Halis TOprak'tan yeni açıklama...
Tarih: 25 Ocak 2010 - 00:07
23 Ocak 2010 tarihli Habertürk Gazetesi'nde muhabir Sultan Uçar imzasıyla Toprak Holding'e CEO olarak atanan ancak 2 hafta önce bu görevinden ayrılan Ali Müfit Cengiz'in beyanları karşısında Halis Toprak bir açıklama yaptı. İşte o açıklamanın tam metni...
Sayın Basın Mensubu,
Toprak Grubu hiçbir zaman borç batağında değildi, malvarlığı borcunun kat be kat üzerindedir. Toprak Holding'in 2008 karı 448 milyon TL'dir. Toprak Holding'in itibarını yok olmasına sebeb olan haksız uygulamaları ve yüzlerce taşınmazımız üzerinde haksız olarak haciz ve ipoteklerini kaldırmayan TMSF'dir. TMSF Toprak Grubu'nun 2012 vadeli 107 milyon DolarIık İş Bankası borcunu herşeyden önce yetkisi olmadan ve hiçbir peşin ödeme iskontosu almadan 160 milyon Dolar olarak nakit olarak ödemiştir. TMSF'nin yönetimindeki Toprak Grubu'na ait 21 sanayi tesisinin birçoğu Toprak Grubu'na el konulmasına rağmen binlerce işçi mağdur edilerek faaaliyet göstermemektedir. Ancak Toprak Grubu'na TMSF tarafından atanan yöneticiler son model Audi A-8 araçları ve çok yüksek ücretleriyle çok lüks bir hayat sürmektedirler. Toprak Grubu'na gerekli, gereksiz birçok kişi yeni olarak çok yüksek ücretlerle işe alınmıştır.
TMSF tarafından atanan yöneticilerin Toprak Holding'i nasıl yönettiğiyle ilgili beyanlarıda içeren Halis Toprak'ın açıklamasını aşağıda gönderiyoruz.
Kamuoyuna saygı ile arz olunur.
Toprak Grubu
Tel. 212 275 2105
HALİS TOPRAK'IN AÇIKLAMASI - 23.01.2010
Sayın Ahmet Ertürk devamlı surette Toprak Holding için gerçek dışı ifadeler altında, doğru olmayan beyanlarda bulunmaktadır. Fakat bu yanıltıcı beyanların birer birer gerçek dışı olduğu ortaya çıkmaya başladığında bu sefer de Toprakbankı gündeme getirmeye başlamıştır. Sayın Ertürkün Toprakbanka aitmiş gibi gösterdiği yanlış beyanların ne mesnedi ne de aslı vardır, yine tamamen gerçek dışıdır. Tüm bilançolar, Maliye Bakanlığında mevcuttur, Merkez Bankasında, Bankalar Birliğinde, IMKBde hatta İnternette mevcut ve ulaşılabilmektedir. Sayın Ertürkün bu söylediklerinin aklen ve mantıken ne kadar imkansız olduğu aşikardır. Şöyle ki; Toprakbankın Altı adet iştiraki olup bunlar, Toprak Yatırım Bankası, Toprak Leasing, Toprak Factoring, Toprak Sigorta, Toprak Hayat Sigorta ve Toprak Menkul Değerlerdir. Tüm bu iştiraklerin ve Toprakbankın tek tek durumunu, karını ve bilançosunu açıklayacağım.
Örneğin; Toprak Leasingin bilançoları aşağıdadır:
KASA+NAKİT
ÖZKAYNAK KAR(ZARAR) MENKUL DEĞER
1997 3.240.713 1.846.290 3.802.894
1998 4.508.646 2.238.372 7.734.218
1999 7.795.345 4.862.280 4.424.070
2000 11.984.532 4.335.392 3.857.867
2001 17.235.147 5.355.876 10.262.309
2002 31.002.132 5.900.000 20.114.429 (ilk 3 aylık dönem)
2003 27.421.793 (62.574) 20.036.281
Bilançolardan da açıkça görüleceği üzere; 2002 yılında el konulduktan sonra bu müesseseler çalıştırılmamıştır. Toprak Leasingin 2002 Mart ayına kadar ilk üç aylık karı 5.900 milyon YTL. idi, çünkü bu dönem aralığında yönetim bizimdi. Fakat el konulduktan sonra zarar etmeye başladı ve 2003 yılında da zarar ederek devletin kaybına neden olunmuştur. 