İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne (İBB) yönelik 'Yolsuzluk' davasında aralarında görevinden uzaklaştırılan Ekrem İmamoğlu’nun da bulunduğu 107’si tutuklu 407 sanık duruşmanın üçüncü haftasında hakim karşısına çıktı. 11'inci duruşma görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Murat Çalık'ın savunmasıyla başladı. Avukat Cihan Ünal, Murat Çalık'ın dün gece hastaneye kaldırıldığını belirtti.
"Soytekin'e 'şunu verin bunu verin' gibi bir talimatım olmadı"
Duruşma görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Mehmet Murat Çalık’ın savunmasıyla başladı. Çalık, Adem Soytekin ile bağlantısını anlatarak, "Adem Soytekin’i 2014 yılında Beylikdüzü Belediyesi’nde danışman olarak göreve başladığım dönemde tanıdım. Bana kollukta veya savcılıkta Adem Soytekin ile ilgili birşey sorulmadığı için ben herhangi birşey söylemedim ama kendi söyledikleri doğrudur. Bir toplantıda kendisiyle tanıştım. Adem Soytekin, Beylikdüzü’nde 2014 yılından itibaren tanıdığım bir iş insanıdır. Tanımadığım bir insan değil Adem Soytekin. O bölgede de birçok müteahhitin taşeronluğunu da yapmıştı. İşini de iyi yapar bu arada. '11. mahalle' özelinde 2020 tarihinden itibaren hukuki bir sürecin içerisindeyiz. O hukuki sürecin içerisinde Adem Soytekin var, Ali Gül var, Zafer Gül var, ben varım. Büyükçekmece Cumhuriyet Savcılığı’nın benim hakkımda vermiş olduğu takipsizlik kararında o dönem Adem Soytekin de vardı. Dolayısıyla sadece Adem Soytekin ile 11. mahalle özelinde konuştuk. Birisi hakkımızda suç duyurusunda bulunmuş, devamlı ifadelerini değiştirmiş, ona da beyanlarımı verdim. Adem Soytekin’e 'Şunu verin bunu verin' şeklinde bir beyanım olmadı" dedi.
İmamoğlu söz aldı, Çalık'a sordu
Çalık'ın savunması sırasında İmamoğlu söz alarak, "Yaklaşık 35 yıl önce bir yatırımla adım attığımız, çocuklarımın doğup büyüdüğü ve hayatımın; yani bir doğduğum köy ve sonrasında Beylikdüzü desem yeridir. Dolayısıyla benim için de Beylikdüzü çok önemli. Elbette burada şu anda savunmasını yapan değerli kardeşim Mehmet Murat Çalık da bu anlamda değerlidir. İddianame denilen, benim 'İftiraname' diye adlandırdığım bu belgenin bu diyaloğu şart koştuğunu düşünüyorum. Zira diyor ki, 'Ekrem İmamoğlu bir suç örgütü kurdu. Bu suç örgütü 2014 yılı itibariyle kuruldu. Önce Beylikdüzü’nü ele geçirmek, sonra İstanbul’u ele geçirmek, sonra Cumhurbaşkanı olup Türkiye’yi ele geçirmekti' Bu yüz yıl düşünsem aklıma gelmeyecek bir tarif. Bu çok acı bir tarif. Bu tarifi yapan zihniyet, ancak 'Kişi kendinden bilir işi' misali bir tutum ve tavırdır. Burada 'Özel vasıflı üye' diye tanımlanan arkadaşlarım var. İmamoğlu’na bağlı çalışan, sanki bir suç örgütünün bir neferiymiş gibi gösterilerek onları da zan altında bırakan bir süreçle karşı karşıyayız. Kıymetli Mehmet Murat Çalık Başkanım, şuradan başlamak istiyorum. 2018’in Aralık ayında benim Büyükşehir Belediye Başkan adaylığım kesinleşti. Daha doğrusu bana yapılan teklifi kabul ettim. Bunu o dönem Genel Başkanımız Sayın Kılıçdaroğlu’na ifade ettim. O güne kadar Beylikdüzü Belediye Başkan aday adayıydım. Ancak o tarih itibarıyla artık yeni bir yol çizildi. Benim adaylığım belli olduktan sonra şu kısım önemli: Ben kendisine 'Beylikdüzü’ne belediye başkan adayı olmanı istiyorum, sen ne dersin' diye teklif ilettim. Bana ilk cevabı da açıkçası olumsuz oldu. Çok düşünmediğini, doğru olur mu şeklinde bir yaklaşımı oldu. Önce bunu bir daha sorayım Sayın Başkanım, bu şekilde oldu değil mi diyaloğumuz' şeklinde bir soru yöneltti. Çalık ise, "Evet Sayın Başkanım" şeklinde yanıt verdi.
