'Gözlerim bağlı sorgulandım'
Tarih: 19 Eylül 2010 - 11:10
Gül, 12 Eylül döneminde kendisine işkence yapılmadığını, ancak gözleri bağlı sorgulandığını anlattı
Gül, 12 Eylül döneminde kendisine işkence yapılmadığını, ancak gözleri bağlı sorgulandığını ve siyasi şubede işkence görenlerin önünden geçtiğini anlattı. Gül, Kardeşim Macit çok daha ağır şartlarda içeride kaldı, işkence gördü dedi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, BM Genel Kurulu Toplantılarına katılmak üzere üç bakanla ABDye giderken, uçakta gazetecilerle sohbet etti. Anayasa referandumu ardından 12 Eylül 1980 darbesinde yaşadıklarını anlatırken, Geçmişin yargılanmasından çok, geleceğe bakmak gerektiğini söyledi.
Darbeden sonra İstanbulda Bayrak Operasyonu kapsamında gözaltına alınan Gül, Metrise götürülmüş, gözleri bağlı sorgulanmış. Gül kendisine işkence yapılmadığını ancak siyasi şubede işkence görenlerin önünden geçtiğini anlattı. Uçakta Cumhurbaşkanı Gül ile yaptığımız söyleşi şöyle:
12 Eylül askeri darbesinde neler yaşadınız?
Kayseride evlendik, bir hafta sonra İstanbula geldik. Darbeden habersiz Sahrayıcedit Camiine Cuma namazına gittim. Baktım, bir anormallik var. İhtilal oldu dediler, Ne ihtilali? Sağ mı sol mu diye sordum. Öğrencilik yıllarından bilinen insanız, bizimle ne ilgisi olabilir, diye düşündüm. Evi yeni tutmuşum, nasıl olsa kimse bilmez diye rahatım. Cumartesi sabahı erken saatte zil çaldı, kapıyı açtım, bir üsteğmen, elinde liste var, Gözaltına alacağız dedi. Hayrünnisa hanıma söyledim, çok şaşırdı. Üsteğmene bir kahve, misafirimiz dedim. Telefon yok, kimseye haber veremiyorum. Dışarı çıkınca Kayseriye telefon açtım, Beni götürüyorlar dedim. Ciple Metrise götürdüler. Bir koşuğa koydular. Tek başınaydım. İşkence görmedim ama gözlerim bağlı sorgulandım.
Metristen 10 gün sonra Gayrettepeye götürdüler. İki gece kaldım. Oradan Adapazarına, Sakarya Üniversitesinde çalışıyor görünüyordum. Milli Türk Talebe Birliğinin önde gelenlerindendim. O yüzden alınmışım.
Nasıl bırakıldınız?
Toplam bir ay içeride kaldım. Bir dosya hazırlandı ama bana yönelttikleri bir suç yoktu. Kardeşim Macit çok daha ağır şartlarda içeride kaldı, işkence gördü.
Bugün neler hissediyorsunuz?
Üzerinden çok zaman geçti. Daha başka acılar yaşandı; 60 var, 71 var, 80 sonrası farklı acılar var yaşanan... Siyasi tarihten herkesin ders alması gerekir. Ancak geriye takılıp kalmamak lazım. Bugün ABD ile tam üyelik müzakerelerine başlamış Türkiyeden bahsediyoruz. Geçen gün Tarabyada bir polis merkezini ziyaret ettim. Tertemiz, her yerde kamera, işkenceye sıfır tolerans.
ABD ve AB İnsan Hakları raporlarında Türkiyede yine ihlallerde artış olduğundan söz ediliyor.