30 Aralık 2003 yılında 62.574 TL. zarar etti açıkça görülmektedir. Bu yönetim bir faciaydı, Allah hiçbir müessesenin başına getirmesin. Toprak Leasing konusunu TMSF Başkan Yardımcısı Sayın Şakir Ercan Gül ile görüştüm. Bu görüşmede diğer iştirakleri çok ucuza sattınız ama Toprak Leasingi böyle ucuza satmayınız dedim. Kendisi Toprak Leasingin kasasında parası var ucuza satmayız dedi. Bu konuşma sonrası 3 yıl konuyu hasır altı ederek, satmadılar. Sonra Toprak Leasing 2005 yılında Ülker Grubuna 14.307 milyon USDye yani 19.165.657 TL.ye satıldığını öğrendik, yani üste para vererek hediye ettiler. Açıkça Toprak Leasingin bankada bulunan nakit parasından çok daha az bir fiyata satılmıştır. Hukuk dışılıkta buradadır. Bu fiyata satılmasına IMKB nasıl müsaade ediyor. Milletin hakkını, Devletin hakkını IMKB korumakla mükelleftir. Bildiğimiz üzere IMKBde Devlettir. Dolayısıyla IMKB hemen bunu Yargıya bildirmelidir. Toprak Leasingin Bankada nakit 29.397.628 TL. parası olduğu halde bu fiyatın çok çok altında bir fiyata TMSFnin satmasına IMKB nasıl izin veriyor. Ve Toprak Leasing Ülker Grubuna satılıyor. Yani Ülker Grubu bankadan hem para alıyor, TMSFye veriyor hem Leasing onun oluyor. Tüm bunların yanı sırada 10 milyon USD Ülker Grubuna kalıyor. Halbuki Toprakbank gibi tasfiye edilseydi, TMSFnin ve Devletin 10 milyon USD karı olurdu. Burada Devletin zararına işlemler ve uygulamalar söz konusudur. Sayın Ertürk ve kurulu Devletten maaş almalarına rağmen halen Devletin zararına çalışmalarda bulunmaktadırlar. Böylece bu müesseselere kendi personelini doldurarak israfta bulunuldu. Bu israf şimdi el konulan Toprak Holdingde sürmektedir. Toprak Seniteri Şirketine nitelikleri unvanlarına uymayan kişileri % 35 maaş artışları ile almaktadırlar. Yani israfın ve milli servetin heba olmasının hesabı mutlaka sorulacaktır. 2001 yılı kriz yılı olduğu halde Toprak Leasing 5.355.876 TL., Toprak Factoring 5.765.778 TL. kar etmiştir oysa ki Garanti Bankası 226 milyar TL. zarar etmiş, Türkiye İş Bankası aynı yıl 720.863 milyar TL. zarar etmiştir. Toprak Leasing ve Toprak Factoringin diğer bankalarla mukayesesi ortada ve nettir. Bu iştiraklere el konulurken, diğer zarar eden müesseseler çalışıyor.
Ayrıca Toprak Leasingin 2002 Mart ayına kadar ilk üç aylık karı 5.900 milyon YTL. idi. 2002 de bizim elimizde olsaydı yılbaşına kadar asgari 50 milyon YTL. kazanırdı. Şöyle ki; Leasing 2002 yılının ilk 3 aylık döneminde Garanti Bankasının % 20sini kazanmıştır. Garanti Bankası 2002 yılının ilk üç aylık döneminde 35 milyon YTL. kazanmıştır. Ayrıca bu paralarla Doğu ve Güneydoğuda yatırım yapılır, dünya kadar yetim ve şehit ailesi bu işten istifade ederdi. Ülker Grubu ise takriben 1 yıl sonra % 60 hissesini 120 milyon USD (142 trilyon TL.) karşılığında Kuveytlilere satıyor. Bunu toplumun sağ duyulu vicdanına havale ediyoruz. Durum açıktır. Bizim ümidimiz Allahın kudreti ve Yargının gücüdür, inşallah bu zulmün sonu gelecektir.
Bir örnek daha yazacağım: Toprak Factoringin bilançolarına bakalım;
KASA+NAKİT
ÖZKAYNAK KAR(ZARAR) MENKUL DEĞER
1997 2.879.387 1.469.453 7.883.406
1998 3.748.549 1.278.064 10.631.365
1999 6.079.998 3.374.265 2.442.938
2001 9.143.743 5.765.778 1.542.105
2002 15.917.248 2.100.077 14.679.768
2003 16.093.822 (349.165) 14.411.912
Bilançoda da açıkça görüleceği üzere Toprak Factoring satıldığında özkaynağı 16.093.822 TL.dir. Bankadaki parası ise 14.411.912 TL.dir. Toprak Faktoring'in özkaynağının ve bankadaki parasının varlığına rağmen değerinin çok çok altında 2003 Ekim ayında yüzde 83'ünü 9 milyon 350 bin USDye Altınbaş Grubuna satılmıştır. Sonuç olarak, Toprak Leasingin durumu gibi olmuştur, yani bankadan para alınıyor, TMSFye veriliyor, hem şirket onların oluyor hem artan para yanlarına kar kalıyor. Yine bunu da toplumun sağ duyulu vicdanına havale ediyoruz. Geri kalan Toprakbank ve diğer 4 iştirakinin durumlarını da ilerleyen günlerde açıklamaya devam edeceğiz.
