BANKA HİSSELERİ
Hisse Fiyat Değişim(%) Piyasa Değeri
AKBNK 66,75 -1,84 347.100.000.000,00
ALBRK 8,57 -2,39 21.425.000.000,00
GARAN 131,60 -1,72 552.720.000.000,00
HALKB 42,36 -2,40 304.347.197.859,12
ICBCT 14,20 -2,87 12.212.000.000,00
ISCTR 12,87 -1,76 321.750.000.000,00
SKBNK 4,92 -3,53 12.300.000.000,00
TSKB 9,43 -2,98 26.404.000.000,00
VAKBN 32,86 -3,58 325.837.181.245,78
YKBNK 35,70 -1,65 301.559.730.838,80

E-posta listemize kayıt olun, en son haberler adresinize gelsin.

Ana SayfaGündemCEO'lar 'Evet' diyor----

CEO'lar 'Evet' diyor

CEO'lar 'Evet' diyor
15 Ağustos 2010 - 02:09 www.finansingundemi.com

CEO Club üyesi 510 yönetici arasında yapılan ankete göre referandumdan evet çıkacak

CEO’ların tahmini: Yüzde 61.9’la referandumdan evet çıkar Ekonomist Ekonomi kamuoyunun gündemi ve odaklandığı konular bu aralar yine çok ve yoğun. Bu yoğun gündemle ilgili Türkiye ekonomisinin özel sektör kesimini yönetenler ne düşünüyor? Bunun gerçek yanıtını alabilmek için en uygun ortam hiç kuşkusuz Ekonomist Capital CEO Club platformu. Bu platformu oluşturan 510 kişiye yönelik geçen hafta bir anket gerçekleştirdik. Referandum sonuçlarından risk algısına, ekonominin en önemli sorunundan büyümeye kadar 13 soru sorduk CEO’lara. Aşağıda bu yanıtlardan çıkan çarpıcı sonuçları bulacaksınız. Sonuçlardan kuşkusuz en önemlisi, CEO’ların en çok merak edilen Anayasa referandumu ile ilgili beklentileriydi. Hemen söyleyelim. Yanıt veren 194 CEO’nun yüzde 61.9’una göre Türkiye, Anayasa değişikliklerine ‘evet’ diyecek. Son yıllarda psikologların ekonomiye daha sık köprü attıklarına tanık oluyoruz. Bundan 20-30 yıl önce, Özünde deneysel yöntemlere kapalı, matematiksel bilginin peşinde olan ekonomi bilimiyle psikologların ne işi olabilir ki?” sorusu anlamlı olabilirdi. Fakat günümüz dünyasında anlamını yitirmiş bir soru bu artık. Çünkü ekonomi bilimi ile psikoloji artık çok içiçe. Çünkü insanın olduğu her sosyal aktiviteye artık psikoloji biliminin dokunması kaçınılmaz. Bu nedenle üniversitelerde ekonomi ve psikolojinin içe içe geçtiği birçok ders var. Bu konuyla ilgili araştırmalar yapılıyor, tezler yazılıyor. Şirketler, kendi bünyesinde psikolog istihdam ediyor.Fakat bilim insanları bu ilişkiyi iki şekilde ele alıyor. Birincisi ‘ekonomik psikoloji’, diğeri ise ‘psikolojik ekonomi’ Ekonomide şu son aylarda yaşadıklarımıza hangisi ile yaklaşırsak daha tatmin edici, öğretici ve genel kabul görebilecek bir sonuç elde edebiliriz acaba. Biz Ekonomist olarak ikincisini seçtik. Yani ‘psikolojik ekonomi’yi. İktisat bilimcileri ‘ekonomik psikoloji’yi mikroekonominin alt disiplini ile kesişen bir konsept ve özünde deneysel bir yaklaşım olarak tanımlarlar. En güçlülerle anket Fakat ‘psikolojik ekonomi’, tam da, makroekonomiyi, yani büyük ölçekteki ekonomik olayları, inceleme konusu olarak alır. Deneysel olmaması ve anketlerden edinilen bilgilere dayanması, iktisatçıları ‘Türkiye’ye en uygun terim’ noktasında fikirbirliğine götürüyor. Biz de Türkiye’nin son birkaç yılının, asıl önemlisi son aylarda yaşananların en iyi resmini, ‘psikolojik ekonomi’nin en temel yöntemlerinden biri olan bir anketle analiz etmek istedik bu hafta. Sadece geçmişi değil geleceğe