"Herhangi bir zorlamanız olmadı"
İmamoğlu konuşmasının devamında, "2019’da aday oldunuz Mehmet Murat Çalık Başkanım. O dönem ilçe başkanıyla oturup çalıştınız, örgütle çalıştınız ve bir meclis üyesi listesi yaptınız. Benim size bir kişi dahi 'Şunu meclis üyesi yapacaksınız' veya 'Şuna şöyle bir görev vereceksiniz’ diye bir telkinim, ısrarım, talimatım olmuş mudur.Zorlamam olmuş mudur' şeklinde soru sordu. Çalık ise cevaben, "Herhangi bir zorlamanız olmadı kıymetli başkanım" dedi. İmamoğlu, "2024’te aynı şekilde size herhangi bir meclis üyesi için 'Şunu yaz şunu al' vesaire bir telkinim olmuş mudur' sorusunu yöneltti. Çalık, "Yok Başkanım, öyle birşey. 2024’te de olmadı Sayın başkanım kesinlikle olmamıştır. Hatta Beylikdüzü’nde şöyle bir zorluğu da sırtımda taşıyarak iş yaptım. Beylikdüzü’nde 2019 yılında Büyükşehir Belediye Başkanı seçildiğinizde bütün bürokrat arkadaşlar, hiç tereddütsüz hepsi Büyükşehir Belediyesi’ne gitme arzusu içerisindeydiler. İmamoğlu’yla birlikte Büyükşehir’de görev alan arkadaşlarımız oldu ama gitmeyenlerin de aklı, emin olun başkanım sizinle birlikte Büyükşehir’e gitti. Ben bu insanlara yeniden Beylikdüzü’ndeki motivasyonu sağlamakta o ilk aylarda çok zorlandım. Sizin bana herhangi bir müdür, şef ya da başkan yardımcısı öneriniz olmadığı gibi, ben bir de böyle bir zorluğu yaşadım. Diğer ilçeler yaşamamıştır, ben Beylikdüzü olarak yaşadım. Herkes 'Büyükşehir’de ben bir şef olurum' duygusuyla hareket ediyordu" dedi.
"Yasa dışı hiçbir eyleme karışmadım"
11'nci duruşmada İBB Spor Kulübü Başkanı Fatih Keleş'in yeğeni Murat Keleş savunma yaptı.
Murat Keleş, "23 Mart 2025 tarihinde amcam Fatih Keleş, daha sonra 20 Mayıs 2025 tarihinde babam Zafer Keleş, sonrasında da 19-20 Haziran'da kuzenim Mustafa Keleş ve ben tutuklandık. Savcılık aşamasında ifade boyunca soruların odağında özellikle amcam Fatih Keleş vardı. Savcılığa çağrılma nedenim sanki yalnızca onun hakkında konuşmak için çağrılmışım gibiydi. İfadem sırasında şahsımla ilgili somut hiçbir suçlama yöneltilmediği gibi sanki amcam aleyhine tanıklık yapayım diye çağrılmış biriydim. Savcı Bey ifadenin sonlarına doğru 'Senin bir suçun yok, belli ki bir şeyden haberin yok' demesi üzerine; gözaltına alınma ve tutuklanma sebebimin amcam hakkında bir şeyler söylemem istenmesi olduğunu düşünüyorum. Dışarıda söylenenler yeterli görülmemiş gibi aile içinden birinin de amcam hakkında olumsuz ifadeler vermesinin beklendiğini düşündüm. Daha sonra savcılıktan tutuklanma talebiyle hakimliğe sevk edildik ve tutuklandık. Burada ilginç olan şudur ki, bizi tutuklayan hakimin tutuklanma kararında yazdığı 'Kaçma ve delil karartma şüphesi' ne oldukça şaşırdım. İtiraz da ettim edebildiğim kadar; çünkü amcam 19 Mart'ta gözaltına alındı, ben 19 Mart'ta İBB'de işe gittim. 23 Mart'ta tutuklandı, ben 24 Mart'ta yine işe gittim. Daha sonra 20 Mayıs'ta babam tutuklandı, ben yine ertesi gün işe gittim. Yani hiçbir şeyden tedirgin olmadığım için, yaptığım bir şey de olmadığı için ben işe gidip gelmeye devam ettim; ama oraya kaçma ve delil karartma şüphesi yazıldı. Amcam ya da babam tutuklandıktan sonra da ne bir çaba sarf ettim biriyle görüşmek için, ne de herhangi bir çabam oldu. Dediğim gibi yasadışı hiçbir eyleme karışmadım. Amcam Fatih Keleş, babam Zafer Keleş ya da kuzenim Mustafa Keleş'in de yasa dışı bir eylem içinde bulunduklarına hiç şahit olmadım. Kendilerini yakından tanıyan biri olarak da iddia edildiği gibi suçların içinde olduklarına inanmıyorum" dedi.
