Ya zombie bankaları ve çok yüksek devlet borcuyla Japonya'nın konumuna düşüp gelecek 10 yılda durgunluğun pençesinde kıvranacak ya da bir an evvel bölgenin sorunlu ekonomilerinin kendi ayakları üzerinde durabilmelerini sağlamak için borçlarını yeniden yapılandıracak ve Euro dışına çıkartıp devalüasyon imkânı tanıyacak.
Japonya durumuna düşmek kimseye fayda sağlamayacağına göre seçim ikincisi olacak. Hâlâ birçok ekonomist bunun olabileceğine inanamıyor. Ama artık inanmaya başlasalar iyi olur. Çünkü bu seçim artık yapılacak. Sadece zamanı belli değil.
Euro'nun parçalanması ve Yunanistan, Portekiz, İtalya ve İspanya gibi sorunlu ülkelerin kendi eski paralarına ya da farklı bir ortak para birimine dönmeleri bir anlamda piyasaların zaferi olacak. Euro otoriteleri uzun süre Yunanistan'ın iflasını inkâr ettiler ama sonunda kendileri % 50'ye varan "gönüllü" iflas mekanizmaları icat ettiler. 'Avrupa Merkez Bankası (ECB) sorunlu ülkelerin tahvillerini alamaz' dediler ama mecbur kalınca aldılar. Destek fonu 'EFSF'yi büyütmeye gerek yok' dediler ama şimdi bunu nasıl yapacaklarını tartışıyorlar. 'ECB resesyonla değil enflasyonla savaşacak' deyip faiz artırdılar ama sonra başkan değişir değişmez fırsat bu fırsat faiz indirdiler. Piyasalar ne istediyse önce inkâr ve reddettiler ama sonra önlerini ilikleyip isteneni yapmak zorunda kaldılar. Şimdi de piyasalar Euro'nun mevcut haliyle devam edemeyeceğini görüyor ve parçalanmasını istiyor. Ve haklılar. Ne kadar çabuk parçalanırsa da bölge için o kadar iyi.
Euro Bölgesi iki yıl önce aynı operasyonu Yunanistan için yapıp bölgenin kalan kısmını kurtarabilirdi. Ama el kangren de olsa kesmek kolay değil elbette. Bir ümitle ilaçla tedavi ederek eli kurtarmaya çalıştılar. Olmadı. Kangren, kola yayıldı. Eli kesmeye cesaret edemeyenler, kolu kesmeye hiç cesaret edemedi. Ve maalesef kangren artık vücuda yayıldı. Tek çaresi artık şiddetli bir operasyon ve kangrenin yayıldığı tüm organların kesilmesi (yani piyasaların kredi açmadığı ülkelerin borçlarının yeniden yapılandırılıp Euro dışına çıkartılması).
Türkiye'ye etkisi olumlu olacak
Avrupa Birliği (AB), Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı. En çok ihracat yaptığımız 20 ülkenin 6'sı Euro Bölgesi'nden. 2011 Eylül sonunda AB içindeki 27 ülkenin toplam ihracatımız içindeki payı % 47 (Grafik 1). Bu açıdan bakıldığında hemen Türkiye ekonomisine olumsuz etkisi olacağı düşünülüyor. Ama ben aynı görüşte değilim. Öncelikle parçalanma piyasalar için son kalenin de fethi anlamına gelip rahatlama sağlarken AB için yeni bir başlangıç olacak. Bölgenin sorunlu ülkeleri borçlarını yeniden yapılandırarak nefes almaya başlayacak ve devalüasyonla da rekabet gücü kazanacaklar. Yeniden Euro'ya dönebilmek için de gerekli reformları başlatıp kalıcı bir büyüme trendine girecekler. Bölgenin alım gücü yeniden artmaya başlarken global ekonomik ve finansal belirsizlik giderek azalacak. Tüm bunlar Türkiye için olumlu senaryolar. Ayrıca halen AB ekonomilerinde durum zaten talep tarafında oldukça kötü. 27 AB ekonomisi toplamda bu yılın ilk üç çeyreğinde ancak ortalama %0,4'lük bir hızda büyüyebildi (Grafik 2). Buna rağmen Türkiye'nin bölgeye ihracatı son 9 ayda %25 arttı. Çünkü bölgedeki kriz ve işsizlik nedeniyle alım güçleri daralan tüketiciler daha ucuz fiyata satılan ama buna rağmen kalitesi iyi olan Türkiye ihracatına talep gösterdiler. Euro parçalansa da kargaşa hemen bitmeyeceği için bu talep bir süre daha devam edecek. Üstelik Euro parçalandığında Almanya liderliğinde Euro'da devam edecek olan ülkelerin alım gücü Euro hızla değer kazanacağı için daha da yükselecek (Almanya diğerlerinin açık ara önünde Türkiye'nin en büyük ihracat pazarı).