Tüm bu iki örnekteki bilançolarda IMKB sitesinde açıkça görülebilir. Bunlar bizim belgelerimizdir, bu belgelere göre durum açıktır ve yukarıdaki gibidir.
Bu açıklamalarımla beraber Sayın Ertürkün ne kadar yanıltıcı ve gerçekdışı anlatımları olduğunu kamuoyu da görmüş olacaktır. Toprak Seniteri şirketimiz 31 Aralık 2008 tarihinde 394 milyon TL. kar ederek, 54 milyon TL.de amortisman ayırmıştır. Halbuki tüm şirketlerimde olduğu gibi bu şirketimde de haciz vardı ve hacizli durumda iken bile durum ortadadır, 448 milyon TL. kar elde edilmiştir. Şimdi ise bakalım Sayın Ertürk zamanında ne kadar kar edecektir? Çünkü kar edilirse o oranda Devlete vergi ödenir ama kar etmez ise Devlette zarar eder. Kar etmesi ise mümkün değildir, çünkü dünya kadar gereksiz yönetici ve kendilerine fayda sağlayan eleman almaktadırlar. Biz inanıyoruz ki, mutlaka Yargı tüm bu olanlardan dolayı hesap soracaktır. Sayın Ertürk ve Kurulu, Devleti çok zarara uğratarak, Dünyada eşi benzeri ve telafisi bulunmayan bir yola girdiler. Sayın Ertürk ve kurulu 132 milyon USD borcunuz var diyor. Bu tamamen gerçek dışıdır. Bu sözde olan borcun hiçbir dayanağı olmadığı gibi tamamen de yanlıştır. Tam tersi bizden 674 milyon TL. fazla alındı. Neden verdiniz denirse el konulmasından korktuğumuz için vermek mecburiyetinde kaldık. Yine de verdiğimiz halde, tüm şirketlerimize el konuldu.
Türkiye Cumhuriyetinde bizim gibi çok az miktarlarda borçlanan bulunmaz. Şöyle ki; bugün Banka ve Holding TMSFnin elindedir. Holdingte borcumuz Kuveyttürke 500 bin TL., Vakıfbanka 62 milyon USD, Emlak Kredi Bankasına 19 milyon USDdir, toplamda 81,5 milyon USD eder. Sayın Ertürk Televizyonda Maliyeye borcu var diyor, doğrudur 10 milyon USD civarındadır. Sigortaya, doğalgaza borcu var diyor, tüm bu borçların genel toplamı da 150 milyon USDyi geçmez. Tüm bu bilgiler resmi ve kayıtlı defterlerde Sayın Ertürkün elindedir. Toprak Seniteri ve Toprak İnşaat şirketlerinin sahibi olduğu 10 milyon m2 yalnız arsası vardır. Metrekaresi asgari 1000 USDdan dersek, 10 milyar USD eder, ki bu rakama sadece Sayın Ertürk satabilir, bu meblağ nasıl yetmedi ki diğer 21 şirkete de el konuldu. Sayın Ertürk, Bankaya el koyduktan sonra, benim odam ve benim masamda oturdu. Kendisine ilk ziyaretine gittiğim zaman bana şu ifadeyi kullandı ben, senin bu masan da ve sandalyen de oturduğumda azap çekiyorum dedi. Şimdi kendisine sorarım bu ifadeyi kullandı mı? kullanmadı mı? Sayın Ertürk kendini temiz göstermek için bunları söylüyor. Çünkü biliyor ki, Yargı başımızın tacıdır ve oradan gelen bir kararı uygulamak zorundadır. Benimse tek ümidim Allahın kudreti ve Yargının gücüdür.
