Yazdır

80 CFO’nun krizle savaşı

Tarih: 29 Ağustos 2009 - 11:25

Global krizle mücadelede en büyük yük CFO'ların üzerine düştü. Ekonomist Dergisi kapak haberinde 80 CFO ile görüşerek şirketlerini hangi risklerden ve nasıl koruduklarını yazdı. İşte o haber....

80 CFO’nun krizle savaşı ABD’deki suprime mortgage çıkmazının, global finans krizine dönüştüğünün anlaşılmasının üzerinden bir yıl geçti. Dünyadaki likiditenin olmadık ölçülerde daraldığı, herkesin kabuğuna çekildiği, küçükten büyüğe bütün şirketlerin, bankaların ve merkez bankalarının para musluklarını neredeyse sonuna kadar kıstığı bir yıl yaşadık. Kuşkusuz bu krizin en ağır işçileri CFO’lar oldu. Bu nedenle geçen bir yılı ve geleceği belki de en iyi onlar anlatabilir. Bu nedenle Deloitte ile birlikte üçüncüsünü düzenlediğimiz CFO araştırmasını bu konulara odaklı olarak hazırladık. 80 CFO’dan aldığımız yanıtlar, CFO’ların şirketlerini hangi risklerden ve nasıl koruduklarını, nakit akışı ve likiditeyi nasıl yönettiklerini açık bir şekilde ortaya koyuyor. Talip yılmaz/ Behiye Selin Taner/ Ekonomist Dünya çok stresli bir yılı geride bıraktı. Kimilerine göre bu, 1929 Buhranı’ndan bu yana dünyayı en derinden etkileyen ekonomik kriz. Bir yıllık gelişmeler, yakıştırmanın hiç de yersiz olmadığını gösterdi. Dünyanın en büyük ekonomilerinde büyük daralmalar yaşanırken, işsizlik arttı, kapasite kullanım oranları düştü, dünya sularında hareket halinde gemisi tüten gemilerin sayısı azaldı. Bütün bunların sonucunda dünyada ‘gurbete çıkmış para’lar yuvalarına göç etti. Bunun anlamı özellikle gelişmekte olan ülke ekonomileri için büyük bir yıkımdı. Hem ülke ekonomileri hem de şirketler, ciddi bir finansman darboğazına girdi. Bugün krizin etkileri geçmese de geçen bir yıl, en azından hemen herkese krizle yaşamayı öğretti denebilir. Tabii bunu bir de CFO’lara (Chief Financial Officer), yani şirketlerde para trafiğinin başında oturanlara sormalı. Bir yıldır yaşadıkları sıkıntılar, çözüm arayışları, başarısızlıklar, sıkıntıları erteleme çabalarının yarattığı stresi kuşkusuz en iyi onlar biliyor. Bu nedenle yarın neler olabileceğine ilişkin en iyi öngörüler de onlarda. Bu nedenle Ekonomist’in bu yıl üçüncüsünü hazırladığı CFO araştırması, bizce bu yıl çok daha anlamlıydı. Sonuçları açısından da öyle oldu. Türkiye’nin en etkin 250 civarındaki CFO’suna gönderdiğimiz çok kapsamlı sorulara 80 kişiden gelen yanıtlar bunu gösteriyor. Üç yıldır yapılan araştırma Ekonomist dergisi ile Deloitte işbirliği, üç yıldır gerçekleştirdiği araştırmanın ilkinde CFO’ların bilinmeyen dünyalarına ışık tutmuştu. Şirketlerde finans fonksiyonunun değişen ve gelişen yüzüne dikkat çekmiştik. Ortaya çıkan sonuçlar da büyük ilgi görmüştü. Geçen yılki araştırmamızda ise iş dünyası genelinde CFO’nun ve finans departmanının rolünün ne kadar değiştiğini gördük. Bu araştırmada CEO’ların sağ kolu olan CFO’ların son yıllarda bir stratejist gibi çalışarak, şirketlerin rehberleri ve danışmanı konumuna geldikleri sonucu ortaya çıkmıştı. CFO’ların ise daha yaratıcı, çok yönlü, sezgileri güçlü, iş odaklı ve titiz olması gerektiği, bu araştırmada öne çıkan en önemli analizlerden biri oldu. Yine geçen yılki araştırmada CFO’ların kariyer planlamasında CEO, genel müdür gibi beklentilerinin olduğunu da öğrenmiş