Gereksiz endişe kaynağı olan bir başka konu da Türkiye'de cari denge açığının en önemli finansörü konumundaki bankacılık sektörünün Avrupa bankalarının yaşayacağı sorunlar nedeniyle önemli bir kaynaktan mahrum kalma riski. Bankacılık sistemindeki tecrübeme göre bu da korkulduğu kadar büyük risk değil. Çünkü AB bankacılık sisteminde ECB'nin bolca yaptığı fonlama sayesinde aslında yeterince kaynak var. Sadece bankalar birbirlerine güvenmedikleri için fazla likiditelerini ECB'de tutuyorlar. O nedenle bugüne kadar AB'deki krizin en şiddetli anında bile Türk bankaları Avrupa'dan sendikasyon kredisi ve dış ticaret finansmanı bulmakta zorlanmadılar çünkü birbirlerine güvenemeyen Avrupa bankaları çok daha iyi yönetilen ve daha şeffaf olan Türk bankalarını daha risksiz görerek borç vermeye devam ediyorlar (ve bu finansmandan iyi de para kazanıyorlar).
Olumsuz etkisi de olacak
İktisatta çok sık rastlandığı gibi bu gelişmenin Türkiye'ye sadece olumlu etkisi değil olumsuz etkisi de olacak. En başta ise yıllardır Euro'nun boğduğu ve rekabet gücünü kaybeden sorunlu Euro üyelerinin bu güçlerini yeniden kazanarak Türkiye'ye rakip olmaya başlamaları gelecek. Örneğin bugün Yunanistan ve İspanya gibi ülkeler doğal turizm potansiyelleri olmasına karşın Türkiye'ye göre daha kötü bir hizmeti daha pahalıya sunuyorlar. Bu nedenle işçilik ücretlerinin en önemli gideri teşkil ettiği bu hizmet sektöründe son yıllarda Türkiye'ye (ve Asya'ya ve Kuzey Afrika'ya) ciddi bir pazar payı kaybetmiş durumdalar. Pahalı maliyetleri nedeniyle fiyat ucuzlatamıyor ve satışlarını artırıp daha fazla yatırım yapacak, örneğin eskiyen tesislerini yenileyecek, geliri elde etmekte zorlanıyorlar. Devalüasyonla bu tür sorunlarını çözecekler. Üstelik rekabet avantajı kazandıkları anlaşıldığı anda bu yatırımları daha kolay finanse edebilecekler.
Ayrıca Euro'nun parçalanması kısa vadede belirsizliği yükseltip Türkiye'de döviz talebini artırabilecek ve finansal piyasaları biraz daha bozacak. Ama bu etki uzun sürmeyecek. Yukarıda da vurguladığım üzere parçalanma, piyasalar için son kalenin de fethi anlamına gelecek ve hem AB hem de dünya ekonomisi için yeni bir başlangıç olacak. saruhan özel-zaman
Yazdır