullarının çok dikkatli değerlendirilmesi gerekiyor.
26 Ekim 2009, İstanbul â Deloitte, Ekonomik Görünüm 2009 â 3. Çeyrek raporunu yayımladı. Program İçeriden, Rüzgar Dışarıdan altbaşlığı ile yayınlanan raporda hükümetin Eylül ayı ortalarında açıkladığı ve 2010-2012 dönemini konu alan Orta Vadeli Ekonomik Programa (OVEP) geniş yer verildi. Program, hükümetin 2009 yılında ekonomide %6 gibi ciddi bir daralma; önümüzdeki yıl ise %3,5 düzeyinde çok hızlı olmayan bir toparlanma beklediğini gösteriyor. Daha sonrasında ise makul düzeyde cari açıklar verilerek 2012 yılı itibariyle %5 gibi bir büyüme hızına ulaşılıyor.
Deloitte Türkiye Ekonomik Danışmanı Dr. Murat Üçer tarafından hazırlanan raporda, Orta Vadeli Ekonomik Programın oldukça gerçekçi bir yaklaşımla hazırlandığına dikkat çekilirken, gelecek yıl baz etkisi ile %3,5 civarında bir büyüme ulaşılabilir görünse de sağlıklı ve kalıcı bir büyüme ortamına geçebilmek için mali disiplin ve reformlara devamın ve IMF ile yapılacak - ve yeterli miktarda kredi içeren - bir anlaşmanın önemli olduğu şeklindeki görüş sürdürülüyor. Elbette Türkiye ekonomisinin IMFsiz yoluna devam etmesinin mümkün olduğu ancak IMFsiz senaryoda hükümetin mali disiplini koruyarak güven tesis etmekte ve özel sektörün, son haftalarda global ortamda görülen risk iştahındaki bariz artışa rağmen, yatırımlar için yeterli ve istikrarlı dış finansman bulmakta zorlanabileceği görüşüne yer veriliyor. Böyle bir durumda bankacılık sektörünün derinliğinin hem kamu, hem özel sektörün finansman ihtiyacını karşılamaya yetmeyeceğinden, büyümenin arzulanan düzeylerde gerçekleşmeyebileceği endişesinin taşındığı belirtiliyor.
İstanbulda düzenlenen IMF-Dünya Bankası toplantılarının da ortaya koyduğu gibi dünyanın bir yıl öncesine kıyasla çok farklı bir noktada olduğunu ifade eden Deloitte Türkiye Yönetici Ortağı ve Yönetim Kurulu Üyesi Hüseyin Gürer, şunları söyledi:
Dünya ekonomisinde yaşanmakta olan nispeten olumlu gelişmeler, Türkiyeye de yansıyor. Türkiyenin de içinde olduğu gelişmekte olan piyasa ekonomileri, önümüzdeki süreçte büyümenin motoru olarak görülüyor. Ancak elbette bu durum Türkiyeyi rehavete itmemeli. Mevcut ekonomik durumun etkisi ile bu yıl %6 gibi bir oranda daralma yaşayan Türkiye ekonomisi tekrar yüksek büyüme oranlarını tutturmak ve bu kayıpları telafi etmek zorunda.
Hükümet bu doğrultuda Eylül ortasında Orta Vadeli Plan açıklayarak önemli bir belirsizliği ortadan kaldırdı. IMF programı konusunda çekincelerin devam ettiği şu günlerde OVPın öneminin ayrıca vurgulanması ve bu planın ısrarla ve enerjiyle uygulanması gerektiğini düşünüyoruz. Deloitte olarak, orta vadede imzalanacak bir IMF programının Türkiyeye önemli bir fayda getireceği ve bazı risklere karşı sigorta görevi göreceğine dair görüşümüzü koruyoruz.
2006 yılında GSYİHye oran olarak %15lerde olan faiz dışı harcamaların 2009da %22lere ulaşmasını önemli bir sinyal olarak değerlendiren rapora göre bu noktadan hareketle, mali alanda sağlıklı bir iyileşmenin sağlanabilmesi için harcamalar tarafının acilen disipline edilmesi gerekiyor. Başka bir ifade ile, bütçeyi tekrar istikrarlı bir yola sokmak için harcamalarda ciddi bir tasarruf, vergi tarafında ise ciddi bir yapısal değişim zorunlu gözüküyor.
Dış finansman IMFsiz zor
Kriz süresince Türk ekonomisinin yüksek cari açığı ve sermaye hesabı açığı, Merkez Bankası rezervleri ile kaynağı belli olmayan sermaye girişleri tarafından finanse edildi. Böylece Ödemeler Dengesi dengelenerek TL üzerinde oluşabilecek daha ciddi bir baskı engellenmiş oldu. Ancak Ödemeler Dengesinin sağlıklı ekonomilerde böyle bir profil çizmeye devam etmesinin pek mümkün olmadığının ifade edildiği raporda güçlü büyümenin ancak güçlü bir finansman yapısıyla gerçekleşebileceğine işaret ediliyor.