olduk. Bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirmiş olduğumuz araştırmada ise finansal piyasalarda likidite sorunu ve Lehman Brothers’in batmasıyla patlak veren glabol kriz odak noktamız oldu. CFO’lara kriz beklentilerini, MB’nin faiz indirimlerinin etkisini, şirket satın almalardaki değişim beklentilerini, şirketlerin borçluluk yapılarını, finansman bulmada yaşadıkları zorlukları, kriz stratejilerini ve şirket değerlerini sorduk. Ortaya yine çok ilgi uyandıracak, birçok CFO’ya ve CFO adayına ilham verecek sonuçların çıktığını söyleyebiliriz. Olumlu sinyal var “CFO Araştırması 2009” ile ilgili notlarımıza, bir olumlu bir de temkinli iki not ile başlamakta fayda var. Araştırmaya katılan CFO’lar büyük bir çoğunlukla (yüzde 75.6) üç ay öncesi ile karşılaştırıldığında şirketlerinin finansal durumu ile ilgili beklentilerini daha iyimsere çevirdi. Bu durum sadece CFO’ların yorumlarında değil, halka açık şirketlerin ikinci çeyrek bilançolarında da rakamsal bazda da görülebiliyor. Yine makro göstergelerde de dipten dönüşün sinyallerinin alınmaya başlandığını söyleyebiliriz. Bankaların Merkez Bankası’nın (MB) faiz indirimine bağlı olarak ikinci çeyrek dönemde de yüksek kar açıklamaya devam ettikleri görülüyor. Reel sektörde ise özellikle otomotiv, beyaz eşya gibi sektörlerde ÖTV indiriminin olumlu etkileri bilançolara yansıyor. Son yıllarda yüksek döviz borcu olan reel sektör şirketlerinin kur artışlarından olumsuz etkilendiklerini gördük. İkinci çeyrekte dövizdeki düşüşün de şirketlerin diğer faaliyet gelirlerine olumlu katkısının olduğu görüldü. Düzelme 2010’da Makroekonomide ve şirketlerde dipten dönüş sinyallerine rağmen, ankete katılan CFO’lar şirketlerinin ürün ve hizmetlerine olan talep artışının hızlanmasının hemen gerçekleşmeyeceğini ve beklentilerin şu an için 2010 yılına ve hatta daha büyük ölçüde 2010 yılının ikinci yarısına aktarılmış olduğunu belirtiyor. CFO’ların yüzde 37.5’i şirketlerin ürün ve hizmetlerinde talep artışının, 2010’un ilk yarısında olacağını düşünürken; yüzde 45’i talep artışını 2010 ikinci yarıda bekliyor. Yüzde 2.5’lik bir oran ise karamsar. Bunlar 2011’de bir düzelme bekliyor. Faiz indiriminin etkisi Bildiğimiz gibi, MB yetkilileri diğer ülke yetkililerinin de yapmış olduğu gibi bu krize ciddi faiz indirimleri ile yanıt verdi ve faiz indirimleri hala devam ediyor. Geçen hafta içinde yapılan TCMB Para Politikası Kurulu toplantısında da bu indirim sürecinin devam edeceğinin sinyallerini aldık. MB’nin faiz indirimi, beklentilere paralel 50 baz puan olarak gerçekleşti. Bankanın açıklamasında geçen seferkinden farklı olarak yakın dönem gelişmelerin tüketim talebindeki toparlanmanın gücüne ilişkin belirsizlikleri arttırdığı belirtiliyor. Dolayısıyla MB’nin faiz indirimine devam etmesi bekleniyor. MB’nin faiz indirimlerine rağmen ankete katılan CFO’lar, MB borçlanma faiz oranlarındaki düşüşlerin, şirketlerinin borçlanma maliyetlerine olan etkisinin, umulduğu kadar büyük olmadığını ifade ediyor. Ankete katılan CFO’ların yüzde 43.9’u MB’nin borçlanma faiz oranlarındaki bu düşüşün, şirketin borçlanma maliyetlerini azaltıcı etkisinin olmadığını düşünüyor. Yine yüzde 41.5 oranıyla CFO’lar faiz indirimlerinin biraz etkisinin olduğu kanaatinde. Alyrıca MB borçlanma faiz oranlarındaki bu düşüşün, şirketlerin mevcut banka