ilişkin de çok önemli mesajlar içeren bir anket çıktı ortaya. Bu sonucu elde edebilmemizin çok önemli nedenleri var. Birincisi bu sonuçlar anketi yanıtlayanların kimliğinden kaynaklanıyor. Tümü Türkiye ekonomisinin en kritik noktalarında yer alan kişiler. Milyonlardan milyar dolarlara çıkan portföyleri yönetiyorlar. Milyon dolarlık yatırımların realize olup olmaması onların iki dudağının arasında. İhracatın geleceğine ilişkin ilk keskin kokuları alanlar onlar. Siparişler, satışlar, şirket satın almaları, pazarın genel nabzı ve belki de çok daha önemlisi toplumun genel nabzını en iyi onlar tutuyor. İkincisi çok yalın ve direkt sorular yönelttik ankete katılanlara. Sağa sola bükülebilecek, değişik yorumları n da çıkarılabileceği sorular değildi ve sonuçların da yalın ve bir o kadar önemli mesajlar içermesi ondan. 510 kişiye gönderildi CEO’lardan söz ediyoruz. Ekonomist ve Capital’ın oluşturduğu CEO Club’ın üyelerinden. Hemen hemen Türkiye’nin en etkin yönetici ve patronlarının tümünün üye olduğu CEO’lar zaman zaman yaptığımız anketlere oldukça yüksek bir katılım gösteriyorlar. Bu, O’nların ekonomik ve sosyal süreçleri ne kadar yakından izlediğini ve görüşlerini kamuoyu ile paylaşma samimiyetlerini ortaya koyuyor. Türkiye’nin ağırlıklı olarak ekonomik ve buna bağlı olarak sosyal yaşamındaki son gelişmeleri ve geleceğe ilişkin beklentileri kapsayan son anketimize de CEO’lardan yoğun bir katılım gerçekleşti. Geçen hafta başında 510 üyeli CEO Club’a gönderdiğimiz ankete 194 yanıt geldi. Yaptığımız anketle, ekonomik kamuoyunun en çok öğrenmek istediği şeyi, ekonomide risk algısının CEO’lar cephesinde nasıl göründüğünü ortaya çıkarmaya çalıştık. Çünkü bir yandan YAŞ kararları ile iyice gerilen siyasi ortam, diğer yandan düşen ihracat, Avrupa’daki borç krizi, Türkiye’nin bazı temel ekonomik göstergelerinde yaşanan sorunlar ve dahası yaklaşmakta olan Anayasa referandumu, son birkaç aydır tırmanan terör… CEO’lar, bütün bu toz duman içerisinde neye odaklanmış görünüyorlardı? Bunu ortaya çıkarmak için CEO’lara yönelttiğimiz ilk sorumuz “Piyasaların risk algısı bugünün koşullarında neye odaklanmış bulunuyor?” şeklindeki soruydu. Referandum riski CEO’ların ezici çoğunluğu bu sorumuzu yanıtlarken ‘Referendum’u risk algılarının en tepesine yerleştirdi. Ankete katılanların yüzde 47.3’ü referandumu ekonomi için şu an en önemli risk algısı olarak tanımladı. CEO’ların referandumu böylesine ezici bir çoğunlukla risk algı sı olarak görmesinde kuşkusuz referandum sonuncunda hayır çıkma ihtimali yatıyor. Yapılan kamuoyu araştırmalarında şu an evet oyları önde olmasına karşın, evet ve hayırlar dengeli bir dağılım içerisinde. Bu yüzden hayır oylarının fazla çıkması durumunda bunun genel seçimlere nasıl yansıyacağı, genel seçimlerdeki tabloyu nasıl değiştireceği belirsizlik olarak duruyor. Bu da iş dünyasını tedirgin ediyor. Avrupa borç krizi Son aylarda ekonomi kamuoyunun en çok merak ettiği konulardan biri de Avrupa’daki borç krizinin nereye doğru gideceği. Çünkü kimilerine göre bu borç krizi global ekonomide ikinci bir kriz dalgası yaratacak ve kriz yeni bir dip yaparak tüm parametreleri yeniden değiştirecek. Bu sorunun seçenekleri arasında