Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Almanya'nın, Türkiye'nin 1 numaralı ticari ortağı olduğunu belirterek, ''Almanya ile ticari hacmimiz geçen yıl 30 milyar dolara yaklaştı, bu yılın ilk 8 ayında da 25 milyar doları aşmış durumdayız'' dedi.
Berlin'de Alman Sanayiciler Federasyonu (BDI) ile Türk Sanayici ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) tarafından düzenlenen 1. Türk-Alman CEO Forumu'nda, Türkiye ve Almanya arasında çok güçlü bir dostluk, ekonomik, siyasi, sosyal ve kültürel ilişkilerin olduğunu belirterek, her iki ülkenin birçok uluslararası konuya aynı perspektiften baktığını ve aynı ortak değerleri dünyanın dört bir yanında savunduğunu ifade etti.
Almanya'da yaklaşık 3 milyon Türk'ün yaşadığını ve ülkenin ekonomik, siyasi ve sosyal yaşantısına katkı sağladığını kaydeden Babacan, Türkiye'yi de her yıl 4 milyon Alman vatandaşının ziyaret ettiğine ve Türkiye'de yaşamayı tercih eden Almanların sayısının da hızla artmakta olduğuna işaret etti.
''Almanya ile ticari hacmimiz geçen yıl 30 milyar dolara yaklaştı, bu yılın ilk 8 ayında da 25 milyar doları aşmış durumdayız'' diyen Ali Babacan, Almanya'nın Türkiye'nin en önemli ticaret ortağı olduğunu, Türkiye'de son rakamlara göre 4 bin 688 Alman şirketinin faaliyet gösterdiğini ve 4,6 milyar dolara yaklaşan bir yatırım olduğunu belirtti.
Babacan, ''Dünyanın 5. büyük ekonomisi olan Almanya ile dünyanın 16. büyük ekonomisi olan Türkiye arasında ilişki potansiyelinin çok daha büyük olduğuna inanıyoruz. İki ülke ekonomisi arasında birbirini tamamlayıcı bir nitelik var. Bizim eksiklerimiz Almanya'da, Almanya'nın eksikleri bizde var. Bu eksikliklerin giderilmesinin BDI ve TÜSİAD'ın en önemli amacı olması gerekir diye düşünüyorum'' diye konuştu.
İş dünyasının siyasetçilerin söylemini önemsediğini, siyasetçilerin açıklamalarında bir sıcaklık olduğu zaman, bunun iş dünyasının bakış açısına da hemen yansıdığını, ilişkilerde bir soğukluk, bir gerginlik olduğu zaman da bunun iş dünyası için de bir yavaşlama sebebi olabildiğini ifade eden Babacan, bu nedenle her iki ülke hükümetine ve yerel yönetimlerine de çok iş düştüğünü kaydetti.
Türkiye ve Almanya arasında mali konulardaki görüşlerin de büyük ölçüde uyuştuğunu, Almanya'nın, avro krizinden ancak güven ortamıyla çıkılabileceğini savunmasının da, AK Parti hükümetinin Türkiye'deki çabalarıyla örtüştüğünü belirten Babacan, Almanya ve Türkiye'nin dünyadaki tüm türbülanslara rağmen önemli bir büyüme yakalayan ülkeler olduğunu söyledi.
Türkiye-AB ilişkilerinin önemine de vurgu yapan Babacan, ''Biz Türkiye-AB ilişkilerini bir kazan-kazan ilişkisi olarak görüyoruz. AB'nin kaybettiği ve Türkiye'nin kazandığı bir ilişki şekli değil ya da Avrupa'nın kazandığı, Türkiye'nin kaybettiği bir ilişki de değil'' dedi.
Sadece Türkiye'nin kazançlı çıkması nedeniyle değil, dünyanın güçlü bir AB'ye ihtiyaç duyması sebebiyle de Türkiye'nin AB üyeliğinin şart olduğunu ifade eden Babacan, ''Dünyanın günümüzde her zamankinden daha fazla bir şekilde güçlü bir Avrupa'ya ihtiyacı var'' dedi.
Kuzey Afrika'daki ve Ortadoğu'daki gelişmelerin, Balkanlardaki ve Kafkaslardaki riskler gözönünde bulundurulduğunda enerji ve enerji güvenliği konusunda dünyanın güçlü bir Avrupa'ya ihtiyacı olduğunu vurgulayan Babacan, ''AB'yi AB yapan değerler, demokrasi, temel hak ve özgürlükler, hukukun üstünlüğü, serbest piyasa ekonomisi, tüm bunlar şu anda dünyada daha yüksek bir sesle dile getirilmesi gereken ve uygulanması gereken değerlerdir'' dedi.