kredileri üzerindeki etkisinin az veya sınırlı olduğunu düşünen CFO’ların oranı, yüzde 92.5 düzeyinde. Yüzde 7.5 oranındaki CFO ise faiz indirimlerinin, mevcut banka kredileri üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu düşünüyor. Faiz indirimiyle ilgili diğer notlar MB borçlanma faiz oranlarındaki bu düşüşün, şirketlerin yeni borçlanmaları üzerindeki etkisiyle ilgili olarak CFO’ların yüzde 36.6’sı ‘çok az etkili’ derken; yüzde 53.7’lik kısım biraz etkilemeye başladığı kanaatinde. Yüzde 9.8’lik bölüm ise MB borçlanma faiz oranlarındaki düşüşün şirketlerin yeni borçlanmaları üzerindeki etkisinin yüksek olduğunu düşünüyor. MB borçlanma faiz oranlarındaki bu düşüşün, bankaların şirketlere yeni kredi finansmanı veya şirketlerin mevcut kredilerinin yeniden yapılandırılması açısından etkisini sorduğumuzda da yeni borçlanma sorusuna paralel sonuçlar çıkıyor. Yüzde 39’luk kısım ‘az etkili veya etkisiz’ derken, yüzde 53.7’lik kısım biraz etkili olduğu kanaatinde. Yüzde 7.3’lük bölüm ise çok etkili olduğunu söylüyor. MB borçlanma faiz oranlarındaki düşüşün, şirketlerin yeni borçlanmalarda faiz oranını düşürmesi açısından etkisini de yorumlayan CFO’ların yüzde 36.6’sı, etkisinin olmadığını ya da çok az olduğunu savunurken, yüzde 56.1’lik bölüm biraz etkilemeye başladığını düşünüyor. Yüzde 7.3’lük bölüm ise etkisinin yüksek olduğu kanısında. Yani ilk üç sonuca baktığımızda, genel olarak MB’nin faiz indirimlerinin şirketler üzerinde etki yapmaya başladığını söylemek mümkün. Ancak bu etkinin hala yetersiz olduğu görülüyor. Borçlanma maliyetleri yüksek Krizle birlikte likidite sağlamak, uygun finansman bulmak şirketler açısından en önemli konulardan, önceliklerden biri oldu. Bunun için iç ve dış finansman arayışlarının yanında, şirketlerin kendi iç kaynaklarını da kullanmayı tercih ettikleri görülüyor. Özellikle kriz ile birlikte CFO’ların sermaye için kaynak tercihlerini değiştirmeye başladıklarını bu anlamda söyleyebiliriz. Ankete katılan CFO’lar, krizle birlikte şirketlerin borçlanma maliyetinin yüksek olduğunu ve bulmanın güç olduğunu savunarak, sermaye artımını yapmanın daha doğru olduğunu ifade ediyor. CFO’ların yüzde 80’i “sermaye artırımı için doğru bir zaman mı?” sorumuzu, “evet” yanıtını veriyor. Şirketlerin yeni kredi alma maliyetini yüksek bulan CFO’ların oranı, yüzde 73.7 seviyesinde. Bu oranları normal bulan CFO’ların oranı yüzde 18.4 seviyesindeyken biraz hesaplı bulan CFO’ların oranı ise yüzde 7.9 seviyesinde. Zaten CFO’ların yüzde 58.6’sı da yeni kredi bulma olanağının kısmen veya oldukça zor olduğunun da altını çiziyor. Borçluluk oranı düşürülmeli Krizin patlak verdiği ilk günlerde özellikle dikkat çekilen konulardan biri de reel sektörün borçlarıydı. Merkez Bankası Başkanı Durmuş Yılmaz da bu borçlara dikkat çekerek, iyi yönetilmesi gerektiği konusunda uyarılarda bulunmuştu. İşte CFO’lar da bu konuda MB Başkanı’nın görüşünü paylaşıyor ve yüzde 63.4 oranında Türk şirketlerinin aşırı oranda borçlandığı değerlendirmesinde bulunuyorlar. Yüzde 34.1’lik bölüm ise borçluluk seviyesinin uygun noktalarda olduğu kanaatinde. CFO’ların yüzde 41.5’i 12 ay içinde borçluluk seviyesini düşürmek için çalışacak. Yüzde 34.1’lik kesim, borçluluk oranını değiştirmeyecek. Yüzde 24.4’lük kesim ise yüksek maliyet ve borç bulmadaki zorluklara rağmen biraz artırmak durumunda kalabilir. Satın almalar sürecek Türkiye, son yıllarda satın alma ve devir işlemlerinde yerli ve yabancı sermayeli şirketlerin yoğun operasyonuyla karşılaştı. 