Toprakbankın aklın ve mantığın almadığı 795 adet gayrimenkulü vardı. Toprakbanka el konulması ise tamamen hukuk dışıdır. Çünkü iştirakleri özkaynağına yazılmamıştır. Dünya tarihinde böyle bir iş olmamıştır. Bu duruma ve söylediklerime Devlet yetkilileri şahit olmuştur, ayrıca resmi bilançolarda da durum teyit edilmiştir. Bu resmi defterleri yanıltarak değiştirmek mümkün değildir. Aziz milletim artık Sayın Ertürkü tanımıştır, söylediklerinin doğru olmadığını ve gerçek dışı olduğunu bilmektedirler. Devletin şahit olduğu bir örnek verirsek; Öncelikle, BDDK Başkan Danışmanı Sayın Teoman Kerman gittim. Sayın Kermana Toprakbankın iştiraklerini rasyoya eklemeyerek yazmışınız, dolayısıyla rasyoyu tutturmayarak el konuldu, Sayın Mehmet Sazcı bana Pamukbankın rasyosunun raporlarını gösterdi. Pamukbank rasyosuna iştirakleri eklenerek yazılmış ve rasyoyu tutturmuşlar dedim. Bana yaptık ama kasıt yok dedi. Daha sonra Toprakbanka el konulduğu da BDDK Başkanı Sayın Tevfik Bilgine gittiğimde Sayın Mehmet Sazcı ve bir hanımefendi vardı. Sayın Bilgin Sayın Halis Toprak diyor ki, Toprakbankın iştirakleri rasyoya sayılmamış fakat Pamukbankın iştirakleri rasyoya sayılmış dedi. İlk önce Sayın Mehmet Sazcı söylemek istemedi, fakat zorlayınca evet doğrudur, fakat ben yapmadım dedi. Bunun üzerine Sayın Bilgin, hanımefendiye döndü Siz Toprak Yatırım Bankasını 10 milyon USDye Mahkeme kararı ile satılamaz olduğu halde neden Sayın Halit Cıngıllıoğluna satıldı dedi. Hanımefendi bu karar bize geç geldi, biz satmıştık dedi. Halbuki Mahkemeden satılamaz kararı satıştan önce çıkmıştı. İşte ülkenin önemli kademelerine böyle kişiler oturmaktadır. Dikkatinizi çekiyorum ki tüm bu konuşmalar şahitlidir ve belgelidir. Yani benim yazdığım örneklerin ya Devletin üst kademeleri şahittir, ya da resmi bilançolar şahittir. Sayın Ertürk gibi milletimizin gözlerine bakarak uydurulmuş değillerdir. Toprakbank Türkiyede özkaynağı en yüksek olan bankaydı. Şimdi basından rica ediyorum, basın bütün gayri kanuni işleri ortaya çıkarmaktadır. Bahsi geçen olaylarda, bu ülkenin en önemli meselelerinin başında gelmektedir. Basın, Sayın Ertürkün gerçek dışı beyanlarını ortaya çıkartmalıdır.
Bankalara el konulduğu dönemde, TMSFye verilen yetkiler o gün için çok şart ve mecburiyeti olmasına karşı, eksikleri olan yetkilerdi. Bu eksiklerin en önemlisi TMSFnin denetlenmesi açısından 3 tane Maliye Bakanı Uzmanının oluşturduğu bir kurul olmalıydı. Bu kurul TMSF tarafından yapılan tüm işlemleri kontrol edip sonra işleme ve uygulamaya almalıydılar. Dünyada böylesine serbest yetki verilen başka bir kuruluş yoktur. Bu yetkiler arşı alayı doldurmuş ve Fatih Sultan Mehmet yetkisine ulaşmıştır, ama en vahimi de bu yetkilerin kontrolsüz olmasıdır. Üzülerek ifade edeyim ki, Anayasa Mahkemesi bunu iptal etmesi gerekirdi. Demokratik ülkelerin hiçbirinde böyle bir şeyin olması söz konusu değildir.
Bakınız; Gayrimenkul satışlarımız büyük insan ve çok dürüst olan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Kadir Topbaşa teslim edilseydi, 18 milyar USD yerine asgari 100 milyar USDye satışlar olurdu. Hal böyleyken durum ortadadır ve bizim gayrimenkullerimizin kaça ve kimlere satıldığı görülmektedir. Bahsi geçen alınamayan 82 milyar USD sanayi yatırımına gitseydi Doğu ve Güneydoğuda bulunan 21 ilimizde fabrika yapılsaydı ve her fabrika 200 milyon USDden mal edilseydi 500 adet fabrika yapılmış olurdu. Bu 21 ilin her birisine 24er adet fabrika kurmak demektir. Bu kurulan sanayilerde asgari 1.000 kişi çalışsaydı toplamda 500.000 işçi olurdu. Yetim ve şehit aileleri ekmeğini çıkarırdı. İşsizlik tüm kötülüklerin başıdır. İşsizlik, açlık getirir, açlık ise facia getirir. Bir sanayi tesisinde çalışan işçi dışarıda 40 kişiye hitap eder. Fırıncısından bakkalına, nakliyecisine kadar 40 ile çarparsan asgari 20,5 milyon insana yakın geçimini temin eder. Tüm bahsi geçen iller Bursa gibi gelişirdi. Bu illerde fert başına milli gelir 10 bin USDye çıkardı. İşte tüm bu anlattıklarıma Sayın Ahmet Ertürk ve kurulu engel oldu. Bunun hesabını yetkililer sormalıdır. Devletin 82 milyar USDsi kayıp olmuştur.
