Yazdır

Türk Milleti’nin büyük sınavı

Tarih: 07 Temmuz 2012 - 18:28

Kimya sektörünün duayen ismi, Böbrek Vakfı Başkanı Timur Erk’ten çarpıcı açıklamalar

Bazı insanlar vardır, birkaç işi aynı anda yürütebilir, 10 parmağına 10 marifet sığdırabilir. Asıl işi kimya olanTimur Erk de böyle biri. Cebinde en az 4 kartvizitle dolaşır, yeni tanıştıklarına bunları vererek hep şaşırtır.
Erk halen; Türkiye Kimya Sanayicileri Derneği, TOBBKimya Sanayi Meclisi, Türk Böbrek Vakfı ve Türkiye Sektörel Dernekler Federasyonu (SEDEFED) başkanlıklarını yürütüyor. Ayrıca Türkiye Üçüncü Sektör Vakfı Başkanvekili ve Türkiye Olimpiyat Komitesi üyeliği yanında, Avrupa Kimya Sanayi Konseyi (CEFIC) Yönetim Kurulu Üyeliği ve Uluslararası Böbrek Vakıfları Federasyonu (IFKF) başkanlığını da bunlara ekleyelim. Ve yine geçmişte başkanlıklarını yaptığı Türkiye Korunmaya Muhtaç Çocuklar Vakfı ve Türk Kalp Vakfı da hatırlatalım...
Sağlıklı toplum özlemi
1970'li yıllarda Almanya'da öğrenim görüp Kimya Yüksek Mühendisi olarak döndüğünde amacı, kurduğu MELTAŞ şirketiyle yola devam etmekti. Melamin üretiminde ön alırken, bu iş çok uzun gitmedi. O, kimya sektörüne sanayici kimliğiyle bir sivil toplumcu olarak hizmet etmeyi seçti. Sağlıklı toplum oluşturmayı en önemli görevi saydı.
Yüzde 70 hoşnutluk var
* Timur Bey, hemen hemen bütün ülkelerde sağlık sektörü sancılı. Türkiye'de bu alanda önemli bir reform yapıldı. Sizce bu reform, sürdürülebilir olacak mı?
* 5 yıldır sürdürülebiliyor. Sağlık hizmetlerine ulaşmak kolaylaştığı için, sektöre, özel kuruluşlar da dahil ayrılan bütçe artıyor. Bugün bu rakam 43 milyar lira. Ülke bütçesine bakıldığında bu oran yüzde 6.2'ye denk geliyor. Bunun sürdürülebilirliğini sağlamak için katkı paylarında artış söz konusu olabilir. Veya genel bütçeden sübvansiyon artacaktır. Bu siyasi otoritenin kararıdır ve sürdürülebilir olması da gereklidir. Çünkü, genelde bir anket yapıldığında yürüyen sağlık sisteminden kamuoyunda yüzde 70'lik oranında bir hoşnutluk vardır.
* Gelişmiş ülkeler ligine çıktık diyebiliyor muyuz?
* Çıtayı oldukça yükselttik. Esasında Türkiye, 10 bin 500 dolarlık fert başına düşen milli gelirle, gelişmekte olan bir ülkedir. Oysa sağlıkta gelişmiş ülkeler düzeyine gelmek üzereyiz. Hatta, kişi başı gelirimiz 20 bin dolara çıkmış gibi bir sağlık sistemimiz var.
Yaşlılığın maliyeti yüksek
* O zaman insanlarımızda gelişmiş ülkelerin hastalıkları mı görülüyor?
* Gelişmiş ülke hastalıkları içinde, tuz tüketiminin artışıyla ilintili olarak hipertansiyon da var ama asıl sorun diyabet, "Tip 2 diyabet." Mesela, obezite hem gelişmiş ülkelerde hem fakir ülkelerde var. Bunu şurada anlıyoruz: Glisemik endeksi yüksek mısır nişastasından elde edilmiş gıda maddeleri çok daha ucuz. Yine unutmayalım paketlenmiş gıdalarda daha fazla un ve şeker var. Dolayısıyla gelişmiş-fakir ülke farklı diyemiyoruz, hepsi obezitenin içine giriyor. En önemli nokta, 3 - 5 senede bir yüzde 20 diyabetin artıyor olması. Böyle olunca obezite artıyor.
* İnsanlarımızın ömürleri uzadı diye seviniyoruz. Uzun ömrün faturası da yüksek mi oluyor?
* Gerçekten hayatlar uzamaya, yaşam beklentisi de uzamaya başladı ve geriatri yani yaşlılık hastalıkları artmaya başladı. Bunların içinde alzeihmer de demans da var. Yaşlılıkla ilgili hastalıklar, bundan sonra sağlık ekonomisine çok daha fazla intikal edecek.
Tuzla gelen tasarruf
* Gelelim, 1 Temmuz'da yürürlüğe giren ekmekteki tuz indirimine. Bu yenilik, sağlıkta maliyeti ne ölçüde indirebilir?
* 1 Ocaktan bu yana 1 Temmuz'daki indirimle birlikte ekmekteki tuz oranı yüzde 1.5'a indirildi. Bunun yüzde 2'den 1.5'a gelmesi toplamda yüzde 25 bir azalma getiriyor. Daha da indirilebilirdi ama Türk Böbrek Vakfı'nın yaptığı hesaplara göre bu indirim ülkenin tümüne teşmil edildiğinde kısa vadede 1,5-2 milyar, uzun vadede 6-7 milyar liralık bir tasarrufa denk geliyor.