"Aile bağlarımız örgütsel bağ olarak gösterilmiş"
Keleş, "Amcamın İBB Spor Kulübü Başkanı olması nedeniyle; uluslararası spor müsabakaları, olimpiyat organizasyonları, yabancı dilde yapılan temaslar, yurtdışına gerçekleştirilecek etkinlikler kapsamında hazırlanan metinlerin tercümesi konusunda, yabancı dilde yapılan yazışmaların hazırlanmasına yardımcı oldum. Neticede kendisi amcamdı, yeğeni olarak kendisine belediyenin resmi işleri bağlamında destek oldum. Savcılık ifademde de 'Dönem dönem amcamın yanındaydım asistanlık yaptım' beyanımdaki kastım da budur. Resmi başvuru ve resmi mülakatlar sonrası işe alındığım İBB'deki resmiyetle yapılması gereken iş ve görüşmeler yapıldığı için örgüt üyeliğinden cezalandırılmam isteniyor. Bırakalım suç örgütünü, hayatımda hiçbir siyasi partiye ya da derneğe üyeliğim dahi olmamıştır. Bir futbol takımı bile tutmuyorum. iddianamede örgüt üyesi olduğu iddia edilen kısım yazılırken, sanki suçmuş gibi amcamın Fatih Keleş olduğu, babamın Zafer Keleş olduğu yazılmış. Aile bağlarımız sanki örgütsel bir bağ gibi gösterilmiş. Hatta benimle ilgili kısmı yazmaya başlarken 'Fatih'in yeğeni, Zafer'in oğlu' diye başlamışlar. Babam ve amcamla telefonla konuşmuş olmayı örgütsel faaliyetler kapsamında haberleşiyormuşuz gibi bir algı yaratılmaya çalışılmış. Babamın babam olması, amcamın amcam olması suça delil yapılmış. Ben Fatih Keleş'in yeğeni, Zafer Keleş'in oğlu olduğum için tutuklanmışım diye anlıyorum bu iddianamede. Bunu kabul etmek mümkün değil" şeklinde konuştu.
"Örgüt üyesi değilim"
Murat Keleş, "İddianamenin 6'ncı bölümünde amcam ve babamla beraber bazı kişilerle telefon irtibatım olduğu söylenmişti. Sayılmış isimlerin bir kısmını bırakın hatırlayıp hatırlamamayı, fiziken görsem dahi tanımazdım. İsmine de bakınca 'Bu kimdi' diye hatırlayamadığım kişiler bile var. Listede belediye başkanı özel kalem çalışanları ve belediye çalışanları var; ancak iddia edilen telefon irtibatlarının HTS mi, baz mı olduğu, yakınlığım ya da bu irtibatların sayısı ve saati dahi belirtilmemiş. Bu kişilerle yaptığım görüşmeleri hatırlamamakla birlikte, varsa dahi mesai saatleri içerisinde olan bu görüşmelerin 1-2 dakika olduğuna eminim. Bu isimlerin içinde babam Zafer Keleş ve amcam Fatih Keleş de var. Bir insanın ailevi görüşmeleri, kendi babasını, amcasını aramasının örgütsel olarak gösterilmesini anlamakta güçlük çekiyorum. Yine görüşmelerimin az insanla olmasına başka bir bahane daha bulunmuş; 'Az kişiyle görüşüyor çünkü örgüt gizliliğine önem veriyor' deniyormuş. Burada örgüt olmadığı gibi ben de bir örgüt üyesi değilim. Olmayan bir örgütün gizlilik kaygısı da yok. Ben motosikletiyle işe gidip gelen, saklayacak hiçbir şeyi olmayan, sadece çalışan biriyim. Bu sadelikte yaşadığım için de hiçbir şey bulunamamış. Hiçbir şey bulunamıyorsa da bu sefer 'Çok gizli çalışıyor' diye yazılmış iddianameye. Böyle bir mantıkla 10 aydır tutukluyum" dedi.