Mükemmel bir haldeyiz demiyorum. Önemli mesafeler almış, eskiyle mukayese edilmeyecek bir Türkiye var bugün. Her fırsatta söylüyorum, reform süreci devam etmeli. İnsan hakları ihlalleri varsa bunları görmezden gelmek doğru değil. Uzun yıllar reddettik. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisinde 10 yıl görev yaptım. Türkiye öylesine eleştirilirdi ki, lehimize oy veren tek bir üye çıkmazdı. Bir seferinde faili meçhuller konuşuluyordu; Türkiyeden gelen 12 milletvekili Türkiyeden hayır verdik. Suçlular bulunsun diye bir madde vardı. Ben olumlu oy kullandım, elimi kaldırdım. Yanımda sosyalist gruptan bir milletvekili inanamadı, çok etkilendi. Şimdi Avrupa Konseyine bir Türk parlamenter başkanlık ediyor. Bu bizim geldiğimiz noktayı gösterir.
Patlama, Kürt sorunu
Cumhurbaşkanı Gül, Hakkaride Geçitli Köyündeki dokuz sivilin ölümüne yol açan mayın patlaması üzerine hayli sert değerlendirmeler yaptı. Gül, geçen yılki Demokratik açılımı Kürt sorununun çözümü yönünde önemli bir fırsat sayarak, büyük bir destek vermişti. 12 Eylül referandumunun hemen ertesinde ve 20 Eylüldeki PKKnın eylemsizlik kararı son bulmadan yaşanan olaya çok sert tepki gösterdi. Gülün değerlendirmesi şöyle:
Hakkarideki olayla ilgili Beşir beyden bilgi aldım. Çok üzücü, şiddetle telin ediyoruz. Siviller öldü, terör örgütünün sicili bu tür olaylarda kabarık. Geçmişte Diyarbakırda iki olay yaşandı. Dershane önünde ve parkta iki bomba patladı. Çocuklar kadınlar öldü. Birinin faili hemen, diğeri üç yıl sonra yakalanabildi. Eğer failler yakalanmasaydı, terör örgütü yine devlet yaptı diyecekti. Failler itiraf etmeseydi, olay devletin sırtına kalacaktı. Hakkari olayında da aynı propagandayı yapıyorlar. Failleri mutlaka bulup, çıkarmak lazım.
Olaydan sonra BDPnin hükümetle yapacağı görüşme iptal edildi. Ahmet Türkün ve BDPlilerin sizden randevu talepleri var.
Henüz bana ulaşan randevu talebi yok. Haber çıkınca sordum, talepte bulunmamışlar. Ben şunu söylüyorum; terörü, terör örgütünü Kürt meselesinden ayırmak lazım. Türkiyede demokratik standartların topyekün yükselmesiyle bu meseleler şikayet konusu olmaktan çıkacak. İster terör, ister Kürt meselesi deyin, bizim en önemli meselemiz Güneydoğuda yaşadıklarımız. Bunların çok ağır maliyetleri oluyor. Sorunu ileriye atmak daha da büyütüyor. Bugünkü çabalar on yıl önce harcansaydı, bu noktada olmazdık. Terörle şunu elde ettik denmesine fırsat vermeden bu sorunu çözebilmeliyiz. Bugün terörün en ufak bir gerekçesi yok Türkiyede. Sokaklara Kürtçe afiş asabiliyorsunuz, Diyarbakırda çağrı merkezi Kürtçe cevap veriyor. Bunlar keşke 10 yıl önce yapılsaydı, bu kadar masum insanın zehirlenmesine fırsat verilmezdi.
Boykot, yine de etkili oldu
BDPye destek verenlerin hepsine terör örgütüne sempati duyan insanlar diyemezsiniz. Aileler, aşiretler farklı nedenlerle oy veriyorlar. Bölgedeki vatandaşlarımızın şunu görmesi lazım; bir sivilizasyon yaparsak, 80lerden bu yana terör olmasaydı, cinayetler olmasaydı, Türkiye Kürt meselesinde demokratik standartlarında daha ileri noktada olmaz mıydı? Kesinlikle sorunlarını çözmüş ve çok daha iyi durumda olurdu. Demokrasinin standardı yükselirdi, AB ilerlemesi daha hızlı olurdu. Terör örgütü kan dökerken siz yapacağınızı yapamazsınız.
