27 Nisan Muhtırası’ndan bir hafta sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt Dolmabahçe’deki Başbakanlık çalışma ofisinde 135 dakika süren baş başa bir toplantı gerçekleştirdiler. Olayın üstünden dört yıldan fazla geçmesine rağmen bu görüşmenin içeriği asla kamuoyuna açıklanmadı. Hürriyet gazetesinin dört önemli kalemi; Yayın Yönetmeni Enis Berbeoğlu ve yazarlar Ertuğrul Özkök, Sedat Ergin, Ahmet Hakan 4 Mayıs 2007’de yapılan ve sonradan ‘Dolmabahçe Mutabakatı’ olarak anılacak bu buluşmanın şifrelerini çözüyor.
BERBEROĞLU: Ertuğrul Bey, Dolmabahçe deyince aklıma birkaç utanç vakası geliyor. Hatırlar mısınız, o gece beni aradınız. Ben de dedim ki askerlerden ‘çıt’ yok. Palavra çıkacak.
ÖZKÖK: Hatırladım. Herhalde dünya muhtıralar tarihinin ilk teaser’lı muhtırasıydı. Az sonra az sonra, diye bütün gece bekledik.
ERGİN: Niye öyle bir beklenti oluşmuştu?
BERBEROĞLU: Metehan (Demir) yüzünden.
ERGİN: Saat kaçtı, Metehan duyurduğunda?
BERBEROĞLU: Benim çuvallamamdan 15-20 dakika sonra. 22.30 gibi, kayanın büyüklüğü anlaşılmıştı. Bir kaya düşüyor, büyük kaya kimin kafasına gelecek, belli değildi.
ERGİN: Düşüş saatini hatırlayan var mı?
BERBEROĞLU: 23.17...
ÖZKÖK: Evet. İkinci kadeh şarabımdaydım.
ERGİN: Ben de o gece 23.00’te yatmıştım.
ÖZKÖK: O kadar erken?
ERGİN: Çok yorgundum herhalde.
HAKAN: Her gece böyle değil yani.
BERBEROĞLU: Muhtırayı o yemedi ki.
HAKAN: Sedat’ı tanımaya çalışıyorum.
ERGİN: Uyuyordum, telefon çaldı. Tam da böyle başucumda. Açtım, Aydın Bey (Doğan). “Haberin var mı, muhtıra gelmiş” dedi. Bir yayın yönetmeni olarak habersiz olmak ve patrondan bildirime muhatap olmak... Neyse.
BERBEROĞLU: Ahmet sen ne yaşadın o gece?
HAKAN: Evdeydim, televizyondan takip ettim olayı. Canlı yayına geçtiler, herkesle konuşuyorlar. Beni de aradılar.
BERBEROĞLU: Nöbetçi yorumcu olarak.
HAKAN: Ben yorumuma şöyle başladım: Bu bir muhtıradır! Esaslı bir durum olduğuna işaret eden şeyler söyledim.
ÖZKÖK: Açıklanınca mı ‘muhtıra’ dedin?
HAKAN: Tabii tabii. Açıklandıktan sonra bunun bir muhtıra olup olmadığı konusunda bir isim konmamıştı. Bunu söyledikten sonra telefonu kapattım, telefonum çaldı. Arayan, dönemin Başbakanlık sözcüsü Akif Beki’ydi. “Muhtıra dememeliydin. Çok yanlış oldu” dedi. “Peki ne diyeceğiz” dedim. “Bildiri denilebilir. Ne olur, bundan sonraki programlarda muhtıra kelimesini kullanma” dedi bana.
ÖZKÖK: Ben metin gelmeden önce Türk siyaset tarihine bu kadar ağır geçecek bir olay beklemiyordum. Ben gene askerler yaptıkları açıklamalardan bir tanesini daha yapacak, diye bekliyordum.
BERBEROĞLU: Ankara’daki hava da öyleydi. Genelkurmay Karargâhı’nda kapanmış Paşa, kendi başına çalışıyor. Çalışma saatleri hakkında aşağı yukarı bir fikrimiz de var. Bu olay kadar önemlisi, 27 Nisan’dan bir hafta sonra iki siyasi aktörün bir araya geldiği Dolmabahçe, ki biz de onları yazdık.