Hükümetin 2010 yılı için cari açık tahmini 18 milyar dolar seviyelerindeyken rapor bunun bir miktar daha yüksek gerçekleşeceği kanısında. En az 20 milyar dolayında bir cari açık varsayımı, 40 milyar dolar orta ve uzun vadeli, 30 milyar dolar kısa vadeli borç servisini de içeren 90 milyar doların üstünde bir finansman ihtiyacını gündeme getiriyor. Deloitte Ekonomik Görünüm 2009 â 3. Çeyrek raporuna göre IMF anlaşmasının olmadığı bir senaryoda böyle bir tablo şu anda nispeten yüksek seyreden risk iştahına rağmen Türkiye özelinde sıkıntıya yol açabilir.
10 milyar dolarlık doğrudan yabancı yatırım
Önümüzdeki yılda da en büyük finansman kaynağını yine doğrudan yabancı yatırımlar (DYY), portföy akımları ve özel sektör borçlanması oluşturacak. Özelleştirme portföyündeki elektrik dağıtım bölgeleri, bazı elektrik üretim varlıkları, Başkentgaz, IDO, otoyollar, Şeker Fabrikaları, Milli Piyango ihalesi gibi başlıca özelleştirme varlıklarından 2,5 milyar dolar, gayrımenkul alımları ile özel sektör satın alma ve birleşmelerinden de yaklaşık 7 milyar dolar bir DYY girişi ile brüt 10 milyar dolar civarında bir giriş yaşanması öngörülüyor.
Deloitte raporunda uzun vadeli ve borç dışı akımlar öncelikli olmak üzere sağlıklı bir finansman yapısının sağlanamaması durumunda Türkiye ekonomisinin dalgalı ve nispeten düşük seyreden bir büyümeye mahkum olabileceği ifade ediliyor.
2010da enflasyon
Deloitte Ekonomik Görünüm 2009 â 3. Çeyrek raporunda, Türkiye ekonomisinde gerçek bir toparlanmanın global ekonomide ciddi bir iyileşmeye veya IMF anlaşmasına bağlı olduğu ifade ediliyor. Bazı açılardan Orta Vadeli Ekonomik Program ile benzerlik içeren Deloitte analizi, gelecek yılın büyüme tahminleri açısından da genelde aynı yolu takip ediyor. Buna karşılık OVEPte ifade edildiğinin tersine enflasyonda %5ler civarında bir eğilim yaşanmayacağını öngören rapora göre 2010 cari açığı da 23 milyar dolar civarında seyredecek.
Orta Vadeli Ekonomik Program, Merkez Bankası tahminleri doğrultusunda enflasyonun 2009 yılı için %5,9 ve Program dönemi boyunca da sırasıyla %5,3; %4,9 ve %4,8 seviyelerinde gerçekleşmesini öngörüyor.
Deloitte ise Ekim ayında geçen yılın aynı ayındaki yüksek baz etkisi nedeniyle geçici olarak %5 seviyesinin altına düşse bile enflasyonun yılı %5,5 civarında ve %7,5lik enflasyon hedefinin oldukça altında bitireceğini tahmin ediyor. 2010 yılı enflasyon tahminleri ise yapılan sert faiz indirimlerinin iç talebi etkilemesi, küresel ortamın kredi kanallarının görece olarak açılmasına izin vermesi, enflasyon beklentilerinde katılaşma vb. gibi etkenlerden dolayı % 6,5lik hedefin hafif üzerinde gerçekleşmesi yönünde ağırlık kazanıyor.
TL reel değeri aynı
Reel döviz kurunda Haziran-Ağustos döneminde %2,5lik hafif bir değerlenme yaşandı. Ancak finansman açısından rahat bir tablo öngörülmediğinden ve kısa vadede IMFsiz bir senaryo ile yürüyen Türk ekonomisinin bulunduğu global ortamda TLnin reel olarak değerlenmesi trend olarak pek mümkün görülmüyor.
Son Deloitte (Haziran) raporundan bu yana dolar kuru en düşük 1,45li seviyeleri görürken, döviz kuru sepeti 1,8 seviyesinin altına kalıcı olarak inmedi. TL, 19 Eylül itibariyle döviz kuru sepeti karşısında Lehman Brothersın iflas ettiği Eylül 2008 ortasına göre halen %20ye yakın oranda değer kaybetmiş bulunuyor. TLde son üç ayda gözlenen toparlanmada global risk iştahındaki iyileşme, dolar/euro paritesi, bir miktar portföy girişinin yanı sıra yaz aylarında turizm gelirlerinde gözlenen canlanmanın -- ve cari açığın artıya dönmesinin -- önemli bir etkisi oldu.