* Büyük tasarruf bu... Nasıl olacak?
* Çünkü tuzun fazlası hipertansiyonu tetikliyor, böbrekleri etkiliyor, sonuçta diyaliz makinesine kadar hastalık gidebiliyor. Hipertansiyonun etkisi bununla da sınırlı değil, inme de inebiliyor. Kalp krizi ortaya çıkabiliyor. Böbrek hastalıklarıyla ilgili tedaviler çok pahalı olduğu için tuzun düşürülmesiyle tedavi masrafları çok azalır. Bu da Türkiye için önemli bir ekonomik katkıdır.
Paketlerin üzerinde kırmızı işaret olacak
* Tuz indirimi, başka gıda çeşitlerinde de uygulanabilir mi?
* Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı, ekmeğin ardından gıda kodeksinde yeni düzenlemeyle bütün işlenmiş gıdalardaki tuz tüketimini de kontrol altına alacak. Paketlerin üstünde bir 'kırmızı' işaret olacak. Bu işaretin üstünde de "Bu paket, şu kadar tuz/ sodyum içermektedir" denilecek. Biz de bakanlıkla çalışıyoruz. Paketlerde ayrıca az tuzluda 'sarı', çok az tuzluda ise 'yeşil' işaret kullanılacak. Mesela, 150 gramlık hazır çorbada 5 gramlık tuz olduğunu biliyor muydunuz?
* Bu tehlikeli mi demek?
* Bir pakette 5 gram tuz olması oldukça yüksek. Ekmekten sonra sıra paketli gıdalara geldi. Satın alırken herhalde 'kırmızı' olanı değil, tabii ki tuzu çok az olan 'yeşil'i tercih edeceğiz.
'Anne, bu dondurmanın şekeri nereden geliyor?'
* Timur Bey, aynı zamanda SEDEFED Başkanlığı'nı da yürütüyorsunuz. Gıda sektöründeki firmalar, sürekli aşırı şekerli ve tuzlu gıda reklamları veriyorlar. Onları bu konuda neden uyarmıyorsunuz?
* En önemli şey, insanları bilinçlendirmek. Sigara kullanımında yasaklama ve mücadelelerimiz sonucu tüketimde yüzde 20 bir azalma gerçekleşti. Çocuklar 'Baba odamda sigara içme' demeye başladı. Şimdi onları beslenme konusunda da bilinçlendireceğiz. Mesela, yediği dondurmanın içinde mısır şurubundan elde edilmiş glisemik endeksi yüksek şekerli ürün olduğunu sık sık söylersek, o zaman annesine 'Bu dondurmanın şekeri nereden geliyor?" diye sormaya başlayacak. Ambalaja da şekerin menşei yazılmaya başladıktan sonra da durum düzelecek.
Bu kadar açık söyleyemem
* Bisküvi ve çikolata firmalarına, 'Kardeşim, tedavi masraflarından tasarruf edeceğiz. Lütfen az şeker ve tuz kullanın' diyebilecek misiniz?
* Yok, onu bu kadar açık söyleyemem. Kimseyi zorlayamazsınız. Hem reklam alan hem reklam verenler karşı çıkar. İnsanları bilinçlendirebilirsek bir yere varabiliriz.
Böbrek hastası sayısı 10 milyona yükseldi 
* Böbrek Vakfı Başkanı olarak insanlarımızın böbrek hastalık profilini verebilir misiniz?
* Türkiye'de toplam 5 evrede bulunan böbrek hasta sayısı 10 milyona ulaştı. 5'inci evredeki son dönem kronik böbrek yetmezliği hasta (diyaliz) sayısı ise 31 Aralık 2011 itibariyle 57 bin olarak tesbit edildi.
* Ülkemizde hemodiyaliz cihazı üretilebiliyor mu?
* Hayır üretilemiyor, ithal ediliyor. 2011 sonu itibariyle özel merkezlerde 9 bin700, Sağlık Bakanlığı ve üniversitelerde 5 bin 800 olmak üzere 15 bin 500 hemodiyaliz cihazı bulunuyor. Bu cihazların ortalama kullanım ömrünün 7 yıl. Yani her yıl 2 bin 300 cihazın yenilemesi lazım. Bu cihazların ortalama fiyatının 9 bin euro olduğunu düşünürsek, yılda 20,7 milyon euroluk ithalat var.
Mafya yok aracı var
* Timur Bey, sürekli 'böbrek mafyası'ndan söz edilir. Böyle çeteler var mı?
* Böbrek mafyası yok yerine 'arz az talep çok fazla' olduğu için işin ticaretini yapan veya yapmaya çalışan aracılar var diyelim. Eğer yaklaşık 20 bin kişi kadavradan böbrek nakli bekliyor ve buna karşın senede ancak 550 kadavradan böbrek nakli olabiliyorsa bu işin her zaman aracısı olacaktır. Dünyada da benzer durumlar mevcuttur. Yani, arz ve talep dengesizliği her yerde bulunuyor. (PERİHAN ÇAKIROĞLU / BUGÜN GAZETESİ)

Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/turk-milletinin-buyuk-sinavi/354789