Şunu ifade etmek isterim ki, monopol yapı ile bir yere varmak asla mümkün değildir. Monopolleşme ile ilgili yaşadığım bir diyaloğu aktarmak istiyorum. 1984 yılında Rahmetli Sayın Turgut ÖZAL Başbakan iken lütfedip evime teşrif ettiler. Bu görüşmede, bana aynen yansıtacağım şu ifadeyi kullandılar Bu tekelleri kır, çünkü tekelleşme olan yerde kalkınma olmaz, hareket olmaz, hareket olmayan yerde de bereket olmaz. dedi. Sayın Başbakanın bu ifadesi üzerine bende baş üstüne, elimden gelen tüm imkanları kullanacağım. Yalnız zatialinizden üç ricam var, 20 sene oldu halen İzmit-İstanbul arasındaki otoban bitmedi, bu bitirilebilir mi?, ikincisi Sakarya-Bozüyük arası otoban olmalı, üçüncüsü Bozüyükten Doğalgaz geçebilir mi? Bunlar tamamlanırsa bir fabrika kurabilirim, fakat nereye kurmalıyım dedim. Kendileri bunun üzerine bana şu yanıtı verdiler Bozüyükte çünkü orası yol üstüdür ve yer-duvar seramiği üreten bir tesis kurabilirsin dedi. Gerçek şudur ki; Doğalgaz Bozüyükten geçti ve İzmit-İstanbul arasındaki otoban tamamlandı. Sadece Sakarya-Bozüyük arası otoban olmadı fakat ben aldığım bu destekle sözümü tuttum. Bir fabrika yerine, ilk önce vitrifiye (lavabo, hela taşı, klozeti pisuvar vs.) sonra yer ve duvar karosu, temizlik kağıdı, yazı tab kağıdı (o tarihte sadece SEKA üretiyordu) demirdöküm radyatör, döküm küvet ve cam yünü fabrikalarını kurdum. Sonra bunu diğer fabrikalar takip etti. Bunu laf ile telaffuz ederek söylemek çok kolay ve basittir. Bu tesisler kurulmadan önce Bilecik ve Eskişehirde fert başına milli gelir 700 USDı iken, bugün 10.000 USDı seviyesindedir. Bozüyükün nüfusu tesisler öncesi 7.000 iken, bugün 90.000dir.
Bakınız ülkemizde Tofaş yapıldı, fakat Türkiye İş Bankası, Koç, İtalya Tofaş üçü ortak olarak yapabildiler. Dolayısıyla benim kurduğum bütün fabrikalarım, dev tesislerim Allahın yardımıyla tek başıma ve hiç ortak olmadan kurulmuş fabrikalardır. 1997 yılından bu yana İstanbul-Eskişehir arası tek bir fabrika yapılmadı.
Sonuç olarak, Karadeniz hariç, benim Ülkenin 6 bölgesinde yatırımlarım mevcuttur. Şile'de Maden Tesisi, Sakarya'da 3 Sanayi Tesisi, Bilecik'te Maden Tesisi, Bozüyük'te 5 Sanayi Tesisi, Eskişehir'de 8 Sanayi Tesisi, Milas'ta Maden Tesisi, Antalya'da Turizm Tesisi, Lice'de 3 Sanayi Tesisi, Sarıkamış'ta 5 yıldızlı otel yaptım. Ayrıca Sosyal tesislerin müfredatı ise şudur; Sakarya'da yaşlılar yurdu, Bozüyük'te camii, Eskişehir'de çocuk yurdu, Tarsus-Adana arasında camii ki bu camii günün değeri ile 50 milyon USD'ye mal oldu. Diyarbakır'da camii, Lice'de ise 14 sosyal tesis (ilköğretim okulu, teknik lise, hastane, kültür sitesi, 54 Lojman...vs.) ki bunların arsası benim tarafımdan ve inşaatı da temelden başlayarak hizmete girmiştir. Başkaları gibi arsasını Devletten alarak ve inşaatı bitmek üzereyken tabela üzerine ismini yazdırarak 1 milyon USD'ye satın alınmadı, bizde bunlar hiç olmadı. Ülkeme kurduğum, fayda ve menfaat sağlayan böylesine müesseseleri temenni ederim ki, Allah herkese nasip etsin. Ben Licede 600 yıldır yapılmayan tesisleri kurdum. Aziz kardeşlerimi de Liceye gidip bu tesisleri görmelerini tavsiye ediyorum. Bu keşfin memleketimiz için büyük faydaları olacağına inanıyorum. Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımıza Licede bulunan tesis ve kompleksler Dünyada var mıdır? dediğim de hayır, yok dedi. Sayın Tarım ve Köyişleri Bakanımız hemşehrim olup, baş tacımızdır. Zatialileri vazifesine çok sadıktır, kendisine şükranlarımı sunuyorum.