Avrupadan gelen Akil Adamlara ne diyorsunuz? Ahtisaari sizinle de görüştü. Sorun uluslararası boyuta mı taşınıyor?
Hayır, orada bir arabuluculuk meselesi olmadığını Ahtisaari kendisi de söyledi. Ben zaten onu kastetmedim. Bir zamanlar Avrupa Konseyinde İnsan Hakları denince bir numaralı konuydu, Türkiyedeki Kürt sorunu.
Hakkarideki mayın patlamasının başka nedenleri olamaz mı? BDP de devleti suçluyor? Sizce soru işaretleri var mı? Bir soruşturma açılacak mı?
Elbette olay soruşturulacak, ancak bunu silahlı kuvvetler olsun, emniyet olsun, istihbarat olsun, güvenlikten sorumlu kurumlarımızı zan altında bırakacak şekilde yaparsak doğru olmaz. Geçmişte bazı yanlışlıklar yapılmış olabilir ancak silahlı kuvvetleri, emniyeti sistematik bir şekilde zan altında bırakmak doğru değil. Haksızlık yapmış oluruz. Hakkarideki soruşturma terör örgütünü gösteriyor. Daha önce oradan geçen askeri araçlar var. Terör örgütü içinde de bağımsız gruplar var.
Devlet kurumları yapmış olamaz mı?
Ben bugünkü Türkiye ortamında bu tür mevzi hataları, bireysel yanlışlıklara ihtimal vermiyorum. Devlet kurumlarının bilgisi dışında dahi buna ihtimal vermiyorum.
Referandumdan önce sizin İmralıya yönelik Devlet görüşmez ama devlet kurumları görüşme yapmış olabilir şeklinde yaklaşımınız oldu. Sorunun çözümünde Öcalan ve Kandil ile görüşülmesini de savunan çevreler var.
Önemli olan terörü gündemden çıkarmak. Ve asla taviz vermeden bunu yapabilmek. Sen devletsin, bu konuda ki metodu uzmanlar bilir. Komutanlar, istihbarat, emniyet, güvenlik mensupları metodu belirler. Bunlar tavsiyelerini yapar. Öyle tartışmalar yapılıyor ki, devletin elini kolunu bağlıyor. Benim önümdeki hedef, terör örgütünün tasfiyesi. Terör örgütüyle asla pazarlık yapılmaz. Devlet pazarlık yapmaz.
BMde Bin Yıl Zirvesi
Cumhurbaşkanı Güle BMde Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu eşlik edecekler. Gül, Bin Yıl Kalkınma Hedefleri Zirvesinin açılışına katılacak, Yoksulluk, Açlık ve Cinsiyet Eşitliği Sorunlarıyla Mücadele başlıklı yuvarlak masa toplantısına Etiyopya Başbakanı ile eşbaşkanlık yapacak. Zirve boyunca ABD Başkanı Obamadan İran Cumhurbaşkanı Ahmedinecada dek pek çok lider ile temasta bulunması bekleniyor.
ÖZERKLİK TALEBİ MASUM DEĞİL
BDPnin demokratik özerklik talebine ne diyorsunuz?
Bunların hepsi çok yanlış. Zihin bulandırıcı. Güven azaltıcı. Ayrıştırıcı düşünce tarzları. Masum değil. Kurgusu var, arka planı var. Hiçbirini doğru bulmuyorum. Ademi merkeziyetçilik, yerel yönetimlerin güçlendirilmesi olabilir. Bunlar ayrı konular. Yerel yönetimler reformu çerçevesinde bakmak gerekir.
Demokratik açılımın sonunda PKKya silah bıraktırmak hedef alınmıyor muydu? Şimdi yeniden çatışmalı döneme mi girilecek?
Türkiye silahlı terörle mücadelede asla taviz vermez. Hiçbir hükümet vermez. Devletin gücü hiçbir terör örgütüne karşı yenilmez.
Derya Sazak-Milliyet
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/gozlerim-bagli-sorgulandim/292880