Borç krizinde geçen hafta üç gelişme ortaya çıktı. Biri, Yunanistan’ın kurtarılması için temmuz ayında ilan edilen borç takasına gelen tekliflerin, takas için belirlenen dönemsel borcun yüzde 90’lık dilimine erişmediği haberleri idi. Yani takasın başarısız olma olasılığı yükselmişti. İkincisi, Alman Maliye Bakanlığı’nda Yunanistan’ın euro içinde kalarak mı yoksa çıkarak mı iflas etmesinin daha iyi olacağının çalışmaları yürütülüyordu. Üçüncüsü ise Avrupa Merkez Bankası’nın (ECB) batık ülke tahvillerini satın almasına karşı çıkışı ile adından söz ettiren, bankanın karar alıcı yürütme kurulu üyesi olan Alman Merkez Bankacı Jürgen Stark’ın istifası idi.
Bu üç gelişme de birbiriyle bağlantılı idi. Zira cuma günü “Yunanistan hafta sonu iflasını açıklayacak” söylentisinin yayılması, bu gelişmelerin gölgesinde ortaya çıktı. Söylentiler kadar piyasa parametreleri de bu söylentilerin altının boş olmadığını söylüyordu.
Takasa talep az
Temmuz ayındaki ikinci kurtarma kararı ile Yunanistan’ın 2011-2014 yılları arasında vadesi gelen 54 milyar euroluk borcunun vadeye yayılabilmesi için alacaklılara çeşitli seçenekler sunulmuştu. Arzu eden yatırımcılar, takasa katılma taleplerini, bunu organize eden Uluslararası Finans Enstitüsü’ne (IIF) bildireceklerdi. Ancak yatırım şirketlerinin tahminleri, yeterli talebin oluşmadığı yönünde. Bu durum, Yunanistan’ın kurtulması olasılığını azaltıyor. Kurtulması, tabii ki ‘iflasın resmi ilanından’ kurtulması demek!
Yunanistan kurtulamazsa ihraç etmiş olduğu tahvilleri bilançolarında taşıyan ‘çekirdek ülke’ bankaları da büyük zararlar yazacaklar. Çünkü batık tahviller resmi tescil kazanacak.
İşte bu yüzden artık şimdi çekirdek ülkelerde de “Yunanistan’ı nasıl kurtarırız” sorusu değil, “Yunanistan nasıl batarsa daha az zarar olur” sorusunun etüdü yapılıyor. Yani Yunanistan’ın euroyu terk ederek çıkması halinde mi yoksa içinde kalarak mı iflasa giderse iyi olacağının egzersizi yapılıyor. Tabii buna, çekirdek ülkelerin kendi bankalarını nasıl sermayelendirecekleri de dahil ediliyor. Bu çalışmayı yapanlar kim mi? Almanlar! Bloomberg ve Der Spiegel’in haberine göre, Alman Maliye Bakanlığı bu çalışmayı gizlilik içinde yürütüyor. Şimdilik yalanlanmadı da.
Ağır çekimde kriz
Prof. Carmen Reinhart’ın söylediği gibi ‘ağır çekimde bir tren kazasına’ tanık oluyoruz. Yunanistan krizi ikinci yılına giriyor. Bakın Yunan tahvilleri nereye geldi: 6 aylık bonolar yüzde 168, 2 yıllık tahviller yüzde 60’a, 5 yıllık tahviller yüzde 25, 10 yıllık tahviller ise yüzde 21’e geldi. Bu sayıların anlamı şöyle; temmuz sonunda ikinci kurtarma paketi ilan edilmeden önceki hale göre Avrupa’da durum daha kötü. İflas riski fiyatlamalarına (CDS) bakılırsa Yunanistan’a ait mali varlık taşıyanların 100 euroluk alacaklarının 60 eurosu batık; 40 euro alabilecekler.
Yunanistan ‘resmen’ iflasını açıklarsa büyük bir olasılıkla ‘borç silmeyi’ de ilan edecek. Bu da kabaca yüzde 50’den aşağı olmayacak. Yunanistan ‘iflası resmileştirirse’ Avrupa’daki kredi piyasası sert biçimde daralacak. Çünkü ‘sıradakiler’ düşüncesi egemen hale gelecek. ‘Sıradakilere’ kredi vermekte çoğu banka cimri davranacak. İspanya ve İtalya bankaları da dahil birçok AB bankası birbirine kredi limitlerini sert biçimde kesecek.
İşte bu girdabın içinde, ECB’nin tahvil alımlarına en başından itibaren itiraz eden Yürütme Kurulu üyesi Stark da istifa etti. Bu istifa, Avrupa krizinde işlerin para otoritesinin kontrolünden uzaklaştığı, ‘ağır çekimin’ hız kazandığının işaretidir.
UĞUR GÜRSES- radikal
Yazdır