bu nedenle Avrupa borç krizi de vardı ve CEO’lar bu seçeneğe de hatırı sayılır oranda çizik attı. Ankete katılan 194 CEO’nun yüzde 26.4’ü ekonomi için ikinci risk sırasına bu konuyu koydu. Bu risk CEO’lara göre ihracattaki yavaşlamanın da temel nedeniydi. Diğer taraftan son dönemde tırmanan terör de yüzde 13.2 ile CEO’ların risk algılarından biri olarak üçüncü sıraya yerleşmiş bulunuyor. Çünkü artan terör saldırıları son dönemde siyasi gerilimi de bir hayli arttırmış durumda. Bu üç yanıt dışında verilen ‘Bütçe Açığı’, ‘Cari Açık’ ise grafiklerde de görebileceğiniz gibi düşük oranlarla bu algıdaki dördüncü ve beşinci sırada yer aldı. CEO’lar ‘Evet’ bekliyor Peki ekonominin önündeki en önemli risk olarak gördükleri 12 Eylül’deki referandum hakkında ne düşünüyor CEO’lar. 12 Eylül’de gerçekleşecek tarihi referanduma yaklaşık bir ay kadar zaman kaldı. Bu referandumu böylesine kritik yapan sadece Anayasa’da yapılacak değişikler değil. Referandumdan çıkacak sonuç bir nevi, AKP hükümetinin geleceği için de belirleyici bir gösterge olacak. Yapılan kamuoyu araştırmalarında genelde ‘evet’in biraz daha fazla olduğu dengeli bir dağılım söz konusu. Fakat her seçimde olduğu gibi bunda da kararsızları n tutumu belirleyici olacak. Bu belirsizlik ortamında CEO’lara oylarının rengini sormadık. Yani sandığa gittiklerindeki vicdanlarının sesini söylemelerini istemedik. Sadece bir tahmin yapmalarını istedik ve ‘Sizce Anayasa referandum sonucu ne olur?’ diye sorduk. Ankete katılanların yüzde 61.9’u ‘Referandumdan evet çıkar’ yanıtını verdi. ‘Referandumdan Hayır çıkar’ diyenlerin oranı ise yüzde 38.1’de kaldı. ‘Evet’ ve ‘hayır’ın sonuçları CEO’lara sorduğumuz üçüncü ve dördüncü sorular referandumun sonucuna ilişkindi. ‘Referandum sonucu evet çıkarsa, sizce piyasalar nasıl etkilenir?’ sorusuna anketimize katılan CEO’ların yüzde 41.9’u piyasalar etkilenmez yanıtını verdi. Piyasalar rahatlar diyenlerin oranı ise etkilenmeze yakın bir oranda yüzde 36 olarak gerçekleşti. Buna karşılık muhtemel bir evet sonucunda erken seçimin gündeme gelebileceğini düşünenlerin oranı ise yüzde 12.8 oldu. Yüzde 8.1’lik bir kesim de evet sonucunda siyasi belirsizliğin artacağı şeklinde görüş bildirdi. Aynı soruyu bu kez ‘Referandum sonucu hayır çıkarsa, sizce piyasalar nasıl etkilenir?’ diye sorduğumuzda ankete katılanların yüzde 40.7 gibi önemli bir bölümü beklenildiği gibi ‘siyasi belirsizlik artar, piyasalar dalgalanır’ yanıtını verdi. Erken seçim gündeme gelebilir diyenlerin oranı ise yüzde 34.1 oldu. Muhtemel bir hayır sonucunda piyasalar etkilenmez diyenler ise yüzde 20.9’da kaldı. İşsizliğe güçlü vurgu Referandum ve olası sonuçlara ilişkin sorular dışında ekonominin temel sorunlarına ilişkin sorular da yönelttik. Bu konudaki ilk sorumuz ‘Ekonominin bugünkü en önemli sorunu nedir?’ şeklindeydi. Bu soruya gelen yanıtların ezici çoğunluğu ‘işsizlik’ oldu. Anlaşılan geçen yıl nisan ayında yüzde 14.9 olan işsizlik rakamı her ne kadar Nisan 2010’da piyasa tahminlerinin üzerinde azalarak,yüzde 12 seviyesinde gerçekleşse de, işsizlik hala ekonomik kamuoyunun en önemli sorunu olarak durmaya devam ediyor. Bu yüzden de ankete katılanların yüzde 52.3’ü işsizliği şu an ekonominin en büyük tehlikesi olarak gördüğünü açıkladı. İşsizliğin hemen ardından yüzde 15.1 ile gelen ‘büyüme’ ise CEO’lar tarafından ekonomiye ilişkin ikinci büyük sorun olarak görüldü. Türkiye ekonomisi 2010'un ilk üç ayında yüzde 11,7 büyüme gerçekleştirse de, ekonomik kamuoyu ağırlıklı olarak büyümede bu yıl yüzde 5.5-6’lık bir oran bekliyor. Ekonomist’in bu konudaki tahmini ise yüzde 7 civarında. Yine de bu büyümez rakamlarıyla ekonominin önünde en büyük tehdit olarak duran işsizlik sorununun çözülmesi herkes tarafından güç olarak görülüyor. Diğer taraftan ankete katılanların yüzde 9,3’ü referandum nedeniyle siyasetin ekonominin önüne geçmesini sorun olarak gördüğünü belirtiyor. Cari açıktaki büyümeye dikkat çekenlerin oranı ise yüzde 12.8. En iyi haber Ağır bir ekonomik krizi geride bırakmak üzereyiz. Türkiye ekonomisi en büyük krizlerinden birini yaşadığı 2001 yılından sonra ilk kez geçen yıl böylesine büyük bir küçülme yaşadı. Küresel krizin damgasını vurduğu 2009 yılında Türkiye yüzde 4.7 daraldı. Özellikle 2009’un ilk üç çeyreğinde ağır bir ekonomik daralma yaşanması şirketlerin iş hacmini, karlarını küçülttü. CEO’ların yüzde 62.8’i bugünkü göstergeler açısından kriz öncesi koşullara ‘Kısmen’ dönüşün başladığı görüşünde. Kriz öncesi koşullara ‘Evet dönüldü’ diyenlerin oranı yüzde 19.8 iken, ‘hayır dönülmedi’ diyenlerin oranı ise yüzde 17.4 olarak kaldı. Bu arada CEO’lar yakın bir dönem için ekonomide bir durgunluk beklemediklerini de net olarak dile getirdiler. Yedinci sorumuz olan ‘Yakın dönem için ekonomide yeni bir durgunluk bekliyor musunuz?’ sorusuna gelen yanıtların yüzde 75.3’ü hayır yönünde oldu. Buna karşılık yüzde 24.7’lik bir kesim ise tehlikenin hala geçmediği görüşünü savunuyor. Borç krizi ihracatı vuruyor Ekonominin lokomotif konumuna gelen otomotiv sektörünün ihracatı, yılbaşından bu yana aylık bazda ilk kez haziranda eksiye dönerken, geçen yılın aynı ayına göre yüzde 11,7 oranında geriledi. Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) verilerine göre bu yıl Temmuz ayında ihracat, 2009 yılının aynı ayına göre yüzde 6 artışla 9 milyar 417 milyon dolar seviyesinde gerçekleşti. Yani ihracat artış hızında gözle görülür bir yavaşlama söz konusu. Borç sorunuyla baş etmeye çalışan Yunanistan'ın dışında Portekiz, İrlanda, İspanya, İtalya ve İzlanda da ciddi borç yüküyle karşı karşıya. Bu da Avrupa ekonomisinin yavaşlamasına neden oluyor. İhracatının önemli bir bölümünü Avrupa’ya yapan Türkiye mevcut durumdan en çok etkilenen ülkelerin başında geliyor. Zaten CEO’lara göre ihracattaki bu yavaşlamanın en önemli nedeni de Avrupa’nın içinde bulunduğu borç krizi. Soruyu yanıt verenlerin yüzde 52.3’ü ihracattaki düşüşün nedeni olarak ‘Avrupa’daki borç krizi’ni göstermiş. Kurun düzeyi yüzde 22.3 ile ikinci önemli sorun olarak gösterilirken, maliyetlerin yüksekliği yüzde 12.1, verimliliğin arttırılamaması ise yüzde 9.3 olarak yanıtlamış. İşler nasıl? CEO’lara sorduğumuz son dört soru ise şirketlerinin performansına ilişkindi. İlk olarak geride bıraktığımız üç aydaki performanslarını sorduk. “Son üç aylık dönemde, işleriniz nasıl seyretti?”