Japonya adeta kıyametini yaşıyor. Dünya ise korku içinde. Çünkü tsunaminin vurduğu Fukuşima nükler santraline karşı çaresizlik sürüyor. Bu sıcak gündem içinde bile Türkiye Rusya ile nükleer santral anlaşmasını tereddütsüz imzaladı. Tartışmanın hiç bitmeyeceği bu alanda bilim dünyası da ikiye bölünmüş durumda.. İşte yanıtları.
ÖZLEM BAY YILMAZ/EKONOMİST
Prof. Dr. Cengiz Yalçın:
“Rasyonel bir enerji politikasının gereği yapılmalı”
• Enerjisinin yüzde yetmişini dış alım ile sağlayan bir ülkenin kendi kaynaklarına dayalı enerji politikası benimsemesi gerekir. Enerji için ödediğiniz kaynak tüm dış ithalat faturanızın önemli bir kısmını oluşturuyorsa, bir şeyler yapmak zorundasınız. Bu sürdürülebilir ekonomik faaliyet değildir. Nükleer enerji dışa bağımlılığı azaltacak bir seçenektir. Türkiye bu konuda çok geç kalmıştır. Ülkemiz enerji kaynakları açısından zengin değildir, ne petrolümüz var ne doğal gazımız, kalorisi çok düşük linyit ile enerji talebini karşılamak mümkün değildir.
• Deprem nükleer santral yer seçiminde göz önüne alınması gereken bir parametredir. Japonya sismik açıdan dünyanın en gürültülü bölgesidir. Burada küçüklü büyüklü her gün deprem olur. Nükleer bombalardan 200 bin vatandaşını kayıp etmiş bu ülke son 40 sene içinde nükleer santrallerden elde ettiği enerji ile dünyanın üçüncü ekonomisi haline gelmiştir. Onların da bizim gibi ne gazı vardır nede petrollü, sadece rasyonel bir enerji politikaları vardır. Bizde olmayan böyle bir politikadır. Teknik koşullara uyulmak kaydı ile fay hattına yakın bir bölgede nükleer güç reaktörü kurulabilir. Sismik olarak suskun bölgede kuruluş maliyeti daha düşüktür. Son Japonya depreminde reaktörler yer sarsıntısından çok yüksekliği 10 metreyi bulan dev deniz dalgalarından etkilenmiştir. Deprem ciddi bir engel değildir.
• Son Japonya felaketi hiç bir zaman nükleer enerjini sonu geldiği anlamı taşımaz ancak okyanus kıyısında kurulacak yeni nükleer tesislerin tasarımlarında tsunami olayını göz önüne alınması sonucunu doğurur.
• Hayır, Türkiye nükleer santral yapımını sürdürülmelidir. Ancak bu konuda bilgi ve deneyim sahibi olanlar yönetici olarak seçilmelidir. Uzmanlığa önem verilmelidir. Ülkemizde lisanslama işlemini yapabilecek yeterli sayıda uzman yoktur. Esasında enerji bakanlığı lisanslamanın nasıl yapılacağını açıklamalıdır. Türk halkı adına inşa edilmekte olan reaktörün uluslararası normlara göre yapılıp yapılmadığını kim kontrol edecek ve kim denetleyecektir. Bu husus açık değildir.
• Yenilenebilir enerjiler, bu günkü teknik ve ekonomik koşullar altında nükleer enerjini bir alternatifi olamazlar. Ancak özellikle güneş enerjisine önem verilmesi gerekir.2060’lı yıllarda belki termonükleer enerji bir alternatif olabilir.
Prof.Dr. Tolga Yarman
“Nükleer patlama sobada kestane patlamasına benzemez”
• Türkiye’nin enerji açığını kapatması için nükleer enerji şart değil.1970’lerin başlarından bugünlere bakıldığında şu temel varsayım esas alınmıştır: Talep – Talebi karşılamada işlev üstlenebilecek ulusal kaynakların sağlayacağı üretim = Belli bir açık.
Buna bitişik olarak vazedilen varsayım şu olmuştur: Açığı karşılamadaki yegane kaynak = Nükleer enerji. Bu varsayımlar, epeydir hemen tüm eklemleri itibariyle ‘yanlış’ çıktı. Bir defa, enerji talebi bugün kullanmakta olduğumuz enerji hacminin iki katı kadar daha yüksek olarak öngörülmüş. Talebi karşılayacak hidrolik ve kömür kaynaklarımızın elektrik üretiminde üstlenecekleri pay, bugün belirlenenden yaklaşık yarı yarıya daha az olarak değerlendirilmiş. Nükleer enerji bunu kapatabilecek tek kaynak olma hüviyetini tamamen yitirmiş durumda.
• Hayır, tüm riskler giderilemez. Türkiye deprem hatları üzerindedir. Bu nedenle de deprem ciddi bir risktir. Üstelik deprem, nükleer santral inşaatının, maliyetini artırır.
• Japonya'da dünya tarihinde bir ilk olarak dokuz şiddetinde bir deprem ve bunun uzantısında dalga kıranları biçen bir tsunami uzantısında üç nükleer santral tamamen telef oldu. Yalnız söz konusu telefatin ederi yuvarlak 10 milyar dolar. Enkazın ortadan kaldırılması, en az bir o kadar kaynak sarfı gerektirebilecek gibi durmakta. Nükleer afeti küçümseme yolundaki tavırlar, bilimsel yansızlığın ihlali anlamında, nükleer holigan, arabesk tavırlardır. Sanki nükleer patlamalar soba üzerinde unutulmuş at kestanesi patlamalarıdır. Şurasını tahmin etmek abartılı değildir ki, dünya nükleer enerji üretimi, üç Japon nükleer reaktörünün birden, işte göz açıp kapayıncaya kadar geçen bir süre zarfında, telef olmasıyla, benzersiz bir darbe aldı.
• Japonya’daki son olayla birlikte bütün Avrupa, nükleer programını gözden geçirme kararı aldı. Türkiye’de de proje durdurulabilir. İnatlaşmanın manası yok. Türkiye’de nükleer enerji üretimi bugün artık teknik bir zorunluluk olmaktan çıkmıştır. Türkiye’de, nükleer enerji üretiminin teknik bir zorunluluk olduğuna dair iddialar da epeydir hiç bir akademik zemine oturmamakta. Onun için nükleer enerji üretimi, Türkiye’de çoktandır ‘siyasi’ bir tercih konusu.
• Görünür gelecekte nükleer enerjiye alternatif birçok enerji kaynağı var. Rüzgar enerjisi, su enerjisi, kömür enerjisi, giderek hidrojen enerjisi, füzyon enerjisini bunlar arasında sayabiliriz.
SORULAR
Türkiye’nin enerji açığını kapatması için nükleer enerji yatırımı kaçınılmaz mıdır?
• Fay hattıyla yüklü bir ülkede nükleer enerji santralinin yaratacağı riskler tümüyle giderilebilir mi?
• Japonya’daki deprem ve sonuçları, nükleer enerji santralleri çağının sonunu getirdi denebilir mi?
• Yaşanan tartışmalar, yapım aşamasında olan nükleer enerji santrallerini durdurabilir mi, neden?
• Görünür gelecekte nükleer enerjiye alternatif bir enerji kaynağı var mı?
Yazdır