Asap bozucu o mekanik ses
SABAH saatleri... Henüz afyon patlamamış. Cep telefonum çalıyor, acı acı... Açıyorum. Tekdüze vurgulu gayet mekanik bir ses, başlıyor konuşmaya: “İyi günler efendim, Sayın Ahmet Hakan’la mı görüşüyorum?” Mekanik sesin tınısını bozmaya çalışan kayıtsız bir ses tonuyla cevaplıyorum: “Buyurun, benim”. Mekanik ses araya virgül bile koymadan başlıyor anlatmaya: “Ben falanca bankadan arıyorum. Görüşmemiz kayıt altına alınmaktadır. Öncelikle şunu sormak istiyorum: Hangi isminizle hitap etmemizi istersiniz?” Otomatiğe bağlamış gibi cevap veriyorum: “Fark etmez efendim fark etmez.” Tek düze vurgulu mekanik ses başlıyor anlatmaya: “Süper olanaklarla dolu, saymakla bitmeyen yararları olan en prestijli bilmem ne kartımızı sizin için hazırladık. Hangi adrese gönderelim efendim?” Meseleyi uzatmamaya çalışan bir inilti yükseliyor benden: “İstemiyorum.” Mekanik ses istifini bile bozmuyor: “Neden istemediğinizi öğrenebilir miyim efendim?” Sessizlik. Kavga edecek kadar bile takatim yok. Dudaklarımdan sadece çok saçma bir “bilmiyorum” sözcüğü çıkabiliyor. Ama mekanik ses kararlı: “Arabanız var mı efendim?” Yine sessizlik. Üşengeç ama öfkeye hazır bir ses tonuyla soruyorum: “Bunu neden soruyorsunuz?” Mekanik ses, ikna edecek bir alan yakalamanın hazzıyla müjdeyi patlatıyor: “Süper olanaklarla dolu kartımıza sahip olduğunuzda akaryakıtta süper indirimler sizi bekliyor olacak efendim.” İçimden “Allah sabredenlerle beraberdir” diyor, dışımdan ise “istemiyorum, istemiyorum, istemiyorum” diye inliyor ve telefonu kapatıyorum.
Ahmet Hakan-Hürriyet
Yazdır