şeklindeki sorumuza gelen yanıtların yüzde 49.5’u canlanma olduğu yönündeydi. Fakat neredeyse aynı oranda yani 42.9’luk bir kesim de herhangi bir değişiklik olmadığını dile getirdi. En azından ‘kötüye gidiş var’ şıkkına gelen yanıtların az olması, kriz tünelinden yavaş yavaş da olsa çıkıldığının bir göstergesi olarak görülebilir. Gelecek üç ay Bunu, takip eden diğer bir soruda da açıkça görmek mümkün. ‘İşleriniz açısından önümüzdeki üç aya ilişkin beklentiniz nedir?’sorusuna gelen yanıtların sadece yüzde 4.7’sinin kötüye gideceğini işaret etmesi, kriz sürecine ilişkin iyimser olmamızı gerektirecek kadar düşük. Yalnız bu soruya verilen diğer yanıtların biraz düşündürücü olduğunu hemen belirtelim. Çünkü gelen yanıtlara göre yüzde55.8’i gelecek üç ayda işlerinde herhangi bir değişiklik beklemedikleri yönünde yanıt verdi. Çoğunluğu oluşturan bu orana en yakın olan oran ise yüzde 39.5 gelecek üç ayda işlerinde bir canlanma bekleyenlerin verdiği yanıt oldu. Bilindiği gibi kriz dönemlerinin ilk vurduğu şey yatırımlar. Bu dönemlerde henüz proje aşamasında olan yatırımlar hemen tozlu raflara kaldırılır ve bir başka baharın gelmesi beklenir. Mevcut yatırımlar ise eğer durdurulabiliyorsa durdurulur. Bu yapılamıyorsa finansmanı konusunda son derece dikkatli adımlar atılır ki kriz süresinde bir nakit akışı krizi yaratmasın. Yatırım aşkı döndü Anket sorularımızdan biri de CEO’ların bu konudaki pozisyonlarını öğrenmek içindi. Yani yatırım aşklarının geri dönüp dönmediğini de sorduk CEO’lara. Anketten çıkan olumlu sonuçlardan biri de CEO’ların yatırımlarını sürdüreceğini açıklaması oldu. ‘Yeni yatırım planınız var mı?’ şeklindeki sorumuza yüzde 69.8 oranında ‘Evet var’ yanıtı geldi. Buna karşılık yüzde 29.1’lik bir bölüm yeni yatırım yapmayacaklarını söylerken, sadece yüzde 1.1’lik bir kesim yatırımını seçim sonrasına ertelediğini söyledi. ‘Yakın-orta gelecek planlarınız arasında şirket satın almayı planlıyor musunuz?’ şeklindeki sorumuza gelen yanıtların yüzde 45.2’si ‘hayır’ şeklinde olurken, şirket satın almayı planladıkları söyleyenlerin oranı yüzde 31.5 oldu. Bu konuyla ilgili henüz karar vermediklerini söyleyenlerin oranı ise yüzde 23.3. Mali Kural nasıl etkiler? Mali Kural'ın gelecek yasama dönemine ertelenmesi haberi, başta borsa yatırımcısı olmak üzere herkesin aklında soru işaretleri bıraktı. Zira bu gelişme herkesin aklına seçim ekonomisi mi geliyor sorusunu getirdi. Bilindiği gibi Mali Kural ile kaynaklar/harcamalar dengeleri, yılda yüzde 5 büyüme hedef alınarak kurulacaktı. Büyüme yüzde 5’in altına düşerse, büyümeyi hızlandırmak için harcama yapılacaktı. Ayrıca kamu açığı (bütçe açığı), milli gelirin (GSYH) yüzde 1’ini geçemeyecekti. Kamunun hesabı şeffaf olacak ve kamu gelir-giderlerinin belirlenen sınır içinde kalması bir kanunla sağlanarak hesapları Sayıştay denetleyecekti. Özetle Mali kural ile kamu kesimi maliyesine çeki düzen verilecekti. CEO’lara bu konuyu da sorduk. Mali Kural’ın uygulanmasının 2012’ye ertelenmesi durumunda piyasaların nasıl etkileneceği konusunda CEO’ların net bir tavrı yok. Gelen yanıtların yarısı piyasalara etkisi olmaz derken, yarısı ise piyasalar olumsuz etkilenir şeklindeydi.
ETİKETLER :
YORUMLAR (0)
:) :( ;) :D :O (6) (A) :'( :| :o) 8-) :-* (M)