CHP Milletvekili Avukat Haluk Pekşen, “Sivilin biri bugün çekti birini vurdu, adam öldü. Vuran kişi, adam FETÖcü’ydü, terör eylemi hazırlığı içindeydi, dediği an yargılanmayacak. Can alıcı kısmı şu ki; 15 Temmuz gecesi, demiyor. 15 Temmuz eylemini esas alarak, devam eden bütün eylemlere yargılama istisnası getiriyor” dedi.
Hükmün iptali için acil koduyla, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) başvuracağını açıklayan Pekşen, gerekçelerini Hürriyet’e şöyle anlattı:
“Anayasa Mahkemesi (AYM) OHAL’ döneminde çıkan KHK’leri yargılamam, dediği için bu KHK çıktı ve Türkiye bu kaos düzenine sürüklendi.
Burada can alıcı nokta şu; 15 Temmuz gecesi, demiyor. 15 Temmuz temel eylemenini esas alarak, devam eden bütün eylemlere yargılanma engeli getiriyor. Sadece 15 Temmuz’u değil; bugünü, yarını da kapsıyor. Eylemin türü, şekli hakkında hiç bir sınırlama yok. Sivilin biri bugün çekti birini vurdu. Yasada bir istisna var mı? Cinayet kapsam dışı, diyor mu? Demiyor. Adam FETÖ’cüydü, terör eylemi hazırlığı içindeydi, ben de çektim vurdum, dediği an yargılanmayacak.
Biri generalin kafasını kesse, Emniyet Müdürüne bıçak saplasa ve ben burada 15 Temmuz'a karşı direniyorum, dese hiçbir hukuki sorumluluğu yok. Türkiye’de artık hiç kimsenin can güveniliği yoktur. Bu reisin adamlarının düzenidir artık.
İVEDİ YARGILAMA İÇİN
Bugün itibariyle çalışmaya başladım. İki başvuru yapacağım biri AYM’ye; ki onlara bu işi çözecek bir hukuk mahkemesi oldukları için değil, iç hukuk yolunu tüketmek için götüreceğim. İkincisi de AİHM’e acil yargılamayı gerektiren bir konu olarak götüreceğim. Toplumda infial yaratan ve sonuçları itibariyle telafisi imkansız hak ihlalleri sonucu doğuracak bir düzenleme olduğu için, pilot dava olarak götüreceğim. Hatta bunu STrazburg’a gidip, elden doğrudan vermeyi düşünüyorum. Bu tür durumlarda AİHM ivedi yargılama prosedürü uygulayabiliyor.
KAOSUN SORUMLUSU AYM
Yetkim olsa, AYM’yi derhal, hiç bir saniye tereddüt etmem kapatırım ve üyelerin tamamını istisnasız yargıya terk ederim. Bu KHK'nin çıkarılması siyasi iktidardan çok AYM'nin sorumluluğunu gerektirir. AYM bugün Türkiye’nin bütün sorunlarının kaynağıdır. Türkiye’de bugün önce demokrasi ve hukuk devleti yıkıldı; şimdi de devleti tümden yıkıyorlar. Bunun yasal kılıfını bulma yükümlülüğünü de AYM sağlıyor. Bu eşkıya, dünyaya hükümdar oldu, anlamına geliyor. "
İŞTE TARTIŞILAN O MADDE
696 sayılı KHK ile "darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket edenlere, resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına bakılmaksızın cezai sorumsuzluk" getirildi.
696 sayılı KHK ile Olağanüstü hal uygulamalarının uygulanmasına ilişkin 8 Kasım 2016'da çıkarılan yasanın 37. maddesine ek yapıldı.
Bu maddeye bir 'fıkra' ekleyerek şöyle denildi: "Resmi bir sıfat taşıyıp taşımadıklarına veya resmi bir görevi yerine getirip getirmediklerine bakılmaksızın 15/7/2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında hareket eden kişiler hakkında da birinci fıkra hükümleri uygulanır."
Daha önceki düzenleme şöyleydi:
"15 Temmuz 2016 tarihinde gerçekleştirilen darbe teşebbüsü ve terör eylemleri ile bunların devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması kapsamında karar alan, karar veya tedbirleri icra eden, her türlü adli ve idari önlemler kapsamında görev alan kişiler ile olağanüstü hal süresince yayımlanan kanun hükmünde kararnameler kapsamında karar alan ve görevleri yerine getiren kişilerin bu karar, görev ve fiilleri nedeniyle hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz."
TBB: BU KHK DERHAL İPTAL EDİLMELİ
Türkiye Barolar Birliği (TBB) Başkanı Metin Feyzioğlu, "Sayın Cumhurbaşkanını ve Bakanlar Kurulunu, 696 sayılı KHK'yi topyekun ve derhal geri çekmeye davet ediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuyu milli bir mesele olarak ele almasını, her türlü siyasi parti kaygılarının üzerine çıkmasını ve acilen çözümlemesini, Anayasa Mahkemesinin 26 yıllık pırıl pırıl içtihadına, şanlı tarihine sahip çıkarak OHAL ile ilgili tek bir düzenleme dahi içermeyen bu KHK'yi iptal etmesini bekliyoruz." dedi.
