Bir Fransız geleneği oldu. Eğer politik bir hedefiniz varsa dünyanın ekonomik sorunlarına eğilin, çözüm üretin, aracılık yapın ve ‘kurtarıcı’ rolünü kimseye kaptırmayın. Almanların ve İngilizlerin içine kapandığı bir dönemde Sarkozy G-20 dönem başkanı olarak Çin, ABD ve Avrupa arasında mekik dokuyarak Çin’i Batı’nın istediği önlemleri almaya ikna etmeye çalışıyor. Amacı, gelecek yılki başkanlık seçimlerine ‘dünyayı kurtaran adam’ olarak girmek. Aynı rolü eski IMF Başkanı Strauss-Kahn da başarıyla oynuyordu. Onun da hedefi Fransa başkanlığıydı ama özel hayatındaki ‘sorun’ Kahn’ı yarıştan düşürdü. Şimdi aynı ihtirası Fransa Maliye Bakanı Christine Lagarde’da gözlüyoruz. Onun hedefi Fransa değil, IMF başkanlığı. Yarışta pasaport avantajını kullanarak öne geçen Lagarde, lider konumunu pekiştirmek için önündeki Yunanistan malzemesini kullanmaya başladı bile. Batı’nın şu andaki kâbusu Yunanistan’ın “Borçlarımı ödemiyorum” demesi. Böyle bir durum özellikle Alman, İngiliz ve de Fransız bankalarını zorlar, çünkü ödenmeyecek borçları verenler onlar. Lagarde da dün Yunanistan’ın borç yapılandırmasından kaçınmasını ve acilen istikrar tebdirleri uygulamasını istedi. Oysa Yunanistan’ın sorunu istikrar tedbirleriyle çözülecek kadar basit değil. Borç yükünü hafifletmesinin tek yolu borcunu ödememek. Bu da sorunu Yunanistan’ın olmaktan çıkarıp Avrupa’nın sorunu yapar. Lagarde, Yunanistan’a geçen yıl AB’nin IMF ile birlikte hazırladığı orijinal planı hatırlatıyor. Bu planı uygulama karşılığında Yunanistan 110 milyar euroluk bir kredi desteği almıştı. “Biz sözümüzü tuttuk, parayı verdik, sen de sözünü tut, tedbirleri al. Ama sakın borcunu ödememezlik etme” diyor Lagarde. Çin ve Brezilya gibi ‘emerging markets’lar bağırıp çağıradursunlar, bu çıkışları Lagarde’ı IMF başkanlığına daha da yaklaştırır.
Her balon eninde sonunda söner
Çin modelinin geleceği bu günlerde daha fazla tartışılır oldu. İhracata dayalı büyüme modelinin en başarılı örneklerinden biri. Bu sayede yıllardır çok yüksek hızlarda büyüyor, milyonlarca vatandaşına istihdam yaratabiliyor. Modelin sürdürülebilirliği konusunda şüpheler artıyor. “Her balon söner, Çin de istisna olmayacaktır” diyen Richard Duncan adlı bir ekonomist, Çin balonunun sönmesinin bir zaman meselesi olduğunu düşünüyor. Duncan, Blackhorse adlı bir varlık yönetimi şirketinin başekonomisti. İşi gereği Çin’i yakından takip ediyor. Onu kaygılandıran ABD’nin krizde olması. Krizdeki bir Amerika’nın uzun bir süre daha Çin’in ihraç ettiği malları almayı sürdüremeyeceğini düşünüyor. Sadece ABD değil, Avrupa da krizde. ABD, Çin malı kullanmayı durdursa bile Çin’in daha gidecek yeri var. İç tüketimi çok düşük. İhracat kaybını iç tüketim artışı ile telafi etme imkânı var. Nitekim son yıllarda krediler hızla arttı ve tüketimi destekledi. Ama bu defa da başka balonlar doğmaya başladı. Çin’de geri dönmeyen kredilerden kaynaklanabilecek olası bir bankacılık krizinden korkanların sayısı her geçen gün artıyor. Balon ya krizle patlayacak ya da yumuşak bir şekilde havası alınarak söndürülecek. Her iki durumda da Çin’in kaderinde şu anda yüzde 10 dolayında olan büyüme hızının gelecek 10 yılda yüzde 5 civarına gerilemesi yatıyor olabilir. Servet Yıldırım/ Radikal
Yazdır