"Bırakın para almayı bu miktarda parayı bir arada görmedim"
Keleş, "Ahmet Sarı ile hiç telefonda görüşmedim, numarasını bilmem, özel hayatını bilmem. Ne iş yaptığını bilmem; restoranda, dışarıda herhangi bir yerde hiçbir görüşmem olmadı. Kendisi amcama 17 kere para götürdüğünü iddia etmiş ve Florya veya Bakırköy'deki belediye binalarında babam veya benim tarafımdan teslim alındığını öne sürmüş. Yalandır. Yalnızca ifadenin başında belirttiğim sebeplerden amcamın yanında bulunduğum zamanlarda kendisiyle karşılaşmışlığım ve kısa süreli görmüşlüğüm vardır. Kaldı ki burası başka bir alan değil; kamuya açık belediye kurumlarıdır. Kendisinden hiçbir şekilde para almadım, amcam da dahil hiç kimseye para götürmedim. Buradan Ahmet Sarı'ya mahkeme huzurunda şunu sormalıyım Sayın Başkan, kendisinden bırakın parayı; herhangi bir hediye, bir çikolata, bir kalem, bir iğne dahi almışlığım var mıdır. Bunu Ahmet Sarı'ya sormak isterim çünkü ben buna net bir şekilde cevap verebilirim. Kendisinden hiçbir şey almadım. Belki tek temasım tokalaşmak olmuştur. Bırakın Ahmet Sarı'dan para alıp birilerine teslim etmeyi, bu miktarlarda parayı hayatımda hiç görmedim görmem de mümkün değil" dedi.
İddialar gerçeklikten uzak
Duruşmada daha sonra Kirazlı-Halkalı Metro Hattı yapım işi ihalesine fesat karıştırdığı iddiasıyla yargılanan İBB Raylı Sistemler Daire Başkanı Ceyhun Avşar savunma yaptı.
Mühendis olduğunu ve aylık gelirinin 70 bin lira olduğunu beyan eden Avşar, ifadesinde Yenikapı-Otogar arasında faaliyet gösteren M1B metro hattının ilk ihalesinin Mart 2017'de yapıldığını kaydetti.
İhaleyi MİKA, MAKYOL, İÇTAŞ, Kalyon ve Astur ortak girişim grubunun aldığını anlatan Avşar, "Bu grup işlere ve imalatlara başlıyor fakat Eylül 2018'e gelindiğinde projede yalnızca yüzde 4 fiziki ilerleme olduğu görülüyor ve proje durduruluyor. Raylı sistem projelerinin işlerine eksiksiz devam edebilmesi için teknik kriterler kadar finansal sürekliliğin de sağlanması gerekiyor. Fakat projenin ne ihale hazırlıklarının yapıldığı 2016-2017 dönemlerinde ne de 2017-2018 dönemlerinde herhangi bir finansman temini gerçekleşmiyor. 2019 sonrasında o dönemde İstanbul'da durmuş birçok raylı sistem hattı gibi bu hatta da bir kredi finansman arayışı çalışmalarına başlanılıyor." diye konuştu.
Avşar, Mayıs 2022'de bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıktığını, yüklenici firmalara ilerleyişi yüzde 15'i geçmediyse tek taraflı fesih hakkı verildiğini ve projeyi yapan iş ortaklığı grubunun bu haklarını kullanarak tasfiye talebinde bulunduklarını, Ağustos 2022'de Hazine ve Maliye Bakanlığının bu talebi onayladığını vurguladı.
