'Bu bir devlet işi'
Baykal, dün iki günlük sessizliğini bozarak çok yakınındaki bir isme Bu bir devlet işi. Biliyorum demiş
CHP kurmayları, kasetin iddia edildiği gibi kurultay hesaplaşması ya da uluslararası bir gücün işi değil, anayasa sürecinde CHPyi etkisizleştirmeye yönelik olduğunu düşünüyor
Aslı Aydıntaşbaş Milliyet
Baykal, dün iki günlük sessizliğini bozarak çok yakınındaki bir isme Bu bir devlet işi. Biliyorum demiş. CHP kurmayları, kasetin iddia edildiği gibi kurultay hesaplaşması ya da uluslararası bir gücün işi değil, anayasa sürecinde CHPyi etkisizleştirmeye yönelik olduğunu düşünüyor...
Bir demokrasinin geleceği açısından, siyasi bir figürün evlilik dışı bir ilişki yaşamış olması mı vahimdir, yoksa ülkede kritik bir dönemeçte ana muhalefet partisi liderinin en mahrem görüntülerinin gizli eller tarafından çekilmesi ve servis edilmesi mi?
Sizi bu soruyla baş başa bırakıyorum.
Gelelim Türkiyeyi sarsan en son kaset olayına.
CHP lideri Deniz Baykal, kendisine ait olduğu iddia edilen kasetin ortaya çıkmasından sonra dün de sessizliğini korudu. Medyada bu sessizliği utangaç bir veda gibi yorumlayanlar var.
Oysa dün genel merkezde tam tersi bir atmosfer sezdim. Evet, Baykal henüz nasıl bir yol izleyeceğine karar vermiş değil. Bugün Merkez Yürütme Kurulunda parti kurmaylarıyla bir araya gelecek, ardından da yasal ve siyasi yol haritasını gözden geçirecek.
Biliyorum
Ancak yakın çevresinden edindiğim izlenim, CHP liderinin pes etmeyeceği, savaşacağı, kendisine komplo kuranlarla hesaplaşacağı yolunda.
Anladığım kadarıyla son günlerde kendisine kurulan tuzakla ilgili sağdan ve soldan gelen destek telefonları, CHP liderinin ruh halini değiştirmiş. Baykal inatçı ve mücadeleci bir siyasetçi. Medyada bazı kalemlerin son günlerde istifa diye tutturması, onu yıldırmamış...
Üstelik, çoğunlukla kendisine yakın isimlerden oluşan parti üst yönetimi ya da tabandan şu aşamada böyle bir talep de yok...
Bu yüzden bir tahminde bulunmak gerekirse, genel merkezdeki beklenti, Deniz Baykalın iki hafta sonraki kurultayda yeniden aday olacağı, ardından da referanduma Hayır kampanyasında başı çekeceği yolunda...
Peki ortada hesaplaşılacak bir komplo varsa, bunu kimler kurdu?
Şimdi sıkı durun...
CHP lideri, dün çok yakınındaki bir isme Bu bir devlet işi. Biliyorum demiş. Baykal, kasetin çekimi, montajlanması ve servis sürecinde profesyonel parmak izleri olduğu düşüncesinde. Bunu ne tür kanıtlara dayandırdığı henüz belli değil.
Ancak kurmayları, kasetin iddia edildiği gibi CHP-içi kurultay hesaplaşması ya da uluslararası bir gücün işi değil, anayasa sürecinde CHPyi etkisizleştirmeye yönelik siyasi bir proje olduğunu düşünüyor. (Dikkat ederseniz CHP Genel Sekreteri Önder Sav, bir gün önce yaptığı basın toplantısında Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgülü kaset konusunda değil, sadece Baykala yönelik suikast iddialarıyla ilgili suçladı.)
Çekimler yeni
Baykalın devlet işi derken kimleri ima ettiğini bilemiyorum ancak muhtemelen bundan sonraki süreçte, geçmişte telefon dinlemeleri nedeniyle korku imparatorluğu sözüyle eleştirdiği iktidar da Baykalın eleştiri oklarının hedefi olacak... Hükümet yanlısı medyanın skandal çıkalı beri sessizliğe bürünmüş olması da, CHP Genel Merkezinde olayın, AK Parti tarafından olmasa bile bir şekilde iktidara fayda amacıyla tezgahlandığı tezini güçlendirmiş. Bakalım bu konuda bir delil sunacaklar mı?
İşin bir diğer ilginç boyutu, gizli eller tarafından yapılan çekimlerin iddia edildiği gibi 8 yıl öncesine ait değil son yıllarda bir İstanbul gezisinde yapılmış olması... Kasette hem CHP lideri ve hem de eski özel kalemi Nesrin Baytokun 8 yıl önceki değil son dönem kullandığı saç kesimi var. En azından Baykala ait görüntülerin son yıllara ait olduğunu CHPlilerden doğrulatıyorum.
Bu da olayın siyasi komplo boyutunu bir adım daha öne çıkarıyor...