Türkiye ilham kaynağı
Başbakan Yardımcısı Babacan, Türkiye'de bir transformasyon sürecinin yaşandığını, bunun siyasi, sosyal ve ekonomik bir transformasyon olduğunu belirterek, çoğunluğu Müslüman bir ülkede demokrasinin iyi işliyor ve gelişiyor olmasının, çok geniş bir bölgeye çok olumlu mesajlar verdiğini söyledi.
Türkiye'nin çevresindeki birçok ülkede genç insanların artık kendisini daha cesur hissettiğini, ''Türkiye bunu başarıyorsa, biz neden başaramıyoruz'' diye kendi ülkelerindeki gelişmeleri sorguladığını ifade eden Babacan, ''Türkiye başka ülkeler için ilham kaynağı olmakta'' şeklinde konuştu.
AB'nin gerçek anlamda çok kültürlü ve çok sesli olması gerektiğini düşündüklerini kaydeden Babacan, ''AB'nin temsil gücünün yüksek olması için Türkiye'nin üyeliğinin elzem olduğunu düşünüyoruz. Ancak Türkiye'yi de içine alan bir AB, gerçek anlamda, evrensel ortak değerlerin yaşadığı ve güçlendirildiği bir AB olacaktır'' dedi.
Türkiye ile AB'nin bu değerleri daha güçlü bir şekilde savunacağını belirten Babacan, Türkiye-AB ilişkileri içinde enerji konusunun çok önemli olduğunu, böyle jeostratejik bir ortamda enerji güvenliği ve enerji yollarının çeşitlendirilmesinin büyük önem arz ettiğini söyledi.
''Avrupa çeşitlilik istiyorsa Türkiye'nin bu konuda çok doğal bir ortak olduğunu bilmeli'' diyen Babacan, enerji faslının AB üyelik müzakerelerinde henüz açılmamış olduğuna da işaret ederek, Türkiye'nin bu konuda 4 yıldan beri hazır olduğunu, AB Komisyonunun tüm teknik değerlendirmelerinin de bunu gösterdiğini, ancak bazı siyasi mülahazalar nedeniyle bu faslın bir türlü açılmadığını ifade etti.
Bunun Türkiye'nin enerji konusundaki tutumunu değiştirmeyeceğini kaydeden Babacan, yine de Türkiye'nin enerji konusunda çok önemli bir ülke olduğunun söylendiğini, ancak sözü edilemeyecek gerekçelerle enerji faslının bir türlü açılmamasının üzücü olduğunu söyledi.
''Biz AB'nin daha uzun vadeli bir bakış açısıyla meselelere bakması gerektiğini düşünüyoruz ve AB'nin gerçekten artık iç mülahazalarla değil, uzun vadeli çıkarlar perspektifinden bu meseleye bakması gerektiğini düşünüyoruz'' diyen Babacan, Türkiye'nin bir çok önemli projeye destek verdiğini, Nabucco'nun temel ortaklarından birisi olduğunu, Türk hükümetinin uzun vadeli ve geniş kapsamlı bir bakış açısıyla bu konulara yaklaştığını belirtti.
Küresel ekonominin gerçekten zor bir dönemden geçtiğini, bu krizlerin yeni deprem merkezinin Avrupa olduğunu ifade eden Babacan, Avrupa'da bir çok ülkede borçların çok yüksek düzeyde olduğunu, bu nedenle Avrupa'daki liderlerin korkmadan kararlar alması, kendi şahsi ya da parti çıkarlarını mümkün olduğu kadar bir kenara bırakıp, ülke ve AB ekonomisi için doğru olan şeyleri yapması gerektiğini kaydetti.
Sorunların çözülmemesi durumunda bunların daha da büyüyerek artacağını belirten Babacan, atılacak adımların bir an önce atılmasının Avrupa için çok önemli olacağını, AB'nin daha güçlü ortak mekanizmalara ihtiyacı olduğunu, ortak bir mali politika yürütmesini de beklediklerini ifade etti.