Söz konusu projeye Eylül 2022'de dahil olduğu bilgisini veren Avşar, o dönem metronun ilerlemesi konusunun gündeme alındığını, ihalede kullanılması düşünülen projeleri incelediklerinde ciddi manada ihtiyaç fazlası tasarım gerçekleştiğini gördüklerini, böylece proje revizyonu süreci başlattıklarını anlattı.
Revizyonla projede tasarruf yapabileceklerini fark ettiklerini ve 14 milyar 850 milyon liralık bir tasarruf kalemi oluşturduklarını dile getiren Avşar, savunmasına şöyle devam etti:
"Öncelikli olarak kaba inşaat işleri tamamlanamayan M1B uzatması Kirazlı ve Halkalı Üniversite kısmında bir ihale hazırlığına çıktık. İnşaat işleri ihalesini gerçekleştirdikten sonra, sistemin kalan projeleri tamamlandığında bir bütün halinde tekrar ihale edilme gerekliliğini gördük ve o dönemde çıkan başka bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesiyle bu ihalenin iptalini gerçekleştirdik. Bütün halde tekrar ihale kararı aldık. Bu karara itirazlar oldu, Kamu İhale Kurumu'nda, idare mahkemelerinde ve Danıştay'da karara bağlandı. Danıştay'ın nihai kararıyla, ilk yaptığımız inşaat işleri ihalesinin iptali kesinlik kazandı. Bu karar sonrasında hattın bütüncül bir şekilde ihale hazırlıklarına başladık. İhaleyi pazarlık usulü yapmaya karar verdik, yaklaşık maliyet hazırlama sürecine geçtik. Ardından davet edilecek firmaların seçimi sürecine geçtik, 6 kişilik bir davet listesi hazırladık. İlk ihalemizi 26 Eylül 2024'te yaptık. Davet ettiğimiz 2 firma teklif vermedi, 2 firma KKTC firması da dahil ederek iş ortaklığı teklifi sundu, bir firma tek başına katıldı. Davet ettiğimiz diğer firma ise yanına 2 ortak alarak bir iş ortaklığı şeklinde teklif sundu."
Avşar, ihalenin ikinci turunda iki firmanın teklifinin geçerli sayıldığını belirterek, ihale sürecini mevzuata uygun yürüttüklerini ancak gelen tekliflerin yaklaşık maliyete çok yakın kalması ve yeterli rekabetin oluşmaması nedeniyle ihaleyi iptal ettiklerini söyledi.
İhale komisyonunun sadece usul denetimi yaptığını, nihai sorumluluğun kendisinde olduğunu vurgulayan Avşar, piyasayı ve projeyi iyi bildiği için fiyatı yüksek bulduğunu, iptal kararının ciddi risk içerdiğini ancak mühendislik hesaplarına, metrajlara ve piyasa koşullarına güvenerek bu riski aldığını ifade etti.
Avşar, ikinci ihalede daha fazla firmadan teklif alarak rekabeti artırdıklarını, geçersiz teklifleri açıkça elediklerini ve ilk ihalenin sadece sınırlı kaba inşaat işlerini kapsadığını, ikinci ihalenin ise tüm sistemleri ve mevcut hatların revizyonunu içerdiğini, fiyat farkının da doğal olduğunu ileri sürdü.
Hakkındaki suçlamaların büyük bölümünün iddianamede "ihbar eden" sıfatıyla yer alan Ogün Kuzu'nun beyanlarına dayandığını aktaran Avşar, yaklaşık maliyetin sızdırıldığı iddialarını reddetti.
Sektörde bu büyüklükteki işlerin maliyetinin uzmanlarca öngörülebileceğini, tekliflerin yaklaşık maliyete yakın olmasının tek başına suç sayılamayacağını öne süren Avşar, kendisine yöneltilen ihaleye fesat ve kamu zararı iddialarının teknik açıdan hatalı ve gerçeklikten uzak olduğunu, tüm süreçte kamuya büyük tasarruf sağladıklarını savundu.