Çekimler yeni
Gizli eller tarafından çekilen kaset, iddia edildiği gibi 8 yıllık da değil son yıllara ait.
Asıl mağdur Baytok
Varsa Baykal yoksa Baykal... Malum kaset ortaya çıkalı beri, her gün Baykalın siyasi geleceğini tartışan onlarca yazı okuyorum. Ancak pek az kişi olayın bana göre asıl mağduru olan Nesrin Baytok konusunda ağzını açıyor.
Nesrin Baytok, siyasi kariyerinin en verimli noktasında, erkekler arasındaki kirli bir savaşta ateşe atılan bir kadın. Günlerdir düşünüyorum, skandal kaset ortaya çıkalı beri bu kadıncağız ne yapıyor, nasıl uyuyor, yarın nasıl Meclise gidecek, diye. Kızına ne dedi, ailesini nasıl toparlayacak?
Yanlış anlaşılmasın. Ankarada gazetecilik yapmış herkes gibi benim de Nesrin Baytokla tanışıklığım var ancak herhangi bir yakınlığım yok. En uzun konuşmamız, birkaç yıl önce olmuştu. Ben o dönem üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması gerektiğini savunan sert bir yazı yazmıştım. (Bu konudaki görüşlerim değişmedi.) Baytok beni Kusura bakmayın genel merkez ya da genel başkan adına değil, CHPli bir kadın olarak arıyorum diye aramış ve başörtüsü meselesini tartışmıştık. Görüşlerine katılmasam da medeni cesaretini takdir ettim; özgüveni yüksek ve eğitimli bir kadındı. Milletvekili adayı olmasına şaşırmadım.
Ancak medyada Baytok konusunda kullanılan dil, son derece rahatsız edici. Sanki Baykal, duygusal bağı olan birini tutup milletvekili yapmış. Oysa söz konusu kadın, boş teneke değil; ODTÜ mezunu, yıllarca partinin üst yönetiminde söz sahibi ve 2007den beri milletvekili. Arada köşe yazarlığı yapmış.
Bir de, sanki memleket toprağından siyasi etik fışkırıyor gibi, bazı yorumcular ısrarla Baykalın özel kalemini milletvekili yapmasını eleştiriyor. Sadece yakın tarihimizde bile Turgut Özal ve Süleyman Demirelin korumaları, Erdoğanın özel kalemi Turhan Çömez, Ecevitin koruma müdürü Recai Birgün, safi lidere yakınlıkları nedeniyle vekil oldular. Bu ülkede onlarca vasıfsız insan çok daha eften püften sebeplerle milletvekili olmuyor mu? 20 yıl sol siyasetin en tepesinde tecrübe sahibi edinmiş birinin seçilerek TBMMye girmesini o kadar da garipsememek lazım.
Baykala yapılan siyasi bir komplo olabilir; ancak bu toplumda, bu coğrafyada evli ve bir çocuk annesi bir kadının en mahrem görüntülerini internete koymak, adeta o kadını recmetmenin modern versiyonudur. Yazıktır; günahtır.
BDP neden halka anlatmakta zorlanacak?
AB Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, Brükselde Türkiye için en önemli isimlerden biri. Fleutre, geçen gün Zaman gazetesinin deneyimli Brüksel muhabiri Selçuk Gültaşlıyla konuşmasında, BDPnin anayasa oylamasındaki tavrını eleştirmiş: BDP, hükümetin anayasa değişiklik paketine destek vermemesini halka anlatmakta zorlanacaktır. Reforma destek vermemenin mantığını kavrayamadım.
Aynı lafı, iki hafta önce Mecliste AK Parti kulislerinde özellikle Doğulu vekillerden bol bol duydum. AK Partililer, BDP tabanının anayasa paketine evet denilmesini istediğini söylüyor, Bunu açıklayamazlar seçim bölgelerinde diyor. Birkaç gün önce benzer bir ifadeyi Başbakan Erdoğan da kullandı.
Ben bu işi hiç anlayabilmiş değilim. Öncelikle BDP tabanı dediğimiz şey, büyük ölçüde İmralıdan gelen hissiyata göre şekilleniyor. Diğer partilerden çok daha disiplinli ve kemikleşmiş bir kitle var.
Ayrıca BDP neden AK Partinin önayak olduğu anayasa paketine destek vermemiş olmayı kendi halkına anlatmakta zorlansın? Pakette Güneydoğu insanının somut taleplerine ait hiçbir şey yok ki. Ne taş atan çocuklara verilen ceza indiriliyor ne de Kürtçe kullanım alanları genişliyor. Gözaltında olan BDPli belediye başkanlarının salıverilmesi mi söz konusu bu pakette? Ya da açılımla ilgili ciddi bir adım mı var?
Paketle parti kapatmak zorlaştırılıyor derseniz o madde zaten düştü.
Sizce HSYKya o değil bu seçsin ya da Anayasa Mahkemesi şu kadar değil bu kadar kişiden oluşsun gibi konular, demokrasi ve PKKnın açılım sürecine dahil edilmesi konusunda bu kadar somut talepleri olan tabanın umurunda mı?