Türkiye'de mali politikaları hep güven üzerine kurduklarını, tüm aldıkları kararlarda güvenin, politikalarının merkezinde bulunduğunu kaydeden Babacan, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı olarak göreve başladığında enflasyonun yüzde 30 civarında ve bütçe açığının yüzde 12 civarında olmuş olduğunu, Türkiye'nin ekonomisinin bu zor durumdan kurtarılamayacağının düşünülmüş olduğunu, ancak kendilerinin her zaman şeffaf ve öngörülebilir bir politikayla hedeflerine tek tek ulaşarak güven yarattıklarını söyledi.
Güven yaratılmasının önemine vurgu yapan Babacan, devletçi bir ekonomik zihniyeti geride bıraktıklarını, özelleştirme programına ağırlık verdiklerini, bu yıl sonu itibarıyla bütçe açığını yüzde 1,7'ye düşürdüklerini, bunun tüm Avrupa ülkeleri arasındaki en düşük bütçe açıklarından biri olduğunu kaydetti.
Yaşanan türbülanslarda tek bir Türk bankasının sorun yaşamadığını, OECD ülkeleri arasında tek bir bankaya destek vermek zorunda kalmayan tek ülkenin Türkiye olduğunu belirten Babacan, günümüzde Türkiye'de yatırım yapan şirketlerin büyük karlar elde ettiğini, iyi günlerde gerekli zor reformların yapılmasının bankacılık alanındaki başarının temel sırrı olduğuna inandıklarını ifade etti.
Dünyanın birçok ülkesinde 2 önemli sorunun olduğunu, bunun kamu maliyeti ve bankacılık olduğunu ifade eden Babacan, bu her 2 konuda da Türkiye'nin yaptığı reformlarla sağlam bir duruş sergilediğini, 2009 yılındaki küresel daralmadan sonra Türkiye'nin yüzde 9 oranında büyüme kaydettiğini, bu yıl da yüzde 7 buçukluk bir büyümenin öngörüldüğünü söyledi.
İşsizliğin 2009 yılından bu yana yüzde 4 oranında düştüğünü ve Türkiye'de 2009'dan bu yana 3 milyon istihdam yaratıldığını belirten Babacan, Türkiye'de gelecek dönemde işgücü piyasasıyla ilgili reformlar gerçekleştireceklerini, yatırım imkanlarını artıracaklarını, İstanbul'u dünyanın 10. büyük finans piyasası haline getireceklerini ve hukuk reformunu devam ettireceklerini ifade etti.
Eğitime daha fazla önem vereceklerini, şu an Türkiye'deki bütçeden en fazla payın eğitime verildiğini de kaydeden Babacan, ancak bireylerin iyi bir şekilde eğitilerek gelecekte de büyümenin devamının sağlanabileceğinin bilincinde olduklarını söyledi.
Babacan ayrıca, Almanya'da yaşayan Türklerin Alman toplumuna iyi bir şekilde entegre olması gerektiğini savunduklarını, bunun temel araçlarından birisinin dil olduğuna vurgu yaptıklarını belirterek, ancak tüm bilimsel verilere göre insanın başka bir dile iyi bir şekilde hakim olabilmesi için önce ana dilini iyi bilmesi gerektiğini, bu nedenle Almanya'da iyi bir ana dil eğitimi olmasını da istediklerini ifade etti.
Çifte vatandaşlığı da savunan Babacan, herhangi bir vatandaşlığın seçmek zorunda bırakılmasının Almanya'da yaşayan insanlarda ciddi bir kültür ikilemi yaşattığını ve birçok ailede bunun bir travmaya neden olduğunu kaydetti.
Bunun doğru olmadığını Alman hükümetiyle açık açık konuştuklarını, uygulamada da sorunlar olduğunu bildiklerini ifade eden Babacan, bunun gözden geçirilmesi için uygun bir zaman olduğunun özellikle altını çizmek istediğini söyledi.
Babacan, Almanyada yaşayan Türklerin ve Türkiye'ye giden Almanların iki ülke arasındaki kültürel ilişkilerin geliştirilmesi konusunda bulunmaz bir hazine olduğunu ifade eden Babacan, sadece bu insanlardan nasıl daha iyi bir şekilde yararlanılabileceğinin düşünülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.
Temaslarda bulunmak üzere daha sonra Washington'a hareket eden Babacan, yarın yeniden Berlin'e dönerek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Berlin'de gerçekleştireceği programa katılacak.
Yazdır