Yazdır

IMF ile yollar neden (şimdilik) ayrıldı?..

Tarih: 19 Mart 2010 - 23:54

Düşen cari açık, turizm gelirlerinde artış beklentisi, enerji özelleştirmeleri, Hazine ve bankaların borç servisindeki rahatlık gibi etkenler IMF’ye ihtiyacı azaltmış görünüyor. Kaldı ki hükümet, referandum ve seçimler öncesi “IMF kamburu”nu zaten istemiyordu...

HAFTA başında Hazine’nin internet sayfasındaki duyurusu ile IMF Dış İlişkiler Sözcüsü’nün açıklaması kısa aralıklarla kamuoyuna yansıdı. Hazine, saat farkı avantajını da kullanarak biraz daha erken davrandı... Her iki kuruluşun açıklamasında da IMF ile Türkiye’nin stand-by görüşmelerinin kesildiği ifade ediliyordu. Artık IMF ile (şimdilik) görüşme yapılmayacağı açıklanıyordu. Ancak IMF ve Dünya Bankası’nın bahar dönemi toplantılarının ardından, “dördüncü madde” çerçevesinde bir heyetin Türkiye’ye gelerek gözden geçirme ve izleme yapacağı konusuna da açıklık getiriliyordu. Yaklaşık 2 yıldır devam eden bu şarkıların veya spekülasyonların en azından şimdilik sona erdiği karşılıklı beyanlarla ortaya konuluyordu. İşin aslına bakılırsa artık inandırıcılığı da kalmamıştı. Kaldı ki piyasalar bu sonucu zaten fiyatlandırmıştı. Nitekim bu açıklama sonrasında piyasalarda herhangi bir çalkantı veya dalgalanma da ortaya çıkmadı. 2 yıla yakın süredir hükümet çevreleri, bilinçli olarak konuyu sürekli gündemde tutmaya çalıştı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ve zaman zaman da Başbakan Tayyip Erdoğan, IMF görüşmeleriyle ilgili gelişmeler olduğu, olacağı, olabileceği şeklinde açıklamalar yaptı. Konu çok dar çerçevede ele alındığı için işin aslıyla ilgili dışarıya herhangi bir bilgi sızmadı. Nihayet konu açıklığa kavuştu ve artık IMF ile görüşme yapılmayacağı açıklandı. Piyasaların ve iş dünyasının zaten bildiği veya kestirdiği bu konu da gündemden kalkmış oldu. Ancak bu açıklama yapılırken bile özellikle Başbakan Yardımcısı, konunun gündemden kalktığı anlamına gelmediği, şartlar elverirse veya ihtiyaç duyulursa görüşmelere yeniden başlanacağı yönünde açıklama yaptı. Benzer açıklamalar Başbakan’dan da geldi. Peki IMF görüşmeleri niye kesildi? Ya da IMF ile görüşmelerin kesilmesinin arkasında yatan neden neydi? Bundan sonra ne olabilirdi?.. Bu soruların cevabını IMF ve Türkiye açısından ayrı ayrı değerlendirmek gerekiyor. IMF açısından baktığımızda; bu konunun artık onlar için de sıkıntı yarattığı ve hatta IMF üzerinden spekülasyon yapıldığı, olumsuz imaj oluşturduğu söylenebilir. Yani artık IMF’nin bu spekülasyonların içinde olmak istemediği sonucuna varılabilir. Konuya Türkiye açısından baktığımızda ise iki boyutunun olduğunu söyleyebiliriz. Birincisi ekonomik, ikincisi ise siyasi boyutu. Aşağıda sıralayacağımız gerekçeler, her iki açıdan da bu görüşmelerin kesilmesini anlamlı kılıyor... EKONOMİK NEDENLER * Türkiye’nin daralan dış ticaret hacminin yarattığı dış ticaret açığındaki düşüş, cari açığın finansmanını sorun olmaktan çıkarmış durumda. 2008’de 53 milyar dolar olan dış ticaret açığı, 2009’da yüzde 54 daralarak 24.7 milyar dolara geriledi. Bu yılın büyüme ve dış ticaret beklentilerine bakıldığında, dış ticaret açığında çok büyük sıçrama söz konusu değil. Dolayısıyla döviz ihtiyacı akut bir sorun gibi görünmüyor. * Ödemeler dengesi içerisinde büyük bir pay tutan petrol faturasında da bu yıl önemli bir sapma beklenmiyor. Hatta ekonomideki büyüme trendinin zayıflığı nedeniyle enerji talebi artmıyor. Dolayısıyla enerji ve petrol için 2010 yılında ilave bir fatura ortaya çıkmıyor. * Bu yıl beklenen olumlu gelişmelerden biri turizmle ilgili. 2009’u turist sayısında hasarsız ve fakat turizm gelirinde az hasarla geçiren Türkiye’nin 2010 yılı karnesi oldukça iyi gözüküyor. Özellikle Alman ve Rus pazarlarından çok olumlu sinyaller geliyor. Dolayısıyla turizm geliri girdisinde beklenen artış da döviz ihtiyacını kısmen azaltmış oluyor. * Geçen 1-2 yıl boyunca ekonomik konjonktüre bağlı olarak biraz duraksayan özelleştirmeler konusunda da hamleler başlamış durumda. Enerji dağıtım ihalelerinin başlaması ve arkasından özellikle İstanbul’un devreye girmesi ve bu alanda yabancı şirketlerin ilgi duyması, diğer büyük özelleştirmelerin de 2010 yılı içerisinde programlanmış olması konusu da döviz girdisi anlamına geliyor. * Hazine’nin 2010 borç servisini açıklaması ve iki kez dış piyasalarda tahvil satışını test etmesi, bu yıl borçlanmada bir sorun olmayacağını çok açık bir şekilde ortaya koyuyor. Hatta gelişen piyasalar içerisinde Türkiye daha çok cazibe sergilediği için ciddi tutarda kısa vadeli portföy yatırımı bekleniyor. * Türk bankalarının 2010 yılında mevcut sendikasyon kredilerini yenilemesi ve yeni kredi ihtiyaçları için dış piyasalara çıkması ve kolaylıkla kaynak bulması da ödemeler dengesini olumlu etkileyecek bir faktör olarak ortaya çıkıyor. * Dış dünyada hala faizlerin düşük olması ve Türkiye’de de yatırım ortamında nispi iyileşmenin başlaması, özel sektörün dış borç ve yabancı ortak talebini olumlu etkileyebilir... SİYASİ NEDENLER Hükümet ve tüm Türkiye artık siyasete endekslenmiş durumda. Hükümetin, önümüzdeki haziran ayında planlanan anayasa değişikliği referandumu ve zamanından önce yapılması beklenen ve en fazla önümüzdeki 1 yılda gerçekleşecek olan genel seçimlere IMF kamburuyla gitmesi beklenmemeli. Yerel yönetimlere kaynak aktarmayı kısıtlayan, Gelir İdaresi için bağımsız yapı öneren ağır IMF koşulları karşısında hükümetin bu tavrı normal ve beklenen bir gelişme olarak değerlendirilebilir. PROF. DR. NEVZAT SAYGILIOĞLU / [email protected]
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/imf-ile-yollar-neden-simdilik-ayrildi/271316