ERGİN: Dolmabahçe’de karşı karşıya geldiklerinde Başbakan Genelkurmay’ın açıklamasına meydan okuyan bir bildiriyi çoktan yayınlamıştı. “Erken seçim kararını alıp Genelkurmay’ın karşısına çıkıyoruz” dedi.
ÖZKÖK: Bu dosyayı hazırlarken geriye gittim. Birtakım şeyleri yan yana koyduğum zaman, çok ilginç bazı şeyler ortaya çıktı. Bunları tekrar kurgu, senaryo içerisinde bir araya getirdiğimizde çok enteresan bir görüntü belirdi. Ama şu soruyu sormadan da geçemeyeceğim. Bazen, gazeteci olarak yaşadığım bir olayın o an kafamdaki değeriyle, daha sonra ona atfedilen değerler arasında büyük farklar görüyorum. O zaman şöyle düşünüyorum: Acaba tarih dediğimiz şey, olayın kendi önemi kadar, ona atfedilen değerler mi? Bazen hiç ciddiye almadığım olaylar tarih olgusu olarak önüme çıktığında hayretler içerisinde kalıyorum...
HAKAN: Tarih böyle bir şeydir.
ÖZKÖK: Ya tarih böyle ya da bizim zekâmız o tarihi anında kavramaya müsait değil.
HAKAN: En güzel lafı Ömer Çelik etti: “Askeri bildiriyi muhtıraya çevirecek olan da kâğıt parçasına çevirecek olan da o askeri bildiriye muhatap olan iktidarın tutumudur...” Eğer iktidar ona karşı çıkmasaydı, o bir muhtıra olacaktı. Karşı çıkarak kâğıt parçasına çevirdi.
ERGİN: Genelkurmay’ın iç politikanın karasularına giren konularda yaptığı açıklamaların hiçbiri bu ölçüde bir sarsıntı yaratmamıştı. Burada algıdaki farkı getiren, ilk kez bir hükümetin ertesi gün çıkıp “Biz bu açıklamayı kabul etmiyoruz, bu konular hükümetin, sivil otoritenin yetkisi içindedir” diyerek bir anlamda Genelkurmay’a meydan okumasıydı. 27 Nisan Bildirisi’nde “Gerekenleri de yapacağız” gibi bir ifade var. Hükümet bu karşı çıkışı yapınca ve de Genelkurmay’dan o ‘gereken’ adımlar gelmeyince üstünlük sivil otoriteye geçti. Önemli bir eşik atlandı.
ÖZKÖK: Bugüne kadar tüm bilgiler, bunu Yaşar Paşa’nın tek başına yazdığı yolundaydı. Ama ben öyle bir bilgiye ulaştım ki bu ‘tek başına yazdı’ tezi, acaba çok doğru değil mi?
O REKLAMIN HİKÂYESİ
Kasımpaşa’daki Tuz Ambarı’nda, Medina Turgul Reklam Ajansı... Bugün, büyük gün. Türk basınının dört önemli siyaset yazarı buluşacak ve ‘4 Yüz’ logosu altında, Hürriyet Pazar Gazetesi’nde, Türkiye’nin gündemine damgasını vuran olayların yazılmamış, kişisel arşivlerinde ve belleklerinde kalan ayrıntılarını aktaracaklar. Tuz Ambarı’ndaki ilk buluşma, bugün Hürriyet Pazar Gazetesi’nde yayınlanan bu dosyanın reklam çekimi içindi. Enis Berberoğlu beyaz gömleğiyle, Sedat Ergin sporla klasik giyimi kombinleyen ince zevkiyle dikkat çekiyordu. Ta ki taba rengi genç tişörtünün üzerine giydiği uçuk mavi gömleğiyle Ertuğrul Özkök gelinceye kadar. Ahmet Hakan ise her zamanki gibi iddiasız giyimiyle sakin duruyordu. Ve çekim başladı. Masanın ortasında, rengârenk arapsaçı kablolarıyla bir saatli bomba duruyor! Saatin tik taklarıyla zaman hızla akıyor, reklam senaryosu gereği hangi renk telin kesilmesi gerektiğini tartışıyorlar. Bombanın patlamasını kim, nasıl önleyecek? Hepsi değil Yeşilçam, Hollywood aktörlerine taş çıkartan profesyonellikte. Bakış, vurgu, istihzalı gülüş; hele Özkök’ün ikna kabiliyeti dört dörtlük! Her sahne sonrası çekim ekibinden alkışlar, “Bravo” nidaları yükseliyor.