Duruşmaya sahte basın kartıyla giren şüpheli tutuklandı
Marmara Ceza İnfaz Kurumu 1 No’lu Duruşma Salonu’nda görülen İBB'ye yönelik yolsuzluk duruşma sırasında, şüpheli Erdal Yasin Tüysüz’ün jandarma personelinin görüneceği şekilde fotoğraf çektiği ve sahte basın kartı kullandığı tespit edildi. Olayla ilgili Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından soruşturma başlatıldı. Gözaltına alınan şüpheli, Bakırköy Adalet Sarayı’na sevk edildi. Nöbetçi sulh ceza hakimliğine çıkarılan Tüysüz, 'Resmi belgede sahtecilik' suçundan tutuklandı.
Konuya ilişkin Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada, "İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılaması başlayan 2025/ 318 E. sayılı dosyanın, Marmara Ceza İnfaz Kurumlarındaki 1 nolu duruşma salonunda görülen duruşmalarına, sahte basın kartıyla girerek duruşma takibi yapan ve çektiği görüntüleri sosyal medya hesabından paylaştığı anlaşılan Erdal Yasin Tüysüz hakkında gözaltı, arama ve el koyma talimatı verilmiştir" ifadeleri kullanıldı.
Basın kartı olmayanlar salona alınmıyor
Bunun üzerine alınan yeni önlemlere göre görevli jandarma personeli duruşma salonu girişinde basın mensuplarının turkuaz basın kartı üzerindeki QR kodunu okutarak kartların geçerliliğini kontrol ediyor. Turkuaz basın kartı olmayan kişiler duruşma salonuna alınmıyor.
Duruşmalarda üçüncü hafta
İlk duruşma 9 Mart Pazartesi günü görüldü. Davanın ilk duruşmasından bugüne kadar 15 kişinin savunması alındı. Cuma günü duruşma görülmezken, haftanın 4 günü devam eden duruşmalarda üçüncü hafta 23 Mart Pazartesi günü başladı.
Duruşma, tutuklu sanıkların savunmalarının alınmasına devam edilmek üzere 30 Mart Pazartesi gününe ertelendi.
Mahkeme ara kararını açıklayacak
Duruşma görevinden uzaklaştırılan Beylikdüzü Belediye Başkanı Çalık'ın savunmasının alınmasıyla saat 10.25'te başladı. Saat 12.00 sıralarında ara verilen duruşma saat 13.40'ta yeniden başladı. Mahkeme başkanı, duruşmanın pazartesi günü sanık savunmalarının alınmasıyla devam edeceğini açıkladı. Salı, çarşamba ve perşembe günlerinde ise avukatların tahliye taleplerinin dinleneceğini belirten mahkeme başkanı, perşembe günü ara karar vereceğini de açıkladı.
İddianameden
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı görevinden uzaklaştırılarak tutuklanan Ekrem İmamoğlu’na yönelik yürütülen ‘Yolsuzluk’ soruşturması tamamlanarak 11 Kasım 2025 tarihinde 3 bin 809 sayfalık iddianame hazırlandı. İddianamede 'Örgüt lideri’ olarak adı geçen Ekrem İmamoğlu’nun; ‘Suç işlemek amacıyla örgüt kurma’, ‘Rüşvet’, ‘Suç gelirlerinin aklanması’, ‘Kamu kurum ve kuruluşları zararına dolandırıcılık’, ‘Kişisel verilerin kaydedilmesi’, ‘Kişisel verileri ele geçirme ve yayma’, ‘Suç delillerini gizleme’, ‘Haberleşmenin engellenmesi’, ‘Kamu malına zarar verme’, ‘Rüşvet alma’, ‘Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma’, ‘İrtikap’, ‘Suçtan kaynaklanan mal varlığı değerlerini aklama’, ‘İhaleye fesat karıştırma’, ‘Çevrenin kasten kirletilmesi’, ‘Vergi usul kanununa muhalefet’, ‘Orman kanununa muhalefet’ ve ‘Maden kanununa muhalefet’ suçlarını işlediği iddia edildi. İmamoğlu’nun 142 eylem nedeniyle 828 yıl 2 aydan 2 bin 352 yıla kadar hapisle cezalandırılması isteniyor.
İBB davasında 10'uncu duruşma! Murat Çalık ilk kez hakim karşısına çıktı
İBB 'yolsuzluk' davası 9'uncu gün! Savunmalar devam ediyor
Yazdır