Yıllarca ülkesine milyarca USD ihracat yapan, milyarca USD vergi veren, binlerce kişiye istihdam sağlayarak kimsesiz, yetim ve şehit ailelerine ekmek sağlayarak yatırım yapan bir insana sahte alacak yüzünden müesseselerine el konuluyor. Buna karşın Devlet teşvik belgesine bağlı ödeneğim olan 1 milyar USDyi vermedi. Başbakanımız Sayın R.Tayyip Erdoğana asgari 20 defa gittim. Kendisine Ülkemizde kimsenin gitmediği yerlere yatırımlar yaptım dedim. Fakat Bu paranın verilmesi benim zamanda değildir dedi. Böylece bu iş bitti ve kapandı. Sayın Başbakanımız ve Bakanlardan hiçbiri Lice açılışımıza lütfedip gelmedi fakat, market açılışlarında kendilerimi görmekteyiz. Halbuki bir hükümet Başkanı, Devleti nasıl alırsa günahı ve sevabıyla kabul eder. Nasıl ki milyarlarca Hazine Bonosu vardı, bunlar faizi ile zamanında ödendi. Ülkeye faydası olan, hayati öneme haiz ihraca dönük bu sanayi tesislerinin teşvik ödeneği yapılmadı. Dünyada bunun eşi ve emsali yoktur. Böylece Sayın Başbakanımız bize 4 sene randevu vermedi. Bu şartlar altında bu ülke sanayi ülkesi olur mu? Eğer Sayın Ertürk olmasaydı, Bingöl, Muş, Ağrı illerimizde Licede bulunan sosyal tesisler ve fabrikaların aynısı kurulu ve çalışıyor durumda olacaktı. Maalesef Sayın Ertürkün burada da bir varlık düşmanı olduğu kanıtlanıyor. Ama ben vazgeçmedim, cesaretimi de kırmadım. Benim müesseselerim Allahın izni ve Yargının gücü ile bana teslim edilirse, Lice, Sarıkamış-Kars gibi Bingöl-Muş-Ağrıda da tesisler kurarak oranın çizgisi tamamlanacaktır. Bugün Muşta fert başına milli gelir 500 USDdir, bu gerçek maalesef insanın içini kanatmaktadır. İnşallah Muş ilimiz bu durumdan kurtulacaktır. Kanaatimce Afrikada bile 500 USD kalmamıştır. Bu çok üzücüdür.
Biz Licedeki Tesislerin devreye girdiği günden el konulduğu güne kadar işçi ücretleri günü gününe hiç gecikmeyerek ödenmekteydi. Bu tesislerde refah, saadet, huzur ve sükun vardı. Fakat maalesef TMSFnin gelişi ile işçi ücretleri ödenmeyerek huzursuzluklar başlamıştır. Üzülerek ifade ederim ki, bu huzursuzluklar Diyarbakıra da sıçramıştır. Tüm müesseselerimizi felç etmişlerdir. Aynı durum Holding içinde geçerlidir. Holdingten çıkarttığı Toprak Holding personelinin haddi hesabı olmadığı gibi tazminatları da ödememektedirler. Çıkarılanların yerine ise dünya kadar gereksiz ve kendilerine fayda sağlayan elemanları getirmektedir. 1997 yılında Toprak Vakıf kuruldu. O tarihten bu tarihe kadar binlerce yetim, şehit çocuğu burslarla okudu ve bu Devlete faydalı birer insan oldular. Şimdi ise bu yetim ve şehit ailelerinin burslarını ödeyemiyoruz. Okuyamayan her burslunun günahı Sayın Ertürkün boynuna olacaktır.
İngilterede bir evim vardı. Dünyada en güzel evler arasında 2nci sırada yer alıyordu. Hiç kimsenin malını almadığım için bu evin de arsasını alarak 11 milyon sterline mal ettim. Sonra evi 100 milyon USDye sattım. Aslını sorarsanız daha yüksek bir meblağa satabilirdim. Fakat TMSF Başkanı Sayın Ahmet Ertürk Toprak Holdinge haciz koyduğu için o tarihte satmak durumunda kaldık. Dolayısıyla bu meblağı Türkiyeye getirerek Toprak Holdinge koyduk. Bugün benim ve ailemin Toprak Holdingten alacağım takriben 100 milyon USD civarındadır. Fakat bu alacağımıza da Sayın Ertürk haciz koymuş olup, alamamaktayız. Yurtiçinden de size şöyle bir örnek vereyim. Sayın Ertürk İstinyede Toprak İnşaat Şirketimize ait evim, Aslanlı Köşk için benden kira talep ederek, almaktadır. Bu da doğru bir uygulama değildir, çünkü henüz Yargı karar vermemiştir. Bu verilen kira tutarlarını ise alacağımdan düşmüyor. Bunların yanı sıra Toprak Yatırım Bankasında bulunan hisselerimi de Holdinge koydum.
