Aralık ayında az da olsa yabancı yatırımcının net alım yapması ABD ve Avrupa borsalarının genelde yükseliş eğilimiyle hareket etmesi dolar bazında son haftalarda oldukça düşük kalan İMKB'yi acaba olumlu etkiler mi diye düşünenler yine hayal kırıklığı yaşadılar. Öncelikle İtalya'dan gelen kötü haberin banka hisseleri üzerinde oluşturduğu satış baskısı en az İtalya kadar Türkiye üzerinde etkili oldu. İtalya'da zor günler yaşayan bankacılık sisteminin önemli parçası Unicredit'in bedelli sermaye açıklaması ve beraberinde bu hisselerin hızla gerilemesi Avrupa bankacılık hisselerini etkileyince Türkiye'deki iştiraki başta olmak üzere bankacılık hisselerinin gerilemesine yol açtı. İMKB endeksi, bankacılık hisseleri ağırlıklı hareket ettiği için sahipsiz kalan diğer hisselerde benzer şekilde kayıplar yaşayarak ağustos ayından bu yana en düşük seviyelerine gerilemiş oldular. Yatırımcılar zaten iyice gerilemiş olan fiyatlara rağmen Borsa'nın bir türlü yükselişe geçmediğini görerek bir beklenti olmamasının da etkisiyle çaresizce satış yaptılar ya da uzun vadeli yatırımcı moduna girdiler.
Sürekli vurguladığımız bir şey var, bir yükselişin hele hele uzun soluklu bir yükselişin gerçekleşmesi için bazı şartlar var. Bu şartlardan en önemlisi öncelikle fiyatların iyice gerilemiş olmasıdır. Bu tek başına yeterli mi, hayır. Zira Yunanistan'da Atina Borsası son 4 yıldır düşüyor ve 3.500 puandan 600 puana gerilemiş durumda. Demek ki büyük bir düşüş tek başına bir yükselişin habercisi olmayabilir. Piyasaların bir beklentiye ihtiyacı vardır. Yunanistan'ın mevcut durumu şu an için bir yükseliş için yetmeyebilir. Ancak şartlar en olmadık zamanlarda değişebilir. Güney Kıbrıs'ta zengin doğalgaz yataklarının bulunması gibi. Türkiye için ise şartlar farklı. Türkiye'nin daha büyük hedefleri var. Bu hedefler doğrultusunda ciddi büyümeye ihtiyacı var ama büyümenin sağlıklı olması şartıyla. Türk borsasının derinliği birkaç banka ve telekom şirketleri yanı sıra bu şirketlerin holdingleri ve iştirakleri ile sınırlı aslında. Aktif yatırımcı sayısı maalesef yeterli düzeye çekilemiyor. Zira Borsa'nın uzun vadede genelde kazandırdığını düşünmekle beraber yatırımcı profilinin buna uygun olmadığı, yatırımcıların kısa vadede kazanç elde etmek istediği bir profil söz konusu. Hiç şüphe yok ki bundaki en önemli etken şirket sahiplerinin henüz ortaklık kültürünü anlamamalarından kaynaklanıyor. Söz gelimi uzun süredir Borsa'da olan bir şirketiniz var ve hiç temettü (kâr payı) vermedi. Ya da şirketini iyi yönetemediği için sürekli sizden para talep eden bir şirkete ortak oldunuz. Bunun karşılığında ise ne bir planı var ne de kâr getirecek büyüme sağlayacak projeleri. Bu hissede uzun vadede kim kalır ki? Şöyle açıklayayım: Yabancı yatırımcılar neden bu hisselere ilgi göstermezler, sorusunun cevabı burada yatıyor. Yabancı yatırımcı hesap sorar. Eğer bıyıklı değilse tabii. Sonuç olarak Türk Borsası'nda maalesef yeterli bir borsa kültürü yok ve olmaması için şirket sahipleri de ellerinden geleni yapıyor.
Yerli yatırımcı sabırsız, kabul ama bu yatırımcı profilinin değişmesi için Borsa'nın daha kapsamlı ve piyasa görüşünü temel alan stratejiye ihtiyacı var. 'Bankalar yükseliyor al, bankalar düşüyor sat' mantığı daha nereye kadar sürer?
Sonuç olarak ekonomisi ile paralel gitmeyen bir borsa, egzozu bozuk arabaya benzer. Türk Borsası da aynen böyle gözüküyor. Hafta başında bir gazetede Templeton Fonu yöneticisi ve benim de takdir ettiğim Mark Mobius, 'Borsalarda alım zamanı geldi.' demiş. O gün bizim Borsa'da yüzde 3'e yakın bir yükseliş gerçekleşti. Bu defa Mobius'a katılmadım. Böylesi bir yükseliş için uygun şartlar oluşmadığı kanaatindeyim. Yine de bir bildiği vardır diyebileceğim fon yöneticilerinden olması borsalar için umut verici.
Petrol, altın ve dolar birlikte artıyor
Özellikle gelişmekte olan ekonomiler için en tehlikeli seyir petrol fiyatlarındaki yükselişlerdir. Brent tipi petrol geçen hafta 111 doları aşarken, Batı Teksas tipi petrol bir haftada yüzde 3,4 artarak 101,56 dolara yükseldi. Gerekçe olarak ABD makro ekonomik göstergelerin risk iştahı oluşturması ve AB'nin İran'dan petrol alımlarını kesme görüşmelerini sürdürmesi etkili olurken, Hürmüz Boğazı'ndaki ABD-İran gerilimi de fiyatlar üzerinde yukarı baskılarda etkili oldu. Dikkat ederseniz geçen hafta ABD Doları, Euro karşısında belki de son 13-14 ayın en yüksek değerine çıkarak 1,27 seviyelerine kadar pariteyi geriletti. Petrol ve doların beraber yükselişi çok sık görülmeyen bir durum. Altına dönecek olursak aynı durum burada da söz konusu. Sonbahara girilirken 1,900 dolar/ons seviyelerine yükselen altın, son aylarda dolar karşısında önemli oranda değer kaybederek, 1,550 seviyelerine kadar gerilemişti. Geçen hafta aynı gerekçelerle yükselişe geçen altın 1,620 doları zorluyor. Altın fiyatları bölgedeki gerginliğin bir sıcak çatışmaya dönüşmesi ihtimali ve önümüzdeki hafta Avrupa Merkez Bankası'nın (ECB) faiz indirimi ihtimaline karşı değer kazanıyor. Altının 1,640 dolar seviyesinde önemli bir direnç noktası bulunmakta. Sonuç olarak, 2012 uluslararası piyasalar açısından çok net görüntüler vermeyen ve daha çok Ortadoğu denkleminde 2002 yılından bu yana en gergin ve sıcak çatışma ihtimalinin yüksek olduğu bir süreç bekleniyor. Bölgede adeta bir dünya savaşı tatbikatı yapılıyor olması petrol ve altın üzerinde yukarı baskılar oluştururken, doların yükselmesi de Türkiye gibi enerji açığı olan ülkeler için oldukça kötü bir haber.
Selim Işıklar/Zaman
Yazdır