2005 yılından başlamak üzere 2006, 2007 ve 2008’in son çeyreğine kadar Türkiye için çok büyük operasyonların yaşandığını gördük. Stratejik alımlarının yanında girişim sermayesi şirketlerinin de Türkiye’ye ilgisi arttı. Ancak 2008 yılının son çeyreğinde Lehman Brothers’in batmasıyla patlak veren ve günümüze kadar devam eden ve bir süre daha devam etmesi beklenen son krizde; bu işlemlerde daralma olduğunu söylemek mümkün. Özellikle büyük finansman gerektiren operasyonların çok sert bir şekilde kesildiği gözleniyor. Daha küçük operasyonlar ise devam ediyor. CFO’lar, satın alma ve birleşmelerde, geçen son beş yıldaki büyük ivmenin son krizle bıçak gibi kesilmesine karşın bu alanda önümüzdeki 12 aylık süreçte olumlu yönde bir kıpırdanma olacağını öngörüyor. ÇFO’ların yüzde *****’i bu kanıda Ancak bu konuda hiçbir değişim beklemeyen CFO’ların oranı da azımsanmayacak oranda, yüzde 42.5 seviyesinde. Yine özel sermaye şirketlerinin yani girişim sermayesi fonlarının önümüzdeki 12 aylık süreçte ilgisinin devam edeceğini söyleyenler de yok değil. Önümüzdeki bir yıl içinde özel sermaye şirketlerinin halka açık şirketleri satın alma aktivitesinde bir değişiklik beklemeyenlerin oranı yüzde 47.5’ken biraz artış bekleyenlerin oranı yüzde 42.5 seviyesinde. Olumsuz beklentisi olanların yani düşüş bekleyenlerin oranı ise yüzde 10. Sermaye artırımı cazip Son dönemde MB’nin faiz indirimi sonrasında özel şirket bonolarının kullanılarak finansman ihtiyacının sağlanması konusunda görüşler bildirilmeye başlandı. SPK Başkanı Prof. Dr. Vedat Akgiray da bu konuda gelişmelerin olabileceğini düşünüyor. Sadece Akgiray değil, aracı kurumların da bu konuda görüş bildirdiklerini görüyoruz. Ancak CFO’ların yüzde 7.3’ü bu konunun cazip olduğunu düşünürken, geri kalan bölüm ağırlıklı olarak hala cazip olmadığı düşüncesinde. Yani bir süre daha şirket bonolarıyla borçlanma yöntemi geri plana itilmiş olacak. Şirketler, şirket bonosu yerine cazibesi çok yüksek olmasa bile banka kredisi kullanmaya devam edecek. CFO’lar, borçlanma maliyetlerinde asıl düşüşün 2010’da olacağı kanaatinde. Şirket bonoları ve banka kredileri cazip olmadığı için önümüzdeki dönemde sermaye artırımları ve birincil halka arzların sayısında artışın şaşırtıcı olmaması gerektiği ifade ediliyor. Likidite artırılmalı Bu piyasa şartlarında CFO’ların önemli bir kısmı (yüzde 65) muhafazakar davranmayı yeğliyor ve kriz başlarken aldıkları tedbirleri sürdürme konusunda kararlılar. Bu tedbirlere bakıldığında, her türlü ihtiyari harcamaları azaltmak en başta tercih edilen yöntem. Yeni eleman almamak, yatırımları kısmak veya durdurmak, reklam ve pazarlama maliyetlerini azaltmak, istihdam azaltmak, temettü dağıtmayarak şirket bünyesinde tutmak gibi tedbirler de dikkat çeken diğer uygulamalar arasında yer alıyor. CFO’ların hükümetten en önemli beklentileri ise likiditenin artırılması, faiz oranlarının biraz daha indirilmesi, IMF ile yapıcı anlaşmaya varılarak uluslararası finansman ihtiyacının emniyete alınması, vergilerin indirilmesi ve daha etkili yatırım teşvik programlarının hayata geçirilmesi olarak özetlenebilir. Öte