Feyzioğlu, Türkiye Barolar Birliğindeki basın toplantısında, Olağanüstü Hal kapsamında çıkarılan 696 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin milli iradeyi yok saydığını ve güç kullanma yetkisini sivillere devrettiğini savundu.
Söz konusu KHK ile Meclis'in bir kez daha işlevsiz kılındığını ve milli iradenin yok sayıldığını iddia eden Feyzioğlu, "135 kanun maddesi kalıcı olarak değiştirilmiştir. Bu değişikliklerin hiçbiri OHAL ile ilgili değildir. Bundan daha vahimi şudur, bu KHK, insanların yaşam hakkını tehlikeye atmıştır." diye konuştu.
Feyzioğlu, KHK ile 15 Temmuz 2016'daki darbe girişiminin devamı niteliğindeki eylemlerin bastırılması için sivillerin silah dahil güç kullanmasının sağlandığını, ceza ve tazminat sorumluluğundan muaf tutulduğunu kaydeden Feyzioğlu, "Soruyorum, darbe teşebbüsünün devamı niteliğindeki eylemler ne demektir? Kim, neye göre bunu tespit edecektir? Bir kez daha soruyoruz, Türk Ceza Kanunu'ndaki mevcut düzenlemelerin ötesinde mutlak sorumsuzluk getiren bu düzenlemeyle kim, neyi amaçlamaktadır?" ifadelerini kullandı.
Bir ürünün taban fiyatını az bulan, kadınlara yönelik haksız bir uygulamayı yanlış gören bir grup vatandaşın demokratik protesto haklarını kullanmaları sırasında onlara birilerinin saldırması ve saldırganların "15 Temmuz'un devamını istiyorlardı onun için öldürdük." demeleri durumunda ne yapılacağını soran Feyzioğlu, şöyle konuştu:
"Bugün yetkili makamlardan gelen bir açıklama kaygımızı doğrulamıştır. 'Bu KHK'den terörle ilgili olmayanların endişe etmesine gerek yoktur.' demiştir yetkili. Demek ki bu KHK'yi eleştiren herkes onların gözünde terörle bağlantılıdır ki endişe etmektedir. Toplumsal kaosun ve şiddetin fitilini ateşlemek kolay, yangını söndürmek çok zordur. İnsanların yaşam hakkı tehlikededir. Güç kullanma yetkisi sadece devlete aittir. Devlet tarafından bile bu yetki kullanılırken hukukun evrenselleşmiş ilkelerine uygun davranılması gerekir. Bu KHK ile bu yetki, peşinen ve hiçbir kayıt ve şarta tabi tutulmaksızın başkalarına devredilmek istenmektedir."
Feyzioğlu, söz konusu uygulamanın sonuçları kestirilemeyen şiddet dalgasına sebebiyet verebileceğini değerlendirerek, şunları kaydetti:
"Bizi kardeş kavgasına sürükleyebilecek böyle bir düzenlemenin sonuçlarının, yetkili makamlarca öngörülmüş olduğuna inanmak dahi istemiyoruz. Umarım üzerinde düşünmeden, okumadan imzalamışlardır. Bu sebeple Sayın Cumhurbaşkanını ve Bakanlar Kurulunu 696 sayılı KHK'yi topyekun ve derhal geri çekmeye davet ediyoruz. Türkiye Büyük Millet Meclisinin konuyu milli bir mesele olarak ele almasını, her türlü siyasi parti kaygılarının üzerine çıkmasını ve acilen çözümlemesini, Anayasa Mahkemesinin 26 yıllık pırıl pırıl içtihadına, şanlı tarihine sahip çıkarak OHAL ile ilgili tek bir düzenleme dahi içermeyen bu KHK'yi iptal etmesini bekliyoruz. Bununla görevli olduğunu söylüyoruz."
''EN BÜYÜK HAKSIZLIK YARGIYADIR''
Gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Feyzioğlu, davet edilmeleri durumunda Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a söz konusu uygulamanın Türkiye'yi nereye sürükleyeceğine yönelik düşüncelerini anlatabileceklerini belirtti.
Maddenin geleceğe yönelik olduğunu ileri süren Feyzioğlu, soru üzerine KHK ile yapılan "tek tip" düzenlemesinin yargıyı peşin hükümlü göstereceğini savundu.
Feyzioğlu, "Bu, FETÖ'nün, PKK'nın, DHKP-C'nin ve terör örgütlerinin isteyeceği bir şeydir. Çünkü dünyaya dönüp diyeceklerdir ki 'Bakın, Türkiye'de, ABD'deki Guantanamo gibi insanlara da yargılanırken tek tip elbise giydiriyorlar. Çünkü yargılamaya çıkarken zaten Türk yargısı, suçlu diye bakıyor. Biz suçlu değiliz, siyasi iktidarın yargı eliyle bastırdığı muhalifleriz.' demek için bundan daha güzel bir gerekçe yok. Bir tane tişörtten yola çıkıp koskoca Türkiye Cumhuriyeti yargısı, muhalifleri ezmek üzere dizayn edilmiş, örgütlenmiş bir yapıya dönüştürülebilir mi? On binlerce namusuyla çalışan, fedakar avukata, hakime, savcıya haksızlık değil mi bu? En büyük haksızlık yargıyadır burada." ifadelerini kullandı.
Yazdır