Tüm bunların yanı sıra Türkiye Cumhuriyetinin en kıymetli müesseselerinden Toprak Bardak Fabrikası 15 milyon USDye ihaleye atılıyor. Ayrıca Ülkenin en ihtiyaçta ve sıkıntılı bölgelerinden Karsta 76 milyon USDlik kış turizmine yönelik Sarıkamış Otelimiz 12 milyon USDte ihaleye verildi. Bu otel ülkenin medarı iftiharı ve 5 yıldızlı bir tesisidir. Onu da yarı fiyatından bile az bir bedele ihaleye verebiliyorlar. Kars ve Sarıkamış bölgesi insanı o otele bakmaktadır. Allahın izni ile Yargı bizim tek güvencemizdir. Biz eminiz ki doğru ve hak kararı Yargı verecektir.
Sayın Ahmet Ertürk ve kurulu Devletimizin başına büyük sıkıntı getirmiştir. Kendisini kanaatimce eski Maliye Bakanı Sayın Kemal Unakıtan göreve getirdi. Çünkü zamanında aynı şirkette çalışmışlardır. Şimdi görevde bulunan Sayın Maliye Bakanımıza ne kadar müteşekkir etsek yine de azdır.
Ayrıca Başbakan Yardımcısı Sayın Ali Babacana da ne kadar teşekkür etsek azdır. Sayın Bakanımız Ali Babacanın babası benim müşterimdi. Kendisi ile bir sohbetimizde oğlundan söz açıldı ve oğlunun hukuk okuduğunu öğrendim. Ben kendisine oğluna hukuk değil, ekonomi okutun istikrarlı bir iştir, yoksa alış-verişinde zorluk çıkarırım diyerek şart koştum. Babası ikinci geldiğinde ekonomi kısmını okumaya başladığını ifade etti. Böylece Sayın Bakanımızın şimdiki konumunda benim faydam da oldu kanaatindeyim. Bu güzel anıyı doğrusu ben unutmuştum fakat Sayın Bakanımız göreve geldiğinde, babası ile beraber bu anıyı bana özellikle hatırlattılar. Ayrıca Sayın Başbakanımızın çalışkanlığı ve cesareti ile de ne kadar şükranda bulunsak yetersiz kalır. Ancak Sayın Başbakanımızın sanayi Sektörüne ilgisi oldukça azdır. Sayın Başbakanımızın hizmet sektörüne eğilimi İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığından gelmektedir. Hizmet sektörüne göstermiş olduğu bu ilgiden ve büyümeden dolayı Sayın Başbakanımıza minnettarız. Hizmet sektöründeki tüm bu gelişmelerin örneği olmadığı gibi Dünyada da örneği yoktur. Ama ülkenin ilerlemesi ve gelişmesi için sanayi sektörüne önem verilmelidir. Hepimizin bildiği gibi sanayinin temeli üretimdir. Takdir buyurursunuz ki, sanayi istihdamdır, üretimdir, ihracattır, büyümedir aynı zamanda disiplindir, eğitimdir. Ayrıca sanayi huzur, sukün, refah ve saadettir. Boşuna ne mutlu 7 sanayi ülkesinden birine dememişlerdir. İşte bizim Ülkemizde de tüm yetkililerin ve vatandaşların hedefi sanayi olmalıdır. Çünkü sanayi işsizliğin bir numaralı ilacıdır. Bugün ise işsizlik aldı başını yürüdü. Ülke bu ekonomik kriz içinde işsizler diyarı oldu. İki sene daha işsizlik devam etti takdirde, ülkede huzursuzluk had safhaları ulaşır. Bakınız, üretim olmazsa yağdan şekere, iğneden ipliğe hiçbir şey olmaz. Bunu bir örnekle yansıtırsak; Almanya ikinci Dünya harbinden sonra yerle bir oldu ve ülkesi bölündü. Devlet ve müteşebbis el ele vererek yolunu, köprüsünü, konutunu yapmadan önce fabrikalarını devreye aldı üretti, ihraç etti, sağladığı gelirle de yolunu, köprüsünü, konutunu yaptı. Böylece Almanya asgari 5 milyon işçiyi ithal etti. Sonuçta silah gücüyle baş edemediği Rusyadan üretim gücüyle bölünen topraklarını geri aldı. Bugün Dünyanın ikinci büyük ekonomik gücü haline geldi. Bunların tamamını özel sektör yapmıştır. Çinde ise özel sektör yok iken sürünüyordu. Çin özel sektör eliyle ihracatta bu sene Dünya birincisi oldu. Biz ise Sanayide Çinden daha ileri ülke olmamıza karşın şimdi çok geride kaldık. Sanayi ülkeleri refaha kavuşturur. Bakınız, İngiltere savaşta galip gelmesine rağmen sanayiyi ikinci plana attı. Hizmet sektörüne daha çok önem verdi. Netice olarak o da geri kaldı. Eğer Amerika Birleşik Devletleri olmasa daha da sıkıntıya girer. Biz ülke olarak sanayiye hakkı olan önemi veremedik. Bilhassa tesisler kapanıyor ve müteşebbislerin intiharları dillere destan oldu. Zaten ülkemizde müteşebbis yoktur ve olmaması da ayrı bir üzüntüdür. Sanayi riskli bir iştir, onun içinde intihar olur, fakat asla bir inşaatçının intihar ettiği vakii değildir. Allah bu ülkenin sonunu hayır getirsin. Sayın Ahmet Ertürkten bir ricam vardır özel sektöre düşman olmayınız. Paranın nereden geldiği önemlidir, fakat nereye harcandığı daha da önemlidir.