yandan CFO’lar krizle birlikte yaşanan yükselişlere rağmen Türk şirketlerinin piyasa değerlerinin hala gerçek değerinin biraz altında olduğunu savunuyor. Primli bulanların oranı ise sadece yüzde 4.9 seviyesinde. CFO’lar buna karşın önümüzdeki bir yıl daha şirketlerin gerçek değerinin altında fiyatlarda işlem görmeye devam edeceğini ifade ediyor. “CFO’ların kriz değerlendirmesi ve reçetesi” M. SAİT GÖZÜM/Deloitte Türkiye Yönetim Kurulu Üyesi ve Ortak DÜZELME VAR CFO’ların büyük bölümü (yüzde 75.6) 3 ay öncesi ile karşılaştırıldığında, şirketlerinin finansal durumu ile ilgili beklentilerini daha iyimsere çevirdi. Ancak ürün ve hizmetlerde talep artışının hızlanması 2010’a hatta büyük ölçüde 2010’un ikinci yarısına sarkacak. MB FAİZ İNDİRİMİNİN ETKİSİ CFO’lar, Merkez Bankası borçlanma faiz oranlarındaki düşüşlerin, şirketlerinin borçlanma maliyetlerine olan etkisinin umulduğu kadar büyük olmadığını ifade ediyor. SERMAYE ARTIRIM ZAMANI Kriz ile birlikte CFO’ların sermaye için kaynak tercihlerini değiştirmeye başladıklarını görüyoruz. CFO’ların yüzde 80’i, sermaye artırımı yapmak için iyi bir zaman olduğunu belirtiyor. Gerek kredi alma maliyetlerinin, gerekse kredi bulma olanaklarının hala kendilerini zorlayıcı boyutlarda olduğunu ifade ediyor. BORÇLARLA ORANLARI FAZLA CFO’lar kredi maliyetlerinde bazı düzelmelerin gerçekleşmeye başladığını kabul ediyor. Bununla birlikte, Türk şirketlerin bilançolarındaki borçlanma oranlarını aşırı fazla buluyor ve yeni sermaye gereksinimi için ilave borçlanmaya gidilmemesi görüşünde birleşiyorlar. Finansman kaynağı olarak da, sermaye artırımı, banka kredisi veya şirket bonolarına karşı daha cazip opsiyonlar olarak değerlendiriliyor. KRİZ TEDBİRLERİNE DEVAM Piyasada raporlanan olumlu sinyallere rağmen ankete katılan CFO’ların önemli bir kısmı, (yüzde 65) muhafazakar davranmayı yeğliyor ve kriz başlarken aldıkları tedbirleri sürdürme konusunda kararlı olduklarını ifade ediyor. LİKİDİTE ARTIRILMALI CFO’ların hükümetten bekledikleri en önemli unsurların başında likitidenin artırılması, faiz oranlarının biraz daha indirilmesi, IMF ile yapıcı anlaşmaya varılarak uluslararası finansman ihtiyacının emniyete alınması, vergilerin indirilmesi ve daha etkili yatırım teşvik programlarını hayata geçirmesi olarak özetlenebilir. ŞİRKET DEĞERLEMELERİ DÜŞÜK CFO’ların büyük bir çoğunluğu, Türk şirketlerinin pazar değerlerinin bugün ve büyük bir olasılıkla da önümüzdeki 12 ay için gerçek değerlerin altında kalacağına inanıyor. SATIN ALMALARDA KIPIRDANMA OLACAK CFO’lar satın alma ve birleşme alanında geçmiş 5 yıldaki büyük ivmenin, son kriz ile bıçak gibi kesilmesine karşın, satın alma ve birleşme faaliyetlerinde olumlu yönde bir kıpırdanma olacağını öngörüüyor. Geleceğin CFO’larında olması gereken özellikler Finans fonksiyonunda değişim başladı ve hızla devam ediyor. CFO’lar bu değişime sadece adapte olmakla yetinmiyor, dümenin başına geçmiş, bizzat gelişmelere yön veriyor. CFO’lar bu yeni beklentileri karşılayabilmek için, geleneksel finansal yönetim becerilerinden daha fazlasına gereksinim duyuyor. Bu anlamda yönetim uzmanları, geleceğin CFO’larının şu becerilere sahip olması gerektiği üzerinde birleşiyor: 1- Liderlik yeteneğine sahip olmalı. 2- Faaliyet gösterdiği piyasaları, üretim yöntemlerini, tedarikçileri, hizmet teslimatını ve müşterileri çok iyi tanımalı. 