HÜRRİYET PAZAR GAZETESİ’NİN ‘4 YÜZ’ DOSYASI İÇİN NE DEDİLER
ENİS BERBEROĞLU
Fantastik dörtlü gibi
Dört, diyoruz. Dördüncü boyut, malum zamandır. Zaman yolculuğunda ileri geri gidebilecek dört adam seçtiğimizi düşünüyorum birbirimize bakarken. Ne zaman bize ihtiyaç olursa Fantastik Dörtlü ya da F4 Fantom uçağı gibi olaya müdahil olacağız, çözüp çıkacağız.
ERTUĞRUL ÖZKÖK
Tarihin teaser’lı ilk muhtırası
Yakın dönemde Türkiye’de herkesin çok konuştuğu bazı olaylar vardı. Bu olayların bir bölümü kamuoyuna yansıdı, bir bölümü yansımadı. Biraz zaman geçti aradan. Tekrar geriye dönüp, o puzzle’da boş kalan yerleri doldurmaya çalışacağız. Dolmabahçe görüşmesinde ne oldu? Boşlukta kalan şeyler nelerdi? Burada, yakın çağa dört gazetecinin gözüyle yeniden bir bakış yapmış olacağız. Dördümüzün gazetecilik tarzları, olaylara bakışları birbirinden çok farklı. Bunların hepsi bir araya geldiğinde daha bütün bir fotoğraf çıkacak. Bir de eğlenceli olacak.
SEDAT ERGİN
Hürriyet’in özgüveni
Bir gazetenin çok farklı bakış ve disiplinleri temsil eden dört yazarının bir araya gelip böyle bir projede ortak bir şekilde çalışması ilginç bir konsept. Bence bu proje her şeyden önce Hürriyet’in gazete olarak gücünü ve kendisine duyduğu güveni gösteriyor. Bu projede önemli bir sinerji var. 27 Nisan öncesi ve sonrasındaki olayların üzerinden bir kez daha gitmek benim için çok öğretici oldu.
AHMET HAKAN
Dört farklı bakış
Türkiye’nin kadim tartışma konuları var. Biz dördümüz de o konulara bambaşka perspektiflerden, bambaşka bakış açılarından yaklaşan gazetecileriz. O konuları da tartışacağız kendi aramızda. Böylece dört farklı bakışla Türkiye’nin o kadim tartışma konularına kendi yaklaşımlarımızı koyacağız. Tespit ettiğimiz çok konu var ama söylemeyeceğiz, sürpriz olsun.
ERTUĞRUL ÖZKÖK
“Bu tarihi toplantı için geriye sayım işlemi, bundan tam bir hafta önce, Ankara’da bir restoranda başlayacaktı. Yakın tarihin çok önemli bir sayfası, o gece orada bulunan bir gazeteci tarafından yazılmaya başlıyordu”
BİR GENELKURMAY BAŞKANI, BİR BEN BİR DE ALLAH
Beşiktaş’taki Hayrettin Paşa İskelesi’nde o gün her zamanki kalabalık vardı. Dikkati çeken tek şey, polisin iskelenin bir bölümüne çektiği güvenlik çemberiydi. Çemberin ortasında siyah renkli bir çanta vardı ve polis imha ekibinin gelmesini bekliyordu. O sırada genç bir adam yaklaştı ve çantanın babasına ait olduğunu söyledi.
Polis genç adamı dinledi ve;
“Sizi karakola alacağız...” dedi.
Genç adam hayretler içindeydi. Sıradan bir unutkanlık, karakolluk hale gelmişti. Normal bir günde olsa, olay orada kapanacak; büyük ihtimalle raporlara, ‘unutulan çanta’ olarak geçecekti.
Ancak o gün çok özel bir gündü. Tam o saatlerde, 50 metre ilerdeki Başbakanlık ofisinde ‘Türk siyasi tarihine’ bölüm başı olarak geçecek bir toplantı yapılıyordu.
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/dolmabahce-gorusmesinin-sifreleri/325973
Yazdır