Bakınız ülkemizde bir Sayın Cavit Çağlar vardır. Zatialilerine şükran borçluyuz, çünkü kendisi, nelere mal olan sanayi tesislerini kurmuştur. Sayın Çağlar 40 senelik bir sanayicidir. Yetim ve şehit ailesi besleyen bir müesseseye sahiptir. Fakat Sayın Çağlara büyük haksızlık yapılmış ve TMSF tarafından binlerce dairelik yeri olan Sayın Cavit Çağların malını % 20 kat karşılığı verilmiştir. Sen malını % 50 karşılığı olan yerini nasıl % 20ye veriyorsun. Bunun hesabı mahşeri kübrada nasıl verilir. Buradaki kayıp olan milyarlarca USD nerededir? Sayın Ertürk, Sayın Çağlara tutumundan önce 15 bin kişiyi çalıştırıyordu ve yılda ülkeye 500 milyon USD ihracat yapıyordu. Sanayi de çalışan 1 kişi asgari 40 kişiyi etkiler. Ama ne yazık ki Sayın Ertürk bu tesislerin boğazını tuttu ve perişan etti. Bugün Sayın Çağların Bursayı Bursa yapmaktaki büyük desteğini ve etkisini inkar edemeyiz. Sayın Cavit Çağlar kesinlikle Bursayı çok geliştirmiştir. Dünyada ki ülkelerin herhangi birinde, bugün Sayın Cavit Çağların almış olduğu riskten dolayı, Devlet yalnız kendisine 2,5 milyar USD işçi parası verirdi. İşte Sayın Ertürkün ve kurulunun sıkıntıya soktuğu Sayın Çağlar, eğer olmasaydı Bursanın gelişmesi hiç mümkün olmazdı sonucunu çıkartmak doğaldır. Sayın Çağlar gibi bir müteşebbis bulunur mu? Allah Sayın Ertürke merhamet versin.
Bir gün, TMSF Başkan Yardımcısı Sayın Şakir Ercan Güle gittim. Kendisi Yaşar Holding taksitinin birini ödeyemedi, bu durumda ne yapalım? dedi. Ben de sanayicinin parası olmaz, borcu olur. Yağı sütü nereden bulacağız, insaf edin ve onlara bir müddet zaman tanıyınız dedim. 3 ay sonra ise Yaşar Holding taksitini ödediği gibi borcunun tamamını da ödedi. Yani sonuç olarak eğer o gün ben oraya gitmeseydim, bugün Yaşar Holding bizim durumumuzda olurdu. Yaşar Holding 70 senelik köklü bir müeesese olup, İzmire çok faydası dokunmuş bir kuruluştur. İşte, yapmak ellerinden gelmediği gibi tam tersi yıkmak için birebir olduğu kadar yapanı da yıkarak, Maaz-Allah bitirirler. Bakınız sanayicinin İşçisinden, sigortasına, muhtasar vergisinden, damga resmine, elektriğinden, hammaddesine kadar daima borcu mevcuttur. Sanayicinin dışı başkasını, içi de kendisini yakar. Kim ki düşmanınıza dua edin sanayici olsun diyerek, çünkü ailesinde bile huzur, saadeti olmaz. Para için baskı makinesi olmak gerekir, işte bu yüzdendir ki hiç kimse sanayici olamaz. Maalesef ülke şimdi öyle bir yoldadır ki, tarihi sanayiciler tek tek yok olmaktadır. Örneğin; Eczacıbaşı; bu müessese ülkemizin iftihar ettiği bir kuruluştu. Oysa ki yarım asırdır sahibi olduğu İlaç müessesesini sattı ve inşaat sektörüne girdi. Üzülerek ifade ederim ki, batı ülkelerinde inşaatı satarlar ve sanayiye başlarlar. Maalesef sanayideki bu kaçış sürerse bu kaçışın neticesi facia olur.
Sayın Ertürk ve talimatlarından çıkmayan kurul üyeleri için, bu ülkenin faydasına olan yurtdışı yasağı mutlaka getirilmelidir. Çünkü Sayın Ertürk devamlı yurtdışına gitmektedir ve bunun tetkiki de gerekmektedir.
Aziz milletime saygılar sunarım.
Halis TOPRAK
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/halis-topraktan-yeni-aciklama/267789