3- Maliyet unsurları ve onların hareket tarzlarını çok iyi bilmeli. 4- Genel yönetim becerileri ile her seviyedeki ekip arkadaşlarını etkileme ve yönlendirme yeteneğine sahip olmalı. 5- Mükemmel yazılı ve sözlü iletişim becerilerine sahip olmalı. 6- Güçlü proje yönetimi ve değişim yönetimi becerilerine sahip olmalı. 7- Müzakere becerilerine sahip olmalı. 8- BT’yi anlamalı ve en son yeniliklerle güncel kalmasını sağlamalı. En Etkin CFO Ahmet Ashaboğlu: “Nakit akışı ve likiditenin iyi yönetilmediği durumlar hayati olabilir” ‘Türkiye’nin En Etkin CFO’ları araştırmasında, Koç Holding CFO’su Ahmet Ashaboğlu, üçüncü kez ilk sırada yer aldı. Bu vesile ile ekonomik gündem ve günümüzün finansman yönetimi açısından sunduğu risk ve fırsatlar hakkında Ashaboğlu, Ekonomist’e şu özel açıklamaları yaptı: “Özellikle Eylül 2008'den bu yana tüm dünya piyasalarının olağandışı bir dönem geçirdiğini rahatlıkla söyleyebiliriz. ‘Ev ödevlerini’ zamanında ve doğru yapan şirketler, kriz dönemlerindeki olumsuzlukları asgariye indirebildikleri kadar bu dönemlerle birlikte gelen fırsatları da değerlendirme şansı yakalarlar. Nakit akışı ve likidite yönetimine öncelik verdiğimiz bu dönemde odaklandığımız alanlar içerisinde alacak, borç ve stokların optimum seviyede yönetilerek işletme sermayesinin kontrolü, maliyet kontrolü, yatırımların gözden geçirilmesi, döviz pozisyonu, borç seviyesi, vadeleri ve ödeme planlarının optimize edilmesini sayabiliriz. Geçtiğimiz yıl içerisinde global bankaların bilançolarındaki kaldıraç oranlarını küçültme ve riskli varlıklarda olan pozisyonlarını azaltma çabaları, finansman piyasalarını olumsuz etkiledi. Bu koşullarda son aylarda iyileşmeler başlamakla birlikte 2006-2007 likidite bolluğu seviyelerine tekrar yakın zamanda ulaşılamayacaktır. Dolayısıyla bilançoları ve güvenilirlikleri şüpheli şirketler, finansman sağlamakta zorluk çekmeye devam edeceklerdir. Özellikle son iki ay içerisinde dünya hisse senedi piyasalarında ciddi toparlanmalar başladı, bazı büyük ekonomiler resesyondan çıkmaya başladılar. Genel kanı ‘en kötünün’ geride kaldığı yönünde olmakla birlikte, bir kısım ekonomist ve piyasa oyuncuları V-şeklinde bir toparlanmayı dahi öngörmeye başladılar. Bence gerçek anlamda toparlanma olabilmesi için reel ekonomide talebin çeşitli devlet destekleri bittikten sonra sağlıklı seviyeye gelmesi, kapasite kullanım oranlarının tekrar yükselmesi, istihdamın artması ve nihayet kalıcı ve kuvvetli büyümenin tekrar başlaması gerekiyor. Bunların tümünün ne zaman gerçekleşmiş olacağını tam olarak öngörmek çok zor olmakla birlikte birkaç çeyrek daha zaman alacağını tahmin ediyorum. Önümüzdeki dönem için diğer CFO’lara ya da şirketlerin mali sorumlularına nakit ve likidite yönetimine iyi ve kötü her dönemde çok dikkat etmelerini öneririm. Şirketler arz talep dengelerine ve ekonomik koşullara bağlı olarak belli dönemlerde operasyonel anlamda karsız ya da az karlı olabilirler. Bu dönemler her ne kadar sermayedar açısından arzu edilmese de temelleri ve iş modelleri sağlam işletmeler için sonuçta dünyanın sonu değildir, ancak nakit akışı ve likiditenin iyi yönetilmediği durumlar hayati olabilirler.”
Site adresi: https://www.finansingundemi.com/haber